Sabiha Ateş Alpat

Sabiha Ateş Alpat

8.4/10
48 Kişi
·
225
Okunma
·
25
Beğeni
·
1.729
Gösterim
Adı:
Sabiha Ateş Alpat
Unvan:
Türk İlahiyat Yazarı
Doğum:
1964
İbrahim Sadiyaninin Dilinden Sabiha Ateş AlpatrnrnMasa-yı Esma (İsimler Masası) ’da konuk ettiğimiz ilk isim, “Zamanın Zeynebi” sıfatını ülkemizde kurumsallaştıran, fakat samimî söylemek gerekirse, bu sıfatı da en çok kendisi hakkeden bir isim: Zamanın Zeynebi – Kocaeli Duyarlı Hanımlar Sosyal Yardımlaşma Derneği (ZEYNEP – DER) Genel Başkanı Sabiha Ateş Alpat.rnrn1964 yılında Doğu’nun ücrâ ve soğuk bir köşesinde dünyaya “merhaba” diyor, Sabiha Ateş Alpat...rnrnKars diyorlar adına... Soğukmuş; içleri sıcacık olan insanları üşüyormuş... Bu yüzden böyle garip bir ismi varmış şehrin. “Qerıs” imiş aslı ismin. Kürtçe; “üşümek” demek...rnrnO’nun ilk çığlıkları sıcaklık getirmiş, ısıtmış geldiği evin içini, ısıtmış yeni ferdi olduğu aileyi...rnrnQerıs... Otuz yılı aşkındır hâlâ çehresi değişmemiş, Doğu’nun yetim şehirlerinden biri... Kafkasya’nın en güney eteklerinde, Kürdistan’ın en kuzey eteklerinde, “üşüyen şehir” Qerıs... Sırtına dağlar yüklemiş erkeklerin dağlardan da büyük dertleriyle, şiir kokulu kadınların mısrâ mısrâ bakan gözleriyle, “güneş görmeyen sularda” yıkanan çocukların cennet kokulu nefesiyle ısınan şehir, Qerıs... Şâirin mısrâlarına işlediği gibi tıpkı:rnrn“Selam olsun bahararnçiçekler açmış memleketimdernkuşlar cıvıl cıvıl ötmekternözlemin sarısıyla vuslatın mavisi kucaklaşmışlarrnekinler yemyeşil bu yüzdenrndört yön beş vakit çıkmıyor aklımdan söylediklerinrn‘benim yazarım’rnhaykırdım eteklerinde yankılansın diyernyüklenmiyor dağlar sevginin emanetini dernşimdi çırılçıplak ortasındayım kavganınrnçırılçıplak, yani suskun ve kalemsizrnben Kafkasya eteklerinde geçireceğim bu kışırnsırtımı Allahuekber dağlarına yaslayacağım bu mevsimrnsevdiceğim kapama gözlerinirnüşürüm sonra.”rnrnÇocukluğu zor şartlarda geçiyor, Kars’ın Digor ilçesinde hayata adım atan küçük Sabiha’nın. Annesiz büyüyor...rnrnİlkokula adım atana kadar annesizliğin anlamını pek bilmiyor ama. Tâ ki, okulda “Anneler Günü” kutlaması yapılana kadar. Anlamını bile bilmediği bir şeyin kutlamasını, boynu bükük bir şekilde yaşıyor, öksüz kız.rnrn“Anneler Günü” kutlaması, okulu sevmemesi için yeterli sebep oluyor küçük kızın. Bir de, “maymundan gelindiğini anlatan” dersi unutmuyor. İçinden yükselen itiraz, sessiz bir çığlıkla kulaklarını çınlatıyor. O dersten sonra, “Biz kimiz? ”, “Nereden geldik? ” sorularıyla ablasını, ailede nazı geçen büyüklerini adetâ bıktırıyor. Anne nedir bilmeyen küçük kıza okulda “Anneler Günü” kutlaması yaptırılınca, o bunun şokuyla annesini zihninde canlandırmaya ve anlamlandırmaya çalışırken bir de derste öğretmenleri “bizler maymundan