Faik Baysal

Faik Baysal

YazarÇevirmen
8.1/10
33 Kişi
·
85
Okunma
·
4
Beğeni
·
1.260
Gösterim
Adı:
Faik Baysal
Unvan:
Türk Yazar
Doğum:
Adapazarı, 1922
Ölüm:
İstanbul, 9 Aralık 2002
Faik Baysal (d. 1922, Adapazarı) - (ö. 9 Aralık 2002 İstanbul) Türk yazar.

1922 yılında Adapazarı'nda doğdu. İlk, orta ve liseyi Saint Joseph Lisesi'nde okudu. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Fransız Dili ve Edebiyatı Bölümü'ndeki yüksek öğreniminden sonra (1942), gazetelerde, şirketlerde, ansiklopedilerde çevirmenlik ve çeşitli liselerde Fransızca ve İngilizce öğretmenliği yaptı. Gazetelerde, dergilerde çalıştı. İkinci Dünya Savaşı boyunca yedek subay olarak orduda görev aldı. Başından sonuna kadar Meydan Larouse'un çalışmalarına katıldı; ilk romanı Sarduvan'ı 1944 yılında yayınladı. Arkasından çok sayıda şiir, öykü ve roman yazdı. Sarduvan'la Orhan Kemal Roman Armağanı'nı Sancı Meydanı'yla 'Sait Faik Hikaye Armağanı'nı kazandı. Faik Baysal'ın Fransızcadan birçok çevirisi vardır. Evli ve iki çocuk babasıdır. İlk şiiri Gündüz dergisinde çıkan (1936), 1943'ten bu yana, en çok Varlık dergisinde şiir, hikâyelerine, gazetelerde tefrika romanlarına rastlanan Baysal, konularını büyükbabasının yanında çocukluğunu geçirdiği Adapazarı ve çevresi köy ve kasabalarında, İstanbul'un kenar mahallerinden aldı, sefalet ve serseriliklere kaymış insanların hayat dramlarını inceledi. Faik Baysal, 9 Aralık 2002'de vefat etti.

Baysal'ın Sanatı

Baysal, öyle gözler önünde olmayan, köşesinde kozasını ören; ömrünü edebiyatla iç içe yaşamaya, hatta bununla soluk almaya adayan, çevirileriyle yeryüzü kültürlerine açılmayı bir yaşama biçimine dönüştüren aydınlanmacı bir yazın insanıydı. Şiirle adım attı yazın dünyasına. Ama asıl öykü ve romanlarıyla "1940 Kuşağı" içinde yer aldı, adını duyurdu. Bir bakıma 1944'te yayımladığı ilk romanı Sarduvan, yazarımızın edebiyat alanındaki yönelimini de ortaya koyan bir yapıt oldu. Romanın yeni basımındaki sunuş yazısında, Baysal; "Roman büyük gürültü kopardı ve sonunda edebiyat kazandı," derken; gerçekten de o koparılan gürültünün üzerinde, en az bu roman kadar, durmak gerektiğini düşündürüyordu bizlere.

Baysal, 19 yaşında bir genç edebiyatçı olarak, içinden çıktığı toplumun sorunlarına ilgi duyan, yaşanılan düzensizlik ve yoksulluklardan rahatsız olan biridir. Amacı o tanıklığını romanıyla yansıtmaktır. Öyle de yapar. Yazar, gelip yaşadığı kentle yüzleşirken; taşrada (Adapazarı) yakından tanıdığı bir yörenin insan-yaşam gerçekliğine döner yüzünü. Duyduğu rahatsızlık toplumdaki değişimle gelen çarpıklık, yozlaşmadan kaynaklanır. Yazarı harekete geçiren de toplumun vicdanı olma duygusudur diyebiliriz. Bunu kendisi şöyle dile getirir: "Ben Sarduvan'ı daha çok bu rezilliği sarsmak, okuyucuya uyarıda bulunmak, biraz abartılı da olsa insanımızın gerçek dramını gözlerin önüne sermek, edebiyatımızı saçmasapan kitaplarıyla halkı afyon yutmuş gibi uyutan tefrikacılarımızın gerçek yüzlerini ortaya koymak için yazdım."

