Robert A. Heinlein

Robert A. Heinlein

Yazar
8.2/10
288 Kişi
·
577
Okunma
·
71
Beğeni
·
3487
Gösterim
Adı:
Robert A. Heinlein
Tam adı:
Robert Anson Heinlein
Unvan:
Roman ve bilimkurgu yazarı
Doğum:
7 Temmuz 1907
Ölüm:
8 Mayıs 1988
Robert Anson Heinlein ABd!li roman ve bilimkurgu yazarıydı. Sıklıkla "bilim kurgu yazarlarının duayeni" olarak tanımlanan Heinlein, sert bilim kurgu türünün en popüler, etkili ve tartışılan yazarlarındandı. Bilim kurgu eserlerinde bilim ve mühendislik bakımından akla yatkınlık ölçütlerinin yükselmesini ve türün edebi kalitesinin artmasını sağladı. 1940'larda, The Saturday Evening Post gibi genelde ana akım eserler yayımlayan dergilere yalın bilim kurgu eserleriyle sızmayı başaran ilk yazar oldu. Çağdaş kitle pazarlama döneminde, roman boyutunda çoksatar bilim kurgu eserleri veren ilk yazarlardan biriydi. Heinlein, Isaac Asimov ve Arthur C.Clarke uzun yıllar boyunca "bilim kurgunun büyük üçlüsü" olarak anıldı.

Heinlein'ın ürettiği bilim kurgu eserlerinde sıklıkla kullanılan bazı sosyal temalar mevcuttu: bireysel özgürlüğün ve özgüvenin önemi, bireylerin topluma karşı görevleri, örgütlenmiş dinin kültür ve hükümet üzerindeki etkisi, toplumun genel görüşlerine uymayan düşüncelerin toplum tarafından bastırılması vb. Ayrıca fiziksel ve duygusal aşk arasındaki ilişki, sıradışı ailevi ilişkiler ve uzay yolculuğunun kültürel uygulamalar üzerindeki etkisi gibi konuları ele aldı. Bu konuları yerleşmiş fikirlere aykırı biçimde ele alması, eserlerinin çok farklı şekillerde algılanmasına ve hatta kimi zaman birbiriyle çelişkili olduklarının öne sürülmesine sebep oldu. Örneğin 1959 tarihli Yıldız Gemisi Askerleri romanı militarizmin, hatta bir yere kadar faşizmin savunusu olarak değerlendirildi. Oysa romanda safi militarist düşüncenin değişmezliği ve aptallığına ilişkin pek çok bölüm vardı. Öte yandan 1961 tarihli Stranger in a Strange Land romanı Heinlein'ın beklenmedik şekilde cinsel devrimin ve karşı-kültür hareketinin öncüsü olarak değerlendirilmesine, poliamori ya da sorumlu poligami kavramlarını popülerleştiren kişi sayılmasına yol açtı.

Heinlein romanlarıyla dört defa Hugo ödülü kazandı. Yayınlanmalarından elli yıl sonra üç romanı daha, geçmişte ödül verilmemiş yıllar için geriye dönük verilen "Retto Hugo" ödülüne değer görüldü. Ayrıca Heinlein, Science Fiction Writers of America'nın hayat boyu başarı alanında verdiği Büyük Usta Ödülü'nün de ilk sahibi oldu.

Ölümünden sonra eşi Virginia Heinlein yazarın mektuplarını ve notlarını bir araya getirerek bir tür otobiyografik kariyer değerlendirmesi hazırladı. Bu çalışma 1989'da Grumbles from the Grave adıyla yayınlandı.

Heinlein'ın eserlerinde kullandığı "grok", "TANSTAAFL" ve "waldo" gibi bazı terim ve kelimeler daha sonra İngilizce dilinin birer parçası haline geldi.