gelmişiz” deyince, daha ilkokuldayken nefret ediyor okuldan.rnrnOkumayı seviyor, ama okulu sevmiyor. Ders çalışmaktan hoşlanıyor. Başarılı bir öğrenciliği oluyor. Herşeye rağmen, okulda oldukça başarılı bir öğrenci. Öğretmenlerinin her dediğine hemen “tamam” diyen bir yapısı yok ama itirazları hep sessiz. Yüreğinin kabulsüzlüğüyle yetiniyor.rnrnOrtaokula başladığı zamanlarda sağcılık ve solculuğun dehşet verici savaşının ortasında buluyor kendisini. Okul adetâ savaş alanı; okuldan başka herşeye benziyor. Ülkücülüğün hâkim olduğu bir aile ortamında büyümüş ama hiç ülkücü biri olmamış, buna rağmen ülkücü aileye sahip olmanın sıkıntısını çekerek sürdürüyor ortaokulu. Ağabeyi ülkücü ve böyle olduğu için dayak yiyor solculardan. Okul küçük Sabiha için bu terör yüzünden çekilmez hale geliyor. Sınıfta öğretmenlerin notları tamamen ideolojik. Can güvenliği yok. Her geçen gün, bir talebeyi vuruyorlar. Cidden çok sıkıntılı günler, ortaokul günleri...rnrnLiseye kendi isteğiyle gitmiyor, haliyle. Sebep, okulların durumu. Ciddî anlamda saldırılar artıyor; marketleri, oturdukları ev, karşıt görüşlüler tarafından bombalanıyor. Sonra küçük kardeşi kaçırılıp öldürme tehdidi alıyor babası; derhal ne var ne yok, yok pahasına satıp çıkıyorlar memleketten... 1978; Elvedâ Qerıs... Ayrılıyorlar “üşüyen şehir”den; küçük kız henüz 14 yaşındayken; annesiz... Kocaeli’ye yerleşiyorlar, merkez ilçe İzmit’e. Bir müddet sonra şehrin, bir Karslı için oldukça “kapitalist” olan havasının sürüklemesiyle halı firmasında çalışmaya başlıyor Sabiha Hanım. Uzun bir müddet çalışıyor burada.rnrnKitaplarla arası, tâ çocukluğundan beri hep iyi: “Cin Ali” ile başlayan kitap okuma sevgisi, okul sıralarında “Red Kid”ler, “Teksas”lar ve eline geçen her tür kitapla devam ediyor. İlk okuduğu ideolojik kitabın adı, “Gittim ve Gördüm” diye bir kitap. Yazarının, komünist bir rejimle yönetilen Sovyetler Birliği’ne gidip Sibirya’da çektiklerini dile getirdiği bir kitap... Bir gün, İstanbul’da misafir olduğu bir yakınımın evinde, gözü yine kitaplara takılıyor Sabiha Hanım’ın. Kitaplıkta “İman Esasları” diye bir kitap dikkatini çekiyor. Elindeki “pembe dizi” kitabını bırakıp, onu okumaya başlıyor.rnrnNe acı? ! Yığın yığın kitap okumuştu ama Allâh (cc) ’ı anlatan, Peygamber (saw) ’i anlatan kitaplardan haberi bile yoktu! ... Biri bitti öteki derken, artık okuduğu kitapların rengi değişmeye başlıyor...rnrnİslamî kitaplarla haşir neşir oldukça, hayatın sonunun “son” olmadığı yer ediyor kendisinde. Yani, âhirete inanmaya başlıyor.rnrnİşinden ayrılıyor. O günden sonra, hayatta farklı bir bakış ile yürüyüşe başlıyor. Kendini daha bilinçli bir şekilde “Müslüman” olarak tanımlıyor.rnrnİslamî hayata başladığının üzerinden 3 yıl geçmişti ki, bütün