Romancımız, döneminin yazın ortamına da tepki duymaktadır aslında. Bu ilk roman, Baysal'ın bundan sonraki edebiyat yolu için bir kilometre taşı olur. 1957'de yayımladığı ikinci romanı Rezil Dünya, o çıkışının ne denli yerinde olduğunu pekiştiren bir örnektir. Henüz köy-kent kavramlarının edebiyatımızda tartışılmadığı bir ortamda, toplumcu bir bakışla yalın gerçekçilik savının roman ve öyküde nasıl biçim alabileceğini gösterebilen bir kuşağın yazarıdır, Baysal. Bir yanı "Garip Şiiri"nin getirdiği açılımla dışa/sokağa/toplum yaşamına, ötedeki 'küçük insan'a nasıl bakılması gerektiğini; diğer yanı da toplumcu gerçekçi bakışla insan-toplum gerçekliğinin nasıl yansıtılması gerektiğini gösterir. İşte bu iki bileşimdir Faik Baysal kuşağının edebiyatını var eden. Gelenekselle modern arasındaki çizginin önünü açan, düzyazıda yeni bir dil kurup biçim geliştirerek, farklı bakış açılarının edebiyatı nasıl zenginleştirebileceğini gösterirler. Baysal, işte bu oluşumun en 'sahih', en 'yalın' yerinde durur. İnandırıcı, içten, insanı ve toplumu seven, yerellikten çok yöre/kasaba-kent gerçekliğini önceleyen; giderek de öykü ve romanlarında bunun daha derişik yanlarını irdelemeyi amaçlayan bir tavır geliştirdiğini söyleyebiliriz. Elleri Sesinin Rengindeydi (1998) kitabındaki öyküleri bunun güzel örneğini sergiler. Rezil Dünya (1957), Drina'da Son Gün (1972) ve Voli (1993) romanları değişimin dönemsel tanıklıklarını içermesi bakımından hem Faik Baysal'ın anlatı dünyasında, hem de romancılığımızda önemli bir yere sahiptir. Son romanı Madam Bambu'dur.
Ben bu eve gelin geldiğimde bu tahtalar kapkaraydı. Onları ağartıncaya kadar ellerime kan oturdu. Şu duvarlara bak kendi ellerimle badanaladım hepsini. Tam biraz rahat edeceğim bir günde beni alıp götürmeye kalkıyorsunuz.Niye çalıştım bu kadar ben? Ölürsem bile sizin aranızda rahat öleyim diye didinip durdum hep. Neden anlamak istemiyorsunuz beni. Evi korumak benim görevim.Evi olmayan bir kadın ölmüş demektir. Bu evin her taşını her tuğlasini savunacağım. Bu duvarların kirlenmesine,bu tahtaların yeniden kirlenmesine göz yumamam. Ölsem de yumamam.Burası evim benim, evim. Sizi doğurduğum ev, büyüttüğüm ev.
Faik Baysal
Nemesis Yayınları
Çünkü en sevmediği şeylerden birisi de, bir insanın korkması değil korktuğunu belli etmesiydi. Cesur insan korkmayan değil korktuğunu açığa vurmayan insandı.Doğru yada yanlış,Azamoviç bunun böyle olduğuna inanmıştı,en büyük kahramanların da en büyük korkakların arasından çıktığı yolundaki kanısını hiçbir zaman değiştirmemişti.
Faik Baysal
Sayfa 63 - Nemesis Yayınları
O da çok yalnız,nasıl bunalmıyor tek başına Allah'ın dağında?"Niye bunalsın?Kitap okuyan insan yalnız değildir ki."
Faik Baysal
Sayfa 154 - nemesis kitap
439 syf.
O kadar etkileyiciydi ki sanki içinde yaşıyorsun gibi. Okurken şimdi yaşasaydık bunları hangi komşum,hangi iyilikte bulunduğum insan o durumda bir olurdu ,iyiliğini gösterirdi, hangisi ayrışır düşman olurdu diye düşündüm. Bu sorunun cevabını öğrenmek zorunda kalmamayı diliyorum.Ister barış olsun ister savaş yine olan en çok kadınlara ve çocuklara oluyor.Ve yine tanık oluyoruz o günde bugün de yaşananları çarpıtan,yanlış gösteren akbabalar savaş sahnesinde en önde yerlerini alıyor.Biz Türkler en iyi dostumuzun yine kendimiz olduğunu unutmamalıyız.Dili akıcı ve betimlemelerden sıkılmadığım bir kitaptı. Birde yaşananlar gerçek olmasaydı dedim.
"Ben döneceğim. Birgün er geç döneceğim. Hemde bu kez bir daha yerimden kımıldamak üzere döneceğim.Türkiye de benim yurdum, burası da.Topraklarımın hepsini haydutların elinden geri alacağım."Şevvala Selmonoviç
439 syf.
·7 günde·Puan vermedi