İlk hikâyesi "Hayat-Çizgisi" 1939 yılında yayınlanmıştır.
Din konusunda hürriyet taraflısıyım. Fakat bence bu hürriyetin en iyi şekilde ifade edilmesi konuşmamaktır. Benim görü­şüme göre aşırı dindarlık gösterisi çekilmez bir azamet gösterisidir.
“... fayda getirecek bir işi hemen gerçekleştirmek, saatler sonra yapabileceğiniz en iyi şeyi hesaplamaktan çok daha iyidir.”
Robert A. Heinlein
Sayfa 30 - İthaki Yayınları
Hem bundan sana ne. Benim dini inancım Tanrıyla kendi aramdaki özel bir meseledir. Benim kalbimdeki inançlar hakkında, davranışlarıma göre hüküm vermek zorundasın... Çünkü bu konuda bana soru sormaya seni davet eden olmadı.
“...çünkü insanlar çaba sarf etmeden, ter ve gözyaşı dökmeden istedikleri şeye oy verip elde edebileceklerine inandırıldılar.”
Robert A. Heinlein
Sayfa 115 - İthali Yayınları
Binlerce insana duygusal yönden seslenerek onları istediği yola sürükleyebilirsin. Bu onları man­tık yoluyla uyarmaktan daha kolaydır.
Devrim, çok az kişinin uygulayabilecek kadar yetkin olduğu bir bilimdir. Doğru örgütlenmeye ve hepsinden önce iletişime bağlıdır. Sonra, tarihteki uygun bir anda saldırırlar. Doğru bir şekilde örgütlenilmiş ve zamanlaması iyi ayarlanmışsa, kansız bir darbe olur. Dikkatsizce ve zamanından önce yapılırsa sonucu iç savaş, çete şiddeti, katliamlar ve terör olur.
Robert A. Heinlein
Sayfa 88 - İthaki Yayınları
712 syf.
·9 günde·Beğendi·10/10
İthaki Bilimkurgu Klasikleri serisinden okuduğum 34. kitap oldu... Biliyorum, bir kısmınız bu şekilde başlayan incelemelerimi özledi, bir kısmınızın da "geldi yine tipini sevdiğim" dediğini duyar gibiyim.

Evimize hapsolduğumuz, sokağa çıkma yasaklarının ilan edildiği şu korona günlerinde bilimkurgu kitaplarına dönmenin en uygun zamanıydı bana göre. Bu düşünceyle, evden çıkamadığım günlerde evrenin köşelerinde yasaksız bir şekilde dolaşabilmek için 8 bilimkurgu kitabı daha sipariş ettim ve önümüzdeki günlerde de sizi evinizden alıp evrenin farklı köşelerine seyahat ettireceğim. Hiç merak etmeyin, biletler benden.

Daha önce Robert A. Heinlein'in iki bilimkurgu kitabını okumuştum. Diğer iki kitap askeri bilimkurgu kitabı özelliği taşıyordu ve her ikisine de 9/10 puan vermişim. Bu kitap ise yazarın felsefesinin ve ustalığının ortaya konulduğu en iyi eseri, bana göre. Açıkçası kendisine neden klasik bilimkurgunun üç büyük ustasından biri denildiğini şimdi daha iyi kavradım.

Kitabın konusuna gelirsek, bildiğiniz üzere, evrende üzerinde canlı bir yaşamın olduğunu bildiğimiz tek gezegen Dünya(Mavi gezegen). Şimdiye kadar, başka bir yerde yaşama rastlamadık. Bir takım bulgular elde edildiği söylense de maalesef tatmin edici, net bir sonuca varılamadı. Fakat tüm bunlara karşın aramalar devam etmekte. Özellikle kızıl gezegen olarak adlandırdığımız Mars'ta canlı bir yaşamın bulunacağına ilişkin inançlarımız oldukça yüksek...

Eser, Dünya yılı ile 2040 civarı bir yılda, birçok teknolojik gelişim sayesinde insanlığın gezegenlere yolculuk yapmaya başladığı bir dönemi anlatıyor. Dünya tarafından Mars'a ilk insanlı keşif gezisi planlanıyor ve bunun için dört çift seçiliyor, tabii her zamanki gibi hepsinin birden çok uzmanlık alanı var. Keşif gemisinin adı Envoy(Elçi). Bu gemi Mars'a iniş yapıyor; fakat indikten hemen sonra kendilerinden haber alınamıyor. Buraya kadar "klasik bilimkurgu eseri." Aksilik yaşanmasa şaşardık zaten...

Neyse, bu "başarısız" girişimin ardından, 25 yıl sonra ikinci keşif gemisi, Champion, Mars'a gidiyor ve ilk gemideki herkesin öldüğünü belirtiyor. Hemen sonra ise mesajı düzelterek Mars'ta hayat olduğunu ve Envoy isimli gemiden bir kişinin sağ kurtulduğunu söylüyor. Bu sağ kurtulan kişi ise, kitabın baş kahramanı, yaban diyarlardaki yabancı, Valentine Michael Smith. Meğer ilk keşif gemisi olan Envoy gemisindeki kadınlardan biri hamile kalmış ve Mars'ta doğan çocuk (Valentine Michael Smith) Marslıların içinde büyümüş. Dünya kültürüne tamamen yabancı olan Smith, Marslıların da rıza göstermesi ile Dünya'ya getiriliyor ve akabinde olaylar silsilesi başlıyor.