hayatını altüst eden, hayata bakışını tamamen değiştiren, kalbinde ve beyninde “devrimlerin en büyüğünü” gerçekleştiren asıl kitapla tanışıyor: Üstâd Ebû’l- Âlâ el- Mewdudî’nin “Qûr’ân’a Göre Dört Terim” adlı kitabı...rnrnSabiha Ateş Alpat, büyük üstâd Mewdudî’nin “dört terimini” okuyana kadar, İslam’ın bir hayat tarzı olduğunu, kurulu beşerî sistemlerin “L” ile red edildiklerini kavrayamamıştı. Demek ki okuduğu kitaplar, genelde âmel ve ahlak içerikliydi; İslam’ın ferdî ve ahlakî boyutuyla sınırlı anlatıldığı kitaplardı. Mewdudî’nin kitaplarıyla tanıştıktan sonra Sabiha Ateş Alpat, İslam’ın sadece bireysel ibadetlerden veya ahlakî – içsel bir takım düzenlemelerden, toplumda anlamları sembolik düzeye indirgenmiş kimi ritüellerden ibaret bir dîn olmadığını, tüm zamanları ve mekânları kuşatan cihanşümûl bir dîn olan âzîz İslam dîninin belli bir dönemle ve belli bir coğrafyayla sınırlı olmayan, hayatın tüm alanlarını kuşatan, bireysel, sosyal, iktisadî ve siyasî tüm alanları düzenlemek için âlemlerin Râbbi Allâh tarafından gönderilmiş, ahlakî davranışlardan cemiyet hayatına, toplumsal ve ekonomik hayattan siyasal erke kadar tüm alanlarda düzenlemeler içeren, “ritüeller dîni” değil gerçek anlamda bir “hayat tarzı, yaşam modeli” olan bir dîn olduğunu öğreniyor.rnrnHindistanlı büyük İslam âlimi Mewlânâ Ebû’l- Âlâ el- Mewdudî’nin sadece Hind Yarımadası’nda değil, tüm İslam dünyasında büyük bir düşünsel devrim gerçekleştiren “Qûr’ân’a Göre Dört Terim” adlı ölümsüz eseri, aynı devrim ateşini, “üşüyen şehrin kızı” Sabiha Ateş Alpat’ın kalbinde de yakıyor.rnrnBütün hayatı altüst olan ve dünyaya bakışı tamamen değişen Sahiba Hanım, Tewhîdî düşünce ile, İslam’ın hakikatleriyle yeni tanışan herkesin yaşadığı sarhoşluğu ve “sersem olma” durumunu yaşıyor. Roman yazıp Tewhîdî hakikatleri düşündürtmek istiyor ilk başlarda. “Kitap yazmak” fikri böyle doğuyor ve bu şekilde de başlıyor.rnrnElhamdulillâh; iyi ki de doğuyor böyle bir fikir: Büyük iddiâlardan uzak, felsefik değil, fakat gerçeğin ta kendisi olan hayatları dile getirmiş, hissetmediği şeyleri yazmaktan daimâ kaçınmış bir kalemle, hepsi de biribirinden kıymetli 12 esere imza atıyor. Kendi ifadesiyle, “yüksek edebiyat derdinde olmayan, mütevazi, 12 göz nûru”:rnrn1. “Ana Yüreği” (Beka Yayınları)rn2. “Ölüm Çiçekleri” (Beka Yayınları)rn3. “Zamanın Zeynebi” (Beka Yayınları)rn4. “Sarsılmadan Uyanmak” (Beka Yayınları)rn5. “Kardeş Kurşunu” (Beka Yayınları)rn6. “Yozlaşmış Duygular” (Beka Yayınları)rn7. “Güneş Doğudan Doğar” (Beka Yayınları)rn8. “Evladımı Geri Verin” (Beka Yayınları)rn9. “Modernizmin Kurbanları” (Beka Yayınları)rn10. “Sılâya Hasret” (Beka Yayınları)rn11. “Kûr’ân’ın Gölgesinde” (Beka Yayınları)rn12. “Zûlüm Yağdı – Burası Irak” (Çıra