Keyifli okuyamadığım,okurken ha bire söylendiğim bir kitap oldu benim için. Akıcılığıyla sayfadan sayfaya sürüklerken yakıcılığıyla “az bir dur,dur da bir nefes al” dedirten türdendi. Savaşın kimlerin işine geldiğini ve neden yapıldığını öyle iyi anlatmış ki Faik Baysal,bana düşünecek çok da bir şey bırakmamış bu konuda. Şimdilerde Mitza’nın çocuklarının ne halde olduğunu düşünüyorum ya da Stikoviç yaşasaydı olabilecekleri,kendime diyorum ki Azamoviç ne mal olduğunu bile bile neden korudu Mordaç’ı? Tecavüze uğrayan Saima iken neden yine toplumca suçlu görülen horlanan o oluyor?Davutiç’e Miyasiç’in yaptığını yok saydırtacak hatta canından geçirtecek kadar mıdır toplum baskısının ağırlığı?ve daha pek çok soru bıraktı bana Baysal.sanırım bir cevabın bedeli daha çok soru...
Mebde 100 temel eser içinde sayılan bu kitap şahsi fikrimce özümsenebilmesi açısından lise dengidir. Beğendim diyemiyorum zira beğenilecek olaylar değil anlatılanlar... ama okuyun,okuyun ve görün ki türkün türkten başka dostu yoktur. Kitapla kalın
439 syf.
·7 günde·Puan vermedi
Türklerin balkanlarda nasıl bir mücadele verdiğini, 2. Dünya Savaşı'nın bütün çirkinleri- iki yüzlülüğünü gözler önüne seren bir kitap. Ayrıca Türklerin hiçbir zaman ırkçı bir görüş izlemediğini -savaşta bile- gösteriyor. Mutlaka olunması gereken mükemmel bir tarihi kitap.
387 syf.
·Beğendi·10/10
Hayyam Medreseden beri gelen dostu Sabbaha bakarak desi:
Bize zorba bir efendiden söz ediyor lar,
Ona cehennem dumanı gibi
Kapkara bir yüz yakıștırıyorlar,
Yiğit bir insandır belki de...
439 syf.
·9/10
Ikinci dünya savaşı. Balkanlar.. Yugoslavya.. her savaşın ortak noktasi gibi ölüm.. insanlarin ayni toprağın hamurundan yoğrulmuş  yurttaslarini vatanlarindan atmak icin hattâ yeryuzunden tamamiyle yok edebilmek için acımasız iskenceleriyle bezenmiş kanlı mücadelesi. Tabi ki Türklere karsi kin ve nefret başrolde.. Bir otobus yolculuğuyla başlıyor kitap dahasi kitap da ikisi de birbirinden heyacan dolu iki otobus yolculuğu kitabin okumaktan en çok  zevk aldigim kisimlari oldu.
Kitap meb in 100 temel eseri arasında. Kurgulanmis bir roman olmayan ve de tarihe şahitlik eden, yaşanmış olaylardan temel alan bu  tür yapıtları daha daha fazla okutmali ve de okumaliyiz.Yazik ki su kitaptaki hadiselerden Bsenka isimli canavar ruhlu  kadinin kitabin girisindeki olayda öldürülmüş olmasi, Azamovic in ölümüne sebep olacağını bildiği halde ihanet eden alcak Mordaci korumasi...
Drina.. artik baliktan çok ölmüş insanlarin yüzdüğü Drina.."Drina'da Son Gün"de yaşanan tüm kanli olaylarin nihayetinde hristiyan, Müslüman  ve ortodoks  olan insanlarin toprağin altinda yanyana yattiklarini görüyoruz.İnsanlarin yurtlarindan, doğup büyüdükleri  vatanlarından, yeni diktikleri perdelerini dahî asmaya kiyamadiklari sicak yuvalarından Balkan ayazinda nasil zorla anayurtlarina dönmek mecburiyetinde birakildiklarini aci gercekleriyle görüyoruz.
Okuyun, okutun.
439 syf.
·4 günde·5/10
Uzun zamandır okumak istediğim bir kitaptı. Yazar 2002 de vefat etmiş ama eserleri ile her daim gündemde kalacak büyük bir yazar. Ancak bir kez daha okur muyum? Mecbur kalmadığım sürece kolay kolay okumayacağım bir kalem. Yazarı ve kitabın adını "İncir Kuşları " adlı kitabı yorumlarından görüp mutlaka okumalıyım diyerek listeme aldığım bir kitaptı. Ancak nerde "İncir Kuşları " anlatımı nerde bu kitap ? Yugoslavya, Almanlar 'ın baskısı, Çetniklerin isyanları, Türkler'in ayaklanma çalışmaları, adeta soykırım denilecek kanlı ve acımasızca yapılan insan katliamlarını konu alan roman gerek konusu gereği, gerek anlatımının çoğu betimlemelerden oluşan sıkıcı anlatımı beni gerçekten yordu. Sevemedim, bitse diye ha bire kalan sayfaları gözlerim taradı resmen. Şahsi yorumumdur tabi ki her okuyucunun farklı bakış açısı ve farklı anlatım tarzı olabilir.
439 syf.
·22 günde·Puan vermedi
Savaş ne kadar kötü birşey haksızlıklar acılar ölümler insanların üç günlük dünyayı paylasamamalari.turk kardeşlerimizin balkanlarda çektiği eziyetleri görmüş olduk romanda Allah savaşta kalan insanlara yardım etsin.
387 syf.
·20 günde·Beğendi·Puan vermedi
Genel itibariyle konu olarak Alamut ve Semerkant kitaplariyla benzerlik gosteren ama daha cok Hasan Sabbah'ın tum hayatini anlatmaya çalışan hos bir kitap olmus...
439 syf.
·Beğendi·9/10
Akıcı ve betimleyici olmasının yanında yaşanmış olayların bire bir yansıtılması çok etkileyici...