Tabii Mars'ta doğan "insan"ın Dünya'ya ayak basması ile insanlığa dair birçok tartışmanın da fitili ateşlenmiş oluyor. Mülkiyet, demokrasi, inanç, batıl inanç, hukuk, din, sadakat, aile, özgür aşk, devlete karşı güvensizlik, tek tanrıcılık, tek eşlilik... Eğer bu konularda kendinizden emin olduğunuzu düşünüyorsanız, mutlaka bu kitabı okuyun, ne kadar sarsıldığınızı göreceksiniz...

Yazar, her gün içinde yaşadığımız, nefes alıp verdiğimiz, avucumuzun içi gibi tanıdığımız "çağdaş toplumu," Mars'tan gelen ve insan olmayan bir bakış açısıyla kuralsız ve kısıtlamasız olarak eleştiriyor. İtiraf etmeliyim ki, toplumu eleştirmek için seçilen en harika yollardan biri...

Ayrıca Sense8 dizisini izleyenler, dizinin bu kitaptan çokça yararlanmış olduğunu göreceklerdir.

Son olarak, kitabın kapağına bayıldım. İthaki bilimkurgu klasikleri, kitap kapakları ile adeta büyülemeye devam ediyor. Kırmızı gezegen Mars ile mavi gezegen Dünya'nın, birer küme şeklinde kesiştirildiği, ortasına da kafasında hale olan bir insan yerleştirildiği çizim belki de tek başına kitabı resmediyor diyebilirim.

Keyifli okumalar. Umarım yazdıklarımı "groklamışsınızdır."
308 syf.
·4 günde·9/10
İthaki Bilimkurgu Klasikleri serisinden okuduğum 13. kitap oldu. Yazarı olan Robert A. Heinlein ile de ilk tanışmamdı. Heinlein ile ilgili birkaç küçük araştırma yaptığımda kendisinin "bilimkurgunun dekanı" olarak da tanındığını öğrendim ve 1975 yılında verilmeye başlayan Bilimkurgunun Büyük Üstatları ödülünün de ilk kazananıymış.

Kitap, insanoğlunun başka gezegenlerde koloniler kurduğu ve karşılarına çıkan diğer rakip türlerle savaştığı bir gelecek zaman diliminde orduya yazılan on sekiz yaşındaki Juan Rico'nun başından geçenleri konu almaktadır. On sekiz yaşındaki bir gencin, orduya yazılış hikayesi ve ordunun içerisinde başından geçenleri Juan Rico'nun anıları şeklinde okuyucuya aktarmayı seçmiş yazar. Bence çok da doğru bir karar vermiş. Böylece kitap daha gerçekçi bir hal almış.

Bu kitabı okumak için azami ölçüde bir askeri bilgiye sahip olmak gerekiyor. Sıfır askeri bilgiyle kitabı okumak bir hayli zor, anlamak ise neredeyse imkansız... Mesela, bir kadın okuyucu olsaydım kitabı muhtemelen yarım bırakırdım. Çünkü uzun askeri tabirler ve bir kadın için sıkıcı askeri konuşmalar yer alıyor kitabın içerisinde.

Ben askerliği bir terör bölgesinde yapmıştım. 6 aylık kısa dönem askerdim. Ve bu 6 aylık süre içerisinde çarşı iznine hiç çıkamadım. Çarşıya çıkmak bizim orada yasaktı. Dedim ya, terör bölgesiydi ve başımıza bir iş gelse kimse bunun hesabını ailemize veremezdi. Neden bunu anlattım? Çünkü Juan Rico'nun uzun bir acemi birliği döneminden sonra askeriye dışarısına çıktığı bir sahneyi sizinle paylaşmak istiyorum. Çok ilgimi çekmişti:

"Kızlar tek kelimeyle mükemmeldir. Sadece köşe başında durup geçişlerini izlemek bile harikadır. Onlar yürümezler. En azından yürürken bizim yaptığımız şeyleri yapmazlar. Bunu nasıl anlatacağımı bilmiyorum, bu çok karmaşık ve kesinlikle enfes bir şey. Kızlar yalnız ayaklarıyla hareket etmezler; her şey farklı yönlere devinim halindedir ve tüm hareketleri zarafet örneğidir."

Gerçekten de bir asker için bu şekilde düşünmek mümkün. Bunu ancak askerlik yapanlar çok iyi anlar diye düşünüyorum. Çok daha değişik örneklerle de karşılaştım; fakat hepsini size anlatmam mümkün değil. Psikolojiyi alt üst eden ve bambaşka bir bilince sahip olduğunuz bir dönem...