Yayınları)rnrn“Evlendiğimde daha 3 yaşındaydım” diyor Sabiha Ateş Alpat. İslamî bir kimliğe kavuşalı daha üç sene olmuştu çünkü, evlendiğinde. Evliliği, kaçınılmaz olarak, İslamî anlayışı ile geleneksel anlayışın savaşını uzun bir müddet yaşıyor. Gelin gittiği evde, eşi hariç, herkes O’nun “yeni bir dîn icad ettiğini” söylüyor...rnrnFakat boş durmuyor; diğer hânımlarla birlikte “ev dersleri” organize ediyorlar. Bu “ev dersleri”, 2004 yılına kadar devam ediyor.rnrn2004, “hayatının en anlamlı yılı” Sabiha Ateş Alpat için. Bu tarihte, kendisi için de özelliği çok olan “Zamanın Zeynebi” adlı kitabının adıyla “Zamanın Zeynebi” derneğini kuruyor. Derneğe, kitabının ismini veriyor. Yedi yıldır güzel çalışmalarını kesintisiz sürdüren ve kısa adı ZEYNEP – DER olan “Zamanın Zeynebi – Kocaeli Duyarlı Hanımlar Sosyal Yardımlaşma Derneği”, halen ilk günkü heyecanıyla hizmet vermekte. Derneğin bir de web sitesi var; http://www.zeynepder.org...rnrnYine 2004 yılında Anadolu Radyo (http://www.anadoluradyo.com) ’da başladığı “Zamanın Zey
Biliyorum her taviz kimliğimden kopacak bir parça olacaktır. Senin emrine muhalif olan hiçbir şeye itaat etmeyeceğim Allah'ım...
" İnsanlar ' iman ettik ' demeleri ile bırakılıverileceklerini ve imtihan edilmeyeceklerini mi sandılar ? " ( Ankebut, 2 )
Su an yarıya kadar gelmeme rağmen cok beğendim .Çok duygusal bir kitaptı.diğer yarısını da bitirince tekrar incekememi yazacağım .Sizlere de tavsiye ediyorum
İnsan'nın yaratılma sebebi Allah'a ibadet etmektir. Allah'a kul olmalı insan, Allah kullarını imtihanlarla sınar. Böylece bu imtihanları kazananlar Allah'ın salih kullarıdır.
"Bu kitabı alacağım aklıma bile gelmezdi. Simyacıyı okumayı istiyordum daha çok. Şans işte, benim şansıma da bu geldi. Kitabı elime aldığım an, "beni ağlatacak kitap" dedim. Bi heyecanla okumaya başladım. Gün geçiyor daha da üzücü oluyor. En son kendimi tutamadım... gözümden bir damla süzüldü yere. Evet ilk defa bir kitap da ağlamıştım. Annelerinden ayrı bu çocukların hasret ile annelerinin emrettiği gibi islamı öğrenmeleri çok hoştu. Babaları kumarbazlıktan çıkıp islama geçmesi ve her dini konuyu herkezden daha iyi bilmesi daha doğrusu bunca kısa zamanda o kadar çok şey öğrenmesi şaşırtıcıydı."
~~~~~~~~~*DIKKAT*~~~~~~~~~~
《Kitap çok argo kelime içeriyordu...》
İnsan edindiği davayı sevda bilmesi ve bu sevda uğruna yaşamalı bu sevda da en güzel Allah'ın dini İslama yakışır.
Davasından dolayı başa gelen musibetlere karşı nasıl sabredileceğini öğreten çok güzel bir kitap.
Harika daha bitmedi ama genede güzel gidiyor hepinize tavsiye ediyorum mutlaka okuyun gencler maneviyatınızı geliştiren bir kitap benden söylemesi sizden yapması
Modernizm...
Hayatımıza yavaş yavaş ve sinsice girmiş olan izmler...