Üzerinde doğulan topraktır vatan. İlk soluğu nerede aldıysa insan, evi orasıdır. Balkanlar'da yaşayan Türkler için de vatan bildikleri topraklar oralardı.

Drina...
439 syf.
·Beğendi·Puan vermedi
Drina’da Son Gün, Faik Baysal’ın 1972'de yayımlanan bir romanı. Kendisi de göçmen bir ailenin çocuğu olan Faik Baysal’ın ailesi Romanya’dan göçerek Türkiye’ye gelmiş. Bu roman ise Yugoslavya iç savaşı sırasında, Yugoslavya’dan Türkiye’ye göçmek zorunda kalan bir aileyi anlatiyor. Kitap, II. Dünya Savaşında zulüm çeken Türklerin hayatını çarpıcı bir şekilde gözler önüne seriyor. Kitabın baş kahramanı olan Rıza Selmanoviç’in anılarından yola çıkılarak yazılmış olan eser, gerçekte yaşanmış olaylara dayanmakta. Selmanoviçler’in çiftliğinde geçen hikayenin kahramanlarından bir kısmı hala hayatta olup, isimler değiştirilmeden kullanılmış. Bu durum beni daha da çok etkiledi. Çekilen eziyetleri, savaşın ortasında kalan insanların içler acısı korkulari ve çaresizlikleri okurken yüreğimi yaktı. Bu aralar çok üst üste #göçhikayeleri
okuduğum için herhalde duygusal olarak yordu. Ama bu tarz sevenler için belgesel niteliğindeki bu kitabı tavsiye ediyorum.

Yazarın biyografisi

Adı:
Faik Baysal
Unvan:
Türk Yazar
Doğum:
Adapazarı, 1922
Ölüm:
İstanbul, 9 Aralık 2002
Faik Baysal (d. 1922, Adapazarı) - (ö. 9 Aralık 2002 İstanbul) Türk yazar.

1922 yılında Adapazarı'nda doğdu. İlk, orta ve liseyi Saint Joseph Lisesi'nde okudu. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Fransız Dili ve Edebiyatı Bölümü'ndeki yüksek öğreniminden sonra (1942), gazetelerde, şirketlerde, ansiklopedilerde çevirmenlik ve çeşitli liselerde Fransızca ve İngilizce öğretmenliği yaptı. Gazetelerde, dergilerde çalıştı. İkinci Dünya Savaşı boyunca yedek subay olarak orduda görev aldı. Başından sonuna kadar Meydan Larouse'un çalışmalarına katıldı; ilk romanı Sarduvan'ı 1944 yılında yayınladı. Arkasından çok sayıda şiir, öykü ve roman yazdı. Sarduvan'la Orhan Kemal Roman Armağanı'nı Sancı Meydanı'yla 'Sait Faik Hikaye Armağanı'nı kazandı. Faik Baysal'ın Fransızcadan birçok çevirisi vardır. Evli ve iki çocuk babasıdır. İlk şiiri Gündüz dergisinde çıkan (1936), 1943'ten bu yana, en çok Varlık dergisinde şiir, hikâyelerine, gazetelerde tefrika romanlarına rastlanan Baysal, konularını büyükbabasının yanında çocukluğunu geçirdiği Adapazarı ve çevresi köy ve kasabalarında, İstanbul'un kenar mahallerinden aldı, sefalet ve serseriliklere kaymış insanların hayat dramlarını inceledi. Faik Baysal, 9 Aralık 2002'de vefat etti.