Yıldız Gemisi Askerleri'nde, her ne kadar bilimkurgu ile askeri bir hikayenin birleşmesi konu alınmışsa da yazar gayet güncel konuları da gündemine almış. Birçok açıdan güncel eleştirilerde de bulunmuş, bilimsel askeri düşüncelerine de yer vermiş. Konusu son derece özgün. Kimin aklına gelir ki askeri bir bilimkurgu kitabı yazmak?

İlgimi çeken bir başka konu ise, bilimsel olarak gelişmiş bir gelecek zaman toplumunda bile savaşların gerçekleşmesi ve savaşın bir insanlık gerçeği olduğunu yazarın bizlere göstermesiydi. Umarım bir gün tüm savaşlar biter...

Ağır, doyurucu ve düşündürücü bir eser. Ben çok beğendim; ama herkesin beğeneceğini de sanmıyorum açıkçası. Yine de askeriyeye ilgi duyan veya askerlik anılarını hatırlamak isteyenlere özellikle tavsiye ettiğim bir kitaptır.
464 syf.
·7 günde·9/10
İthaki Bilimkurgu Klasikleri serisinden okuduğum 21. kitap oldu. Yazarı olan Robert A. Heinlein ile ilk tanışmam Yıldız Gemisi Askerleri isimli kitabı ile olmuştu. Bu kitabı da Yıldız Gemisi Askeri gibi beğendim.

Heinlein, gençliğinde ABD donanmasında görev aldığı için kitaplarında askeri unsurlara fazlasıyla yer veriyor. Bilimkurgu romanlarıyla 4 defa Hugo Ödülü kazanmayı başaran Heinlein‘ın bu kitabı da 1967 yılında Hugo Ödülü‘nün yanı sıra Prometheus gibi önemli bir ödüle daha layık görülmüş. Yani hem Heinlein hem de Ay Zalim Bir Sevgilidir isimli bu kitap bilimkurgu kitaplarının arasında değerli bir yere sahip.

Kitabın konusu ise son derece güzel. Konunun içerisinde siyaset, bilim, devrim, yapay zeka ve mizah gibi konulara yer verilmiş. Roman, Dünya yılı ile 2075 yılında başlıyor. Kitabın geçtiği ana mekan ise, uydumuz olan, Ay. Dünya’da gözden düşmüş, artık tahammül edilemeyen ve insanlar tarafından “suçlu” olarak kabul edilen kişilerin sürgüne gönderildiği bir yer olarak kullanılıyor Ay. Zamanla örgütlenen Ay'da yaşayan bu insanlar, içinde bulundukları durumu sorgulamaya başlıyorlar ve Dünya'ya, yani ait oldukları yere, geri dönmeyi amaçlıyorlar. Böylece devrim fikri kulaktan kulağa, yavaş yavaş yayılmaya başlıyor.

Kendilerine “Ayrılıkçılar” diyen devrimciler, Ay’ı despot bir yönetim anlayışına sahip olan Dünya’nın boyunduruğundan kurtarmayı hedefliyor. Dünya'yı yöneten “Otorite”ye karşı bir araya gelen ve başkaldıran devrimcilerin arasında zamanla bilinç kazanan bir bilgisayar var. Oldukça gelişmiş bir yapay zeka olan bu bilgisayarın adı “Mike.” Ana kahramanlarımız ise, bir bilgisayar teknisyeni olan Manuel O’Garcia Kelly, Profesör Bernardo de la Paz ile Wyoming Knott isimli bir kadın. Kahramanlarımızın devrimle ilgili fikirleri ve aralarında geçen konuşmalar son derece güzel ve okunmaya değer.

Ötekileştirilen ve toplumdan soyutlanan insanların bir süre sonra başkaldırması kaçınılmaz bir hale gelir. Kitapta da dışlanan ve ötekileştirilen bir kısım insanların mücadelesi, daha doğrusu devrim anlatılıyor. Hiçbir otorite veya hiçbir iktidar tebasındaki kişileri görmezden gelmemeli, dışlamamalı ve ötekileştirmemeli. Otoritelerin, iktidarların veya güç sahiplerinin yapması gereken, kucaklayıcı ve sahiplenici olmaktır. Aksi halde devrim fikri, ötekileştirilen ve toplumdan soyutlanan kişilerin beyninde filizlenmeye başlar.

Kitabın bu kadar kalın olmasına ve devrimciler ile Otorite arasındaki kanlı savaşın bu kadar derinlemesine incelemesine ihtiyaç yoktu diye düşünsem de siyasi bilimkurgu seven benim gibi okurları fazlasıyla tatmin edecek türden bir kitap. Heinlein gerçekten de çok usta bir bilimkurgu yazarı. Kitaptaki en beğendiğim iki alıntıyla yazımı sonlandırıyorum.