Bu kitap özellikle modernizm ve kapitalizm olmak üzere tüm "izm"lerin hayatımızı nasıl kötüleştirdiğinden bahsediyor. Ama bunu sadece kuru bilgiyle değil,insanların hayatları üzerinden yapıyor. Çagdaş görünmek için Müslümanlığını bir kenara iten hayatlardan veya çaga ayak uydurmak için çagdaşlaştırılmış müslümanların hayatlarından bir kesit okuyoruz kitapta. Yer yer de olayı daha iyi anlatmak için Ahmed Kallan ve Ramazan Kayan gibi hocaların modernizmle ilgili yazılarından alıntılar yapılmış. Insanların hayat hikayeleri yoluyla konuyu anlatmaya çalısmak oldukça etkileyiciydi. Kitapta verilen mesajları dönüp kendimize sormamız gerekli.
Modernizmin kurbanı mıyız? Yoksa bu izmleri redd mi ediyoruz?
Çağdaşlıgı Müslümanlığa mı uyduruyoruz?Yoksa Müslümanlığımızı Kur'an'ı Kerimde anlatıldıgı gibi mi yaşıyoruz?
Herkesin kendini iç muhasebe yapmasına davet ediyorum.
Kardeşim! Gözlüğüm kırıldığında gördüm gerçekleri. Perdeler aralandı o gün. Camlardaki buğular da gitmişti artık. Rabbim kalbimi açmıştı. Özgür olmuştum. Tevbem kabul olmuş gibi, tüy kadar hafifledim birden. Ruhumda bir sevinç, bir heyecan; kalbim başka atıyordu artık. Hidayet böyle birşeydi herhalde. Gel, sevincime ortak ol, sende uyan artık. Bu uyku seni yoruyor. Yaşlanıyorsun, yarın uyansan da belki yaşlılıktan hareket edemezsin. Belki uykuda olur ölümün. yeter bu kadar uyku. Haydi uyan!
Bu bir din inancidir almanya ya giden ömerin öyküsü ömerin 2 çocuğu vardı ailesi başka yerde o ise almanya da ve bir gün çocuklarını da almanyaya da getirdi devami daha sonra
Çok güzel bir kitap herkese tafsiye ederim. Kitapta müslümanlığı ve ateistliği anlatıyor. Ve hayata ders çıkarıla bilir bir kitap okuduğunuzda emin olun çok beyeneceksiniz️️
bu kitabı almak istememin nedeni kitabın adı ve kapağıydı ve icimden eger kitabın adını begendiysem neden kitabı begenmiyimki dedim.ve kitabı alıp okumaya basladım kitap guzel fakat kitabın icinde biraz uygunsuz cumle ve kelimeler vardı bence bu kitapta bir yas sınırlaması olmalı ben kitabı okudum 13 veya 14 ustu tavsiye ederim birazda kitaptan bahsedelim kitapta acı ceken bir kadın ve cektigi acıdan etkilenen cocukları ve acımasız bir baba her ne kadar kitapta nasıl hayatın basında acı varsa sonunda mutlulukta var 13 ve 14 yas ustune tavsiye ederim

Yazarın biyografisi

Adı:
Sabiha Ateş Alpat
Unvan:
Türk İlahiyat Yazarı
Doğum:
1964
İbrahim Sadiyaninin Dilinden Sabiha Ateş AlpatrnrnMasa-yı Esma (İsimler Masası) ’da konuk ettiğimiz ilk isim, “Zamanın Zeynebi” sıfatını ülkemizde kurumsallaştıran, fakat samimî söylemek gerekirse, bu sıfatı da en çok kendisi hakkeden bir isim: Zamanın Zeynebi – Kocaeli Duyarlı Hanımlar Sosyal Yardımlaşma Derneği (ZEYNEP – DER) Genel Başkanı Sabiha Ateş Alpat.rnrn1964 yılında Doğu’nun ücrâ ve soğuk bir köşesinde dünyaya “merhaba” diyor, Sabiha Ateş Alpat...rnrnKars diyorlar adına... Soğukmuş; içleri sıcacık olan insanları