Baysal'ın Sanatı

Baysal, öyle gözler önünde olmayan, köşesinde kozasını ören; ömrünü edebiyatla iç içe yaşamaya, hatta bununla soluk almaya adayan, çevirileriyle yeryüzü kültürlerine açılmayı bir yaşama biçimine dönüştüren aydınlanmacı bir yazın insanıydı. Şiirle adım attı yazın dünyasına. Ama asıl öykü ve romanlarıyla "1940 Kuşağı" içinde yer aldı, adını duyurdu. Bir bakıma 1944'te yayımladığı ilk romanı Sarduvan, yazarımızın edebiyat alanındaki yönelimini de ortaya koyan bir yapıt oldu. Romanın yeni basımındaki sunuş yazısında, Baysal; "Roman büyük gürültü kopardı ve sonunda edebiyat kazandı," derken; gerçekten de o koparılan gürültünün üzerinde, en az bu roman kadar, durmak gerektiğini düşündürüyordu bizlere.

Baysal, 19 yaşında bir genç edebiyatçı olarak, içinden çıktığı toplumun sorunlarına ilgi duyan, yaşanılan düzensizlik ve yoksulluklardan rahatsız olan biridir. Amacı o tanıklığını romanıyla yansıtmaktır. Öyle de yapar. Yazar, gelip yaşadığı kentle yüzleşirken; taşrada (Adapazarı) yakından tanıdığı bir yörenin insan-yaşam gerçekliğine döner yüzünü. Duyduğu rahatsızlık toplumdaki değişimle gelen çarpıklık, yozlaşmadan kaynaklanır. Yazarı harekete geçiren de toplumun vicdanı olma duygusudur diyebiliriz. Bunu kendisi şöyle dile getirir: "Ben Sarduvan'ı daha çok bu rezilliği sarsmak, okuyucuya uyarıda bulunmak, biraz abartılı da olsa insanımızın gerçek dramını gözlerin önüne sermek, edebiyatımızı saçmasapan kitaplarıyla halkı afyon yutmuş gibi uyutan tefrikacılarımızın gerçek yüzlerini ortaya koymak için yazdım."

Romancımız, döneminin yazın ortamına da tepki duymaktadır aslında. Bu ilk roman, Baysal'ın bundan sonraki edebiyat yolu için bir kilometre taşı olur. 1957'de yayımladığı ikinci romanı Rezil Dünya, o çıkışının ne denli yerinde olduğunu pekiştiren bir örnektir. Henüz köy-kent kavramlarının edebiyatımızda tartışılmadığı bir ortamda, toplumcu bir bakışla yalın gerçekçilik savının roman ve öyküde nasıl biçim alabileceğini gösterebilen bir kuşağın yazarıdır, Baysal. Bir yanı "Garip Şiiri"nin getirdiği açılımla dışa/sokağa/toplum yaşamına, ötedeki 'küçük insan'a nasıl bakılması gerektiğini; diğer yanı da toplumcu gerçekçi bakışla insan-toplum gerçekliğinin nasıl yansıtılması gerektiğini gösterir. İşte bu iki bileşimdir Faik Baysal kuşağının edebiyatını var eden. Gelenekselle modern arasındaki çizginin önünü açan, düzyazıda yeni bir dil kurup biçim geliştirerek, farklı bakış açılarının edebiyatı nasıl zenginleştirebileceğini gösterirler. Baysal, işte bu oluşumun en 'sahih', en 'yalın' yerinde durur. İnandırıcı, içten, insanı ve toplumu seven, yerellikten çok yöre/kasaba-kent gerçekliğini önceleyen; giderek de öykü ve romanlarında bunun daha derişik yanlarını irdelemeyi amaçlayan bir tavır geliştirdiğini söyleyebiliriz. Elleri Sesinin Rengindeydi (1998) kitabındaki öyküleri bunun güzel örneğini sergiler. Rezil Dünya (1957), Drina'da Son Gün (1972) ve Voli (1993) romanları değişimin dönemsel tanıklıklarını içermesi bakımından hem Faik Baysal'ın anlatı dünyasında, hem de romancılığımızda önemli bir yere sahiptir. Son romanı Madam Bambu'dur.

Yazar istatistikleri

  • 4 okur beğendi.
  • 85 okur okudu.
  • 1 okur okuyor.
  • 65 okur okuyacak.