"Devrim, ulaşmayı hedeflediğim bir amaçtan çok, peşinde koştuğum bir sanat. Bir kader kaynağı da değil; kaybedilmiş bir dava, ruhen en az bir zafer kadar tatmin edici olabilir."

"Devrim, çok az kişinin uygulayabilecek kadar yetkin olduğu bir bilimdir. Doğru örgütlenmeye ve hepsinden önce iletişime bağlıdır. Sonra, tarihteki uygun bir anda saldırırlar. Doğru bir şekilde örgütlenilmiş ve zamanlaması iyi ayarlanmışsa, kansız bir darbe olur. Dikkatsizce ve zamanından önce yapılırsa sonucu iç savaş, çete şiddeti, katliamlar ve terör olur."
459 syf.
·6 günde·Beğendi·7/10
2075 yılında geçen bu bilimkurgu romanında Dünya'dan Ay'a sürgüne gönderilmiş olan mahkumların özgürlüklerini kazanmak için gerçekleştirmeye çalıştıkları devrimi okuyoruz. Siyasi yönü fazlasıyla ağır basıyor; "otorite", "devrim", "bağımsızlık" gibi kavramları sorgularken buluyorsunuz kendinizi. Bu özgürlük mücadelesine bir de bilinç kazanmış yapay zeka Mike eklenince okumak eğlenceli bir hal alıyor. Devrimin fikir ve planlama aşamaları oldukça şaşırtıyor. Ancak kitap zaman zaman sıkıyor, durağanlaşıyor. Okuma grubumuzda bu sebeple bir miktar zorlandık diyebilirim ilerlerken.
* * *
Kitabın yazıldığı zamanda daha Ay'a ayak bile basılmadığı düşünülürse, yazarın hayalgücü karşısında saygı duymalıyız.
* * *
"Devrim, ulaşmayı hedeflediğim bir amaçtan çok, peşinde koştuğum bir sanat."
464 syf.
Adına bakınca derin acılı bir aşk romanı sanabilirsiniz ancak ay zalim bir sevgilidir kitabı, isaac Asimov önerili bir bilim kurgu romanı. Bakış açısıyla farklı, kurgusuyla enteresan sayılabilir, hafif aksiyonuyla, okunsa iyi olur denebilecek bir roman.

Kitaptaki kurgunun genel iskelet yapısı enteresan.Arka kapağında, birazdan yazacaklarım bahsedildiği için spoiler olduğunu düşünmüyorum. İncelemeyi gönül rahatlığıyla, okumaya devam edin.

Ay'da, Dünya otoritesine bağlı insanların yaşaması ve bu insanların dünya otoritesi için üretim yapması.. ancak bu insanların aya sürgün edilen suçlular olması kısmı çokta orijinal fikir değil bir çok emsal kitapta bu durum zaten işleniyor. Ancak ay topluluğunun, özgürlüklerini kazanmak adına uyguladıkları strateji, ve bu süreçte yapay zeka bir bilgisayardan danışmanlık almaları kitaba heyecan katmış fakat bu heyecan soluksuz bir kitap esintisi oluşturmadı en azından bende.

Bunun haricinde, kitabı okurken biraz zorlanabilirsiniz çünkü ara ara Rusça kelimeler kullanılmış, sayfanın altında, çevirisi yapılmış olsa dahi okumanızı maalesef bölüyor. Bunu da hiç anlamam, kitap zaten çeviri kitabiysa neden İngilizce kısmını çevirirken Rusça kısmını bırakırsın ? Bilen biri varsa lütfen yorum atsın.

Erkeklerin çok eşliliği durumunun tersine, kadınların çok eşli olması durumu kitaba biraz farklılık katmış. Ve gerçekte, kadın sayısı az olsaydı yaşam nasıl olurdu sorusunun cevabını yazar kısmen de olsa açıklamaya çalışmış. Bu cevapta ise şu cümle kesinlikle net şekilde var:Kadınlara daha çok değer verilirdi.. Ne kadar az o kadar değerli bakış açısı ne derece doğru bilemem ama, aydaki yaşamda kadınların azlığı, erkeklerin onlara daha muhtaç durumda kalmaları sonucuyla lanse edilmiş.Bu sebeple de üstünlük kadınlarda. Erkekler çoğunlukta olduğu için kadınlar, kolay ucuz hor görülesi ezilesi şekilde de lanse edilebilirdi.Bu yönden yazarı kutluyorum.

