1800li yıllarda Avrupa’nın en popüler yazarlarından biri olan George Sand’ın, gerçek ismi ile Amantine Lucile Aurore Dupin’in kaleminden pastoral bir roman “Şeytanlı Göl“. Öncelikle macera/korku romanı beklentisi oluşturan bu başlığı unutun; zira 1800lerde Fransa kırsalında geçen bir evlilik hikayesini merkeze alan romanın öyle esrarlı ya da heyecan verici bir atmosferi yok.
Basit bir köylü olan Germain’in, ölen eşinin yerine çocuğuna yeni bir anne, kendine de yeni bir eş aramasının hikayesi bu. Hala çok sevdiği kayınbabası ile kayınvalidesinin yanında yaşayan ve kendine kalsa bir daha hiç evlenmeyecek olan Germain, dürüst, çalışkan, merhametli, hakkaniyetli, çok yoksul ve yakışıklı bir adam; ancak daha ilk satırlardan anladığımız kadarıyla kafası pek iyi çalışmıyor. Kayınbabasının baskısı ile, komşu köyden zengin bir dulu görmek ve evlenmeye ikna etmek amacıyla yola çıkıyor, ancak yolu üzerindeki yakın bir köye bırakmak üzere yanına aldığı 16 yaşındaki Marie, bütün planları değiştiriyor.
Yazarı, bu romanını, Holbein’in kendisini etkileyen bir resminden esinlenerek yazdığını söylemiş: “Resim, bir tarlada çift süren bir çiftçiyi betimler. Uzakta geniş bir ova, bu ovada yoksul kulübeler göze çarpar. Güneş, tepenin ardında batıyor. Çetin bir iş gününün sonudur. Köylü, üstü başı eski püskü, bodur ve yaşlı bir adamdır. Yeddiği atlar zayıftır, bitkindir; saban engebeli ve sert bir toprağa saplanmıştır. Bu ter ve didinme sahnesinde yalnızca bir yaratık neşeli ve çeviktir. Bu, ürkmüş atların yanı sıra, saban izleri içinde koşan ve atları kamçılayarak yaşlı çiftçiye yamaklık eden düşlemsel bir kişi, kamçılı bir iskelettir. Holbein'ın felsefesel ve dinsel olduğu denli üzücü ve gülünç konularının arasına simgesel olarak kattığı bu ürkütücü hayal ölümdür ve Ölümün Simgesi adını