üşüyormuş... Bu yüzden böyle garip bir ismi varmış şehrin. “Qerıs” imiş aslı ismin. Kürtçe; “üşümek” demek...rnrnO’nun ilk çığlıkları sıcaklık getirmiş, ısıtmış geldiği evin içini, ısıtmış yeni ferdi olduğu aileyi...rnrnQerıs... Otuz yılı aşkındır hâlâ çehresi değişmemiş, Doğu’nun yetim şehirlerinden biri... Kafkasya’nın en güney eteklerinde, Kürdistan’ın en kuzey eteklerinde, “üşüyen şehir” Qerıs... Sırtına dağlar yüklemiş erkeklerin dağlardan da büyük dertleriyle, şiir kokulu kadınların mısrâ mısrâ bakan gözleriyle, “güneş görmeyen sularda” yıkanan çocukların cennet kokulu nefesiyle ısınan şehir, Qerıs... Şâirin mısrâlarına işlediği gibi tıpkı:rnrn“Selam olsun bahararnçiçekler açmış memleketimdernkuşlar cıvıl cıvıl ötmekternözlemin sarısıyla vuslatın mavisi kucaklaşmışlarrnekinler yemyeşil bu yüzdenrndört yön beş vakit çıkmıyor aklımdan söylediklerinrn‘benim yazarım’rnhaykırdım eteklerinde yankılansın diyernyüklenmiyor dağlar sevginin emanetini dernşimdi çırılçıplak ortasındayım kavganınrnçırılçıplak, yani suskun ve kalemsizrnben Kafkasya eteklerinde geçireceğim bu kışırnsırtımı Allahuekber dağlarına yaslayacağım bu mevsimrnsevdiceğim kapama gözlerinirnüşürüm sonra.”rnrnÇocukluğu zor şartlarda geçiyor, Kars’ın Digor ilçesinde hayata adım atan küçük Sabiha’nın. Annesiz büyüyor...rnrnİlkokula adım atana kadar annesizliğin anlamını pek bilmiyor ama. Tâ ki, okulda “Anneler Günü” kutlaması yapılana kadar. Anlamını bile bilmediği bir şeyin kutlamasını, boynu bükük bir şekilde yaşıyor, öksüz kız.rnrn“Anneler Günü” kutlaması, okulu sevmemesi için yeterli sebep oluyor küçük kızın. Bir de, “maymundan gelindiğini anlatan” dersi unutmuyor. İçinden yükselen itiraz, sessiz bir çığlıkla kulaklarını çınlatıyor. O dersten sonra, “Biz kimiz? ”, “Nereden geldik? ” sorularıyla ablasını, ailede nazı geçen büyüklerini adetâ bıktırıyor. Anne nedir bilmeyen küçük kıza okulda “Anneler Günü” kutlaması yaptırılınca, o bunun şokuyla annesini zihninde canlandırmaya ve anlamlandırmaya çalışırken bir de derste öğretmenleri “bizler maymundan gelmişiz” deyince, daha ilkokuldayken nefret ediyor okuldan.rnrnOkumayı seviyor, ama okulu sevmiyor. Ders çalışmaktan hoşlanıyor. Başarılı bir öğrenciliği oluyor. Herşeye rağmen, okulda oldukça başarılı bir öğrenci. Öğretmenlerinin her dediğine hemen “tamam” diyen bir yapısı yok ama itirazları hep sessiz. Yüreğinin kabulsüzlüğüyle yetiniyor.rnrnOrtaokula başladığı zamanlarda sağcılık ve solculuğun dehşet verici savaşının ortasında buluyor kendisini. Okul adetâ savaş alanı; okuldan başka herşeye benziyor. Ülkücülüğün hâkim olduğu bir aile ortamında büyümüş ama hiç ülkücü biri olmamış, buna rağmen ülkücü aileye sahip olmanın sıkıntısını çekerek sürdürüyor ortaokulu. Ağabeyi ülkücü ve böyle olduğu için dayak yiyor solculardan. Okul küçük Sabiha için bu terör yüzünden çekilmez hale geliyor. Sınıfta öğretmenlerin notları tamamen ideolojik. Can güvenliği yok. Her geçen gün, bir talebeyi vuruyorlar. Cidden çok sıkıntılı günler, ortaokul günleri...rnrnLiseye kendi isteğiyle gitmiyor, haliyle. Sebep, okulların durumu. Ciddî anlamda saldırılar artıyor; marketleri, oturdukları ev, karşıt görüşlüler tarafından bombalanıyor. Sonra küçük kardeşi kaçırılıp öldürme tehdidi alıyor babası; derhal ne var ne yok, yok pahasına satıp çıkıyorlar memleketten... 