Mutlaka okunmalı mı hayır ama isaac Asimov gibi bir Usta'dan da onay almis mutlaka olmasa da bir okunsa iyi olur denecek kitaplardan diye düşünüyorum.
712 syf.
Güzel bir kitap ama bilim kurgunun daha ağırlıklı olmasını istediğim bir eserdi. Çok fazla goygoy vardı tabi hoştu ama tekrara girdikten sonra ben biraz sıkıldım. Din, mülkiyet, adaptasyon, insan psikolojisi ve cinsellik konularında yazarın çok farklı tespitlerinin olduğu bir kitap. Kitabı sevmemin en büyük sebebi Jubal gibi bir karakterin olması ne kadar da yaşlı bir bunak olsa da onun iyi niyetli natüralist zampara halini sevdim.

Konumuza gelecek olursak Mike marsta doğan bir insan evladı ve eskiler tarafından büyütülmüştür. Gün olup bizim gezegenimizdekiler onu dunyaya getirip olaylarin olayları kovalaması şeklinde bir kitaba konu olacak şeyler yaşamasıyla karşımıza eser çıkmış.Ama kitapta sevmedigim şey çok fazla sonlara doğru cinselliğin baya artması ve bilim kurgudan çok her şeyin cinsellikle son bulması.

Yani konu güzel ama bunu 700 sayfada daha güzel işleyebilirdin sayın yazar. Puanım Jubal için. Ama kitap kesinlikle kendini okutuyor o ayrı. Robert Heinlein çok başka bir adam.

Ve evet unutmadan Groklayın!
712 syf.
·52 günde·Puan vermedi
   Hepimizin ya da bazılarımızın, kendini bu dünyaya yabancı hissettiği zamanlar olmuştur. Sanki buralara ait değiliz. Yaban diyarlardayız, sürgün edilmişiz sanki. Çoğu şeyi yapmak içimizden gelmiyor ama yapmak zorundayız. Kendimizi inandırmalıyız bu dünyaya ait olduğumuza. Yoksa nasıl yaşarız?
  
    Birbirimize bakar, birbirimizi taklit ederiz. Mesela neden sevgimizi öperek göstermek zorundayız? Başka bir şekilde olamaz mıydı? Ya da nefret ve sinir anında neden karşımızdakine vurma gereği hissederiz? Çünkü böyle öğrettiler değil mi? Sevmeyi, nefret etmeyi bize öğrettiler.

  Kitabın başkahramanı olan Smith mesela, arasında bağ olan kişiyle su paylaşıyor. Artık birbirlerinin su kardeşi oluyorlar. Aralarında artık tarif edilemez bir bağ oluyor. Su kardeşinin kalbinden geçen bir gramcık huzursuzluğu bile hissedebiliyor ve onu her şeye rağmen koruyor.

   Smith; insan dışılar tarafından yetiştirilmiş ve sonra da kendisine tamamen yabancı bir topluma sokulmuş biri. İnsanlar ondan kendileri gibi bir insan olmasını beklerken, toplum onu bir kaba sokmaya hazırlanırken, hükümet, bürokrasi, yasalar onu sömürmek için kollarını sıvamışken o kimsenin beklemediği bir şey yapıyor. İnsanlara sevmeyi, groklamayı, su paylaşmayı öğretiyor.

   Dünya bizi insan dışı bir varlığa dönüştürüyor. Marstan gelen adam ise hepimizden daha "insan" kalabilmiş biri. Ondan öğreneceğimiz çok şey var. Onu gerçekten tanımanız gerekiyor. Herkese Smith ile tanışmayı öneriyorum. O, bizim en saf halimiz. Kimsenin dokunamadığı, bir kaba girmemiş bir canlı. O, bizim anne karnındaki halimiz.

