Yazar
Abdülhak Şinasi Hisar

Abdülhak Şinasi Hisar

Yazar
BEĞEN
TAKİP ET
8.2
224 Kişi
807
Okunma
132
Beğeni
4.974
Gösterim
Unvan
Türk Yazar
Doğum
İstanbul, Osmanlı İmparatorluğu, 14 Mart 1887
Ölüm
İstanbul, Türkiye, 3 Mayıs 1963
Yaşamı
Abdülhak Şinasi Hisar (İstanbul, 14 Mart 1887 - 3 Mayıs 1963) Çocukluğu, Rumelihisarı, Büyükada ve Çamlıca'da geçti. 1898'de Galatasaray Lisesi'ne girdi; 1905'te Fransa'ya kaçtı. Paris'te École Libre des Sciences Politiques'e devam etti. II. Meşrutiyet'in ilânından (1908) sonra Türkiye'ye döndü. Fransız ve Alman şirketlerinde, Osmanlı Bankası'nda, Reji İdaresi'nde, 1931'den sonra ise Ankara'ya yerleşerek Dışişleri Bakanlığı'nda çalıştı. 1948'de İstanbul'a döndü; Ayaspaşa'da Boğazı gören bir apartmana yerleşti. Bir süre Türk Yurdu dergisinin genel yayın müdürlüğünü üstlendi (1954-57). Cihangir'deki evinde beyin kanamasından öldü. Edebiyata, mütareke yıllarında Dergâh ve Yarın dergilerindeki şiir, kitap tanıtma ve eleştiri yazılarıyla başladı. 1921'den itibaren İleri ve Medeniyet gazetelerindeki yazılarıyla tanındı; Ağaç, Varlık, Ülkü ve Türk Yurdu dergileri ile Milliyet, Hâkimiyet-i Milliye ve Dünya gazetelerinde yazdı. Cumhuriyet dönemi yazarı olmasına rağmen dil ve üslup açısından Meşrutiyet kuşağına bağlı kalan Hisar'ın bütün yapıtları esas olarak "hatıra"ya dayalıdır. Romanlarında Maurice Barrés, Anatole France ve Marcel Proust gibi yazarların edebiyat anlayışlarını benimsemiştir. 1942 CHP Hikâye ve Roman Mükâfatı'nda üçüncülük alan Fahim Bey ve Biz, Almancaya çevrildi (Unser Guter Fahim Bey, Çev.: Friedrich Von Rummel, 1956). Sermet Sami Uysal (Varlık Yayınları, 1961) ve Necmettin Türinay'ın (M.E.B., 1993) Abdülhak Şinasi Hisar adlı birer kitabı vardır. Ölümünden sonra Abdülhak Şinasi Hisar: Seçmeler (Haz.: S. İleri, YKY, 1992), Geçmiş Zaman Edipleri (Haz.: T. Yıldırım, Selis, 2005) ve Kelime Kavgası: "Edebiyata ve Romana Dair" (Selis, 2005) adlı üç kitabı daha çıkmıştır.

İncelemeler

Ali yazıcı
Boğaziçi Mehtapları'ı inceledi.
195 syf.
·
15 günde
·
8/10 puan
Edebiyatı "bir milletin hafızası, fikrinin ve hayatının hatıraları" olarak gören yazarın