1978; Elvedâ Qerıs... Ayrılıyorlar “üşüyen şehir”den; küçük kız henüz 14 yaşındayken; annesiz... Kocaeli’ye yerleşiyorlar, merkez ilçe İzmit’e. Bir müddet sonra şehrin, bir Karslı için oldukça “kapitalist” olan havasının sürüklemesiyle halı firmasında çalışmaya başlıyor Sabiha Hanım. Uzun bir müddet çalışıyor burada.rnrnKitaplarla arası, tâ çocukluğundan beri hep iyi: “Cin Ali” ile başlayan kitap okuma sevgisi, okul sıralarında “Red Kid”ler, “Teksas”lar ve eline geçen her tür kitapla devam ediyor. İlk okuduğu ideolojik kitabın adı, “Gittim ve Gördüm” diye bir kitap. Yazarının, komünist bir rejimle yönetilen Sovyetler Birliği’ne gidip Sibirya’da çektiklerini dile getirdiği bir kitap... Bir gün, İstanbul’da misafir olduğu bir yakınımın evinde, gözü yine kitaplara takılıyor Sabiha Hanım’ın. Kitaplıkta “İman Esasları” diye bir kitap dikkatini çekiyor. Elindeki “pembe dizi” kitabını bırakıp, onu okumaya başlıyor.rnrnNe acı? ! Yığın yığın kitap okumuştu ama Allâh (cc) ’ı anlatan, Peygamber (saw) ’i anlatan kitaplardan haberi bile yoktu! ... Biri bitti öteki derken, artık okuduğu kitapların rengi değişmeye başlıyor...rnrnİslamî kitaplarla haşir neşir oldukça, hayatın sonunun “son” olmadığı yer ediyor kendisinde. Yani, âhirete inanmaya başlıyor.rnrnİşinden ayrılıyor. O günden sonra, hayatta farklı bir bakış ile yürüyüşe başlıyor. Kendini daha bilinçli bir şekilde “Müslüman” olarak tanımlıyor.rnrnİslamî hayata başladığının üzerinden 3 yıl geçmişti ki, bütün hayatını altüst eden, hayata bakışını tamamen değiştiren, kalbinde ve beyninde “devrimlerin en büyüğünü” gerçekleştiren asıl kitapla tanışıyor: Üstâd Ebû’l- Âlâ el- Mewdudî’nin “Qûr’ân’a Göre Dört Terim” adlı kitabı...rnrnSabiha Ateş Alpat, büyük üstâd Mewdudî’nin “dört terimini” okuyana kadar, İslam’ın bir hayat tarzı olduğunu, kurulu beşerî sistemlerin “L” ile red edildiklerini kavrayamamıştı. Demek ki okuduğu kitaplar, genelde âmel ve ahlak içerikliydi; İslam’ın ferdî ve ahlakî boyutuyla sınırlı anlatıldığı kitaplardı. Mewdudî’nin kitaplarıyla tanıştıktan sonra Sabiha Ateş Alpat, İslam’ın sadece bireysel ibadetlerden veya ahlakî – içsel bir takım düzenlemelerden, toplumda anlamları sembolik düzeye indirgenmiş kimi ritüellerden ibaret bir dîn olmadığını, tüm zamanları ve mekânları kuşatan cihanşümûl bir dîn olan âzîz İslam dîninin belli bir dönemle ve belli bir coğrafyayla sınırlı olmayan, hayatın tüm alanlarını kuşatan, bireysel, sosyal, iktisadî ve siyasî tüm alanları düzenlemek için