  Not: Bu kitap hakkında daha bir çok şey yazabilirdim, yazıcaktım da ama galiba yorgunum. Gücüm bu kadarına yetti. Yazmak yorucu bir iş ve ben üşengeç biriyim.
464 syf.
·Beğendi·8/10
İnceleme spoiler içeriyor dikkat!
Ay Zalim Bir Sevgilidir okunması gereken en önemli bilim kurgu kitaplarından birisi. Çünkü kitabın verdiği mesaj, bakış açısı gelecekte neler olabilirden çok daha fazlası. Bir devrimin hikayesi. Bir devrimin ardında neler olabileceğini ve devrimi yapan insanların nasıl bir bakış açısına sahip olduğunu çok iyi anlatıyor. Kitabı okuduktan sonra dünya tarihindeki devrimlere bakış açım değişti. Aslında devrimler bir grup insanın ideallerini gerçekleştirmesi uğruna yapılan olaylar mıydı diye düşünmekten alıkoyamadım kendimi. Lunada yaşayan insanlar vatanseverlik duygusuna sahip değillerdi ancak prof ve arkadaşlarının yönlendirmesi ile bu insanlar vatansever oldular. Ve devrimi gerçekleştirdiler. Ya da devrim gerçekleştikten sonra profun hükümet kurarken sadece kendi istediği insanları hükümete getirtmesi( demokrasi kullanarak) insana demokrasinin varlığını sorgulatıyor. Dünya tarafından gelen haberlerin değiştirilmesi ve Luna halkını kışkırtacak şekilde değiştirilmesi günümüz medyasını bana hatırlattı. Olaylara bakış açımız aslında yönlendiriliyor mu bu soru aklıma takıldı. Kısacası kitap bir bilim kurgu romanından çok daha fazlası.
116 syf.
İnceleme yapabilecek birikimi kendimde görmesem de değerli okur L 'in verdiği ödev üzerine elimden geleni yapmaya çalışayım :) Bilim-kurgu türüne dahil edilmiş olsa da edebi yönü ile birlikte psikolojik ağırlığı olan, gelişen teknolojinin büyüleyiciliğini hiç sayıp 'bilgisayarlar dünyayı ele geçirecek' temel korkusundan kaynak bulan öykülerden oluşuyor Korkunun Bütün Sesleri.. aylarca peşinde koştuktan sonra okuma fırsatı bulduğumu da belirtmekte sakınca görmüyorum. Tüm öykülere değinip spoiler sınırlarında gezmektense, kendimce can alıcı bulduğum yerlere dokunmak daha yerinde olacaktır:

"Richard Becker gibi bir adam için dünya çok önemliydi. Zamanının adamıydı o; kendisini çevreleyen dünyayı yansıtmaya olan karşı konulmaz ihtiyacı ve yeteneği haricinde, kendisine ait bir kişiliği yoktu." (sayfa 18)
Kitaba adını da vermiş olan ilk öykünün vuruculuğu bu iki cümlede vücut buluyor. Bir tiyatro oyuncusunun psikiyatri koğuşunda gözlemlenmesi sürecinin ağırlık bulduğu öykü H.Ellison imzalı. Tiyatro oyuncusu Becker'ın-ki çıta yükselten bir yetenek sahip olduğu- hayatından kısacık bir dilime bakış atıyoruz. Üstün yetenekler lanetleri ile beraber mi gelir sorusu asılı kalıyor cevapsız şekilde öykünün sonunda.

R.Bradbury imzalı "Gülümseme" takvimlerin hangi yılı gösterdiğinden pek de emin olunmayan bir gelecekte geçiyor.
"Tom son yıllardaki festivalleri düşündü. Bütün kitapları alana dökerek yırtıp yaktıkları, sonra herkesin sarhoş olup gülüp eğlendiği yılı. Sonra bilim festivalini düşündü; son motorlu arabayı getirip kura çektikleri, şanslıların çekiçle arabayı parçalama hakkı kazandığı festivali." (sayfa 25)
Bu kısacık öyküde bizlerin çok iyi tanıdığı, ama Tom için ilk karşılaşmalarında yokoluş ile yüzleşen 'Gülümseme'yi okuyoruz. Hepimize malumdur ki, sahip olduklarımız zaten var olduklarından pek de düşünce evrenimizde yer bulmazlar. Ama var olmadıkları bir zamanı tasavvur etmek müziğin, dansın, resmin veya bilimin en yalın tabiri ile kafama poşet geçirilmesi hissi verdi.

Bir kısmımızın an itibariyle kıyısında köşesinde, pek çoğumuzunsa burgusunun tam da merkezinde yaşadığı "tüketecek ihtiyaç yarat-üret-tüket" sonsuz girdabını merkeze alan Bilinç Eşiğini Atlayan Adam ise J.G.Ballard 'a ait. Benim için öykü derlemesinin zirve yaptığı noktaydı bu öykü. Sigara aklına geldiğinde (bir yaş grubunun çok rahatlıkla hatırlayacağı) kovboyu da beraberinde hatırlayan, zihnine ekilen subliminal mesajla hem alay edip hem de ekim işleminin başarısına saygı duyan okuyucuyum ne de olsa :)

Asimov'un Güç Duygusu, şu hepimize meşhur (farklı mottolar ile tabi ki) 'şempanzeden insana, insandan bilgisayar önündeki şeye geri evrim sürecine giriş' resmini neon lambalar eşliğinde zihnimde özel gösterime sokan öykü. Geleceğe konmuş bir ünlem işareti niteliğinde.