âlemlerin Râbbi Allâh tarafından gönderilmiş, ahlakî davranışlardan cemiyet hayatına, toplumsal ve ekonomik hayattan siyasal erke kadar tüm alanlarda düzenlemeler içeren, “ritüeller dîni” değil gerçek anlamda bir “hayat tarzı, yaşam modeli” olan bir dîn olduğunu öğreniyor.rnrnHindistanlı büyük İslam âlimi Mewlânâ Ebû’l- Âlâ el- Mewdudî’nin sadece Hind Yarımadası’nda değil, tüm İslam dünyasında büyük bir düşünsel devrim gerçekleştiren “Qûr’ân’a Göre Dört Terim” adlı ölümsüz eseri, aynı devrim ateşini, “üşüyen şehrin kızı” Sabiha Ateş Alpat’ın kalbinde de yakıyor.rnrnBütün hayatı altüst olan ve dünyaya bakışı tamamen değişen Sahiba Hanım, Tewhîdî düşünce ile, İslam’ın hakikatleriyle yeni tanışan herkesin yaşadığı sarhoşluğu ve “sersem olma” durumunu yaşıyor. Roman yazıp Tewhîdî hakikatleri düşündürtmek istiyor ilk başlarda. “Kitap yazmak” fikri böyle doğuyor ve bu şekilde de başlıyor.rnrnElhamdulillâh; iyi ki de doğuyor böyle bir fikir: Büyük iddiâlardan uzak, felsefik değil, fakat gerçeğin ta kendisi olan hayatları dile getirmiş, hissetmediği şeyleri yazmaktan daimâ kaçınmış bir kalemle, hepsi de biribirinden kıymetli 12 esere imza atıyor. Kendi ifadesiyle, “yüksek edebiyat derdinde olmayan, mütevazi, 12 göz nûru”:rnrn1. “Ana Yüreği” (Beka Yayınları)rn2. “Ölüm Çiçekleri” (Beka Yayınları)rn3. “Zamanın Zeynebi” (Beka Yayınları)rn4. “Sarsılmadan Uyanmak” (Beka Yayınları)rn5. “Kardeş Kurşunu” (Beka Yayınları)rn6. “Yozlaşmış Duygular” (Beka Yayınları)rn7. “Güneş Doğudan Doğar” (Beka Yayınları)rn8. “Evladımı Geri Verin” (Beka Yayınları)rn9. “Modernizmin Kurbanları” (Beka Yayınları)rn10. “Sılâya Hasret” (Beka Yayınları)rn11. “Kûr’ân’ın Gölgesinde” (Beka Yayınları)rn12. “Zûlüm Yağdı – Burası Irak” (Çıra Yayınları)rnrn“Evlendiğimde daha 3 yaşındaydım” diyor Sabiha Ateş Alpat. İslamî bir kimliğe kavuşalı daha üç sene olmuştu çünkü, evlendiğinde. Evliliği, kaçınılmaz olarak, İslamî anlayışı ile geleneksel anlayışın savaşını uzun bir müddet yaşıyor. Gelin gittiği evde, eşi hariç, herkes O’nun “yeni bir dîn icad ettiğini” söylüyor...rnrnFakat boş durmuyor; diğer hânımlarla birlikte “ev dersleri” organize ediyorlar. Bu “ev dersleri”, 2004 yılına kadar devam ediyor.rnrn2004, “hayatının en anlamlı yılı” Sabiha Ateş Alpat için. Bu tarihte, kendisi için de özelliği çok olan “Zamanın Zeynebi” adlı kitabının adıyla “Zamanın Zeynebi” derneğini kuruyor. Derneğe, kitabının ismini veriyor. Yedi yıldır güzel çalışmalarını kesintisiz sürdüren ve kısa adı ZEYNEP – DER olan “Zamanın Zeynebi – Kocaeli Duyarlı Hanımlar Sosyal Yardımlaşma Derneği”, halen ilk günkü heyecanıyla hizmet vermekte. Derneğin bir de web sitesi var; http://www.zeynepder.org...rnrnYine 2004 yılında Anadolu Radyo (http://www.anadoluradyo.com) ’da başladığı “Zamanın Zey

Yazar istatistikleri

  • 25 okur beğendi.
  • 225 okur okudu.
  • 8 okur okuyor.
  • 73 okur okuyacak.
  • 2 okur yarım bıraktı.