Bir yerlerde birileri daha verimli öğrenmeler, beyin kapasitesi geliştirmeleri, beyin içi implantları ile iletişim gibi teknolojinin vardığı ya da varmak üzre olduğu noktadan heyecanlana dursun, birileri de gelinen noktadan basit öngörü ile varılacak nokta için avuçlarını ovuşturmaya başladı bile. Vonnegut Jr. da Harrison Bergeron isimli öyküsünde bu tehlikeye yüz sürüyor.

A.I. temalı S.Lem imzalı Maske ile R.A. Heinlein imzalı Dünyanın Yeşil Tepeleri öyküleri de takip eden öyküler.

Okunmak zevkini öldürmeden bende kalan tadı verebildim ise ne ala.. Karamsarlığa karamsarlık ekelemek isteyen varsa, damağı ekstra acıya alışık olanlardan, buyursunlar okusunlar efenim :)

Yazarın biyografisi

Adı:
Robert A. Heinlein
Tam adı:
Robert Anson Heinlein
Unvan:
Roman ve bilimkurgu yazarı
Doğum:
7 Temmuz 1907
Ölüm:
8 Mayıs 1988
Robert Anson Heinlein ABd!li roman ve bilimkurgu yazarıydı. Sıklıkla "bilim kurgu yazarlarının duayeni" olarak tanımlanan Heinlein, sert bilim kurgu türünün en popüler, etkili ve tartışılan yazarlarındandı. Bilim kurgu eserlerinde bilim ve mühendislik bakımından akla yatkınlık ölçütlerinin yükselmesini ve türün edebi kalitesinin artmasını sağladı. 1940'larda, The Saturday Evening Post gibi genelde ana akım eserler yayımlayan dergilere yalın bilim kurgu eserleriyle sızmayı başaran ilk yazar oldu. Çağdaş kitle pazarlama döneminde, roman boyutunda çoksatar bilim kurgu eserleri veren ilk yazarlardan biriydi. Heinlein, Isaac Asimov ve Arthur C.Clarke uzun yıllar boyunca "bilim kurgunun büyük üçlüsü" olarak anıldı.

Heinlein'ın ürettiği bilim kurgu eserlerinde sıklıkla kullanılan bazı sosyal temalar mevcuttu: bireysel özgürlüğün ve özgüvenin önemi, bireylerin topluma karşı görevleri, örgütlenmiş dinin kültür ve hükümet üzerindeki etkisi, toplumun genel görüşlerine uymayan düşüncelerin toplum tarafından bastırılması vb. Ayrıca fiziksel ve duygusal aşk arasındaki ilişki, sıradışı ailevi ilişkiler ve uzay yolculuğunun kültürel uygulamalar üzerindeki etkisi gibi konuları ele aldı. Bu konuları yerleşmiş fikirlere aykırı biçimde ele alması, eserlerinin çok farklı şekillerde algılanmasına ve hatta kimi zaman birbiriyle çelişkili olduklarının öne sürülmesine sebep oldu. Örneğin 1959 tarihli Yıldız Gemisi Askerleri romanı militarizmin, hatta bir yere kadar faşizmin savunusu olarak değerlendirildi. Oysa romanda safi militarist düşüncenin değişmezliği ve aptallığına ilişkin pek çok bölüm vardı. Öte yandan 1961 tarihli Stranger in a Strange Land romanı Heinlein'ın beklenmedik şekilde cinsel devrimin ve karşı-kültür hareketinin öncüsü olarak değerlendirilmesine, poliamori ya da sorumlu poligami kavramlarını popülerleştiren kişi sayılmasına yol açtı.

Heinlein romanlarıyla dört defa Hugo ödülü kazandı. Yayınlanmalarından elli yıl sonra üç romanı daha, geçmişte ödül verilmemiş yıllar için geriye dönük verilen "Retto Hugo" ödülüne değer görüldü. Ayrıca Heinlein, Science Fiction Writers of America'nın hayat boyu başarı alanında verdiği Büyük Usta Ödülü'nün de ilk sahibi oldu.

Ölümünden sonra eşi Virginia Heinlein yazarın mektuplarını ve notlarını bir araya getirerek bir tür otobiyografik kariyer değerlendirmesi hazırladı. Bu çalışma 1989'da Grumbles from the Grave adıyla yayınlandı.

Heinlein'ın eserlerinde kullandığı "grok", "TANSTAAFL" ve "waldo" gibi bazı terim ve kelimeler daha sonra İngilizce dilinin birer parçası haline geldi.

İlk hikâyesi "Hayat-Çizgisi" 1939 yılında yayınlanmıştır.

Yazar istatistikleri

  • 71 okur beğendi.
  • 577 okur okudu.
  • 31 okur okuyor.
  • 1.085 okur okuyacak.
  • 23 okur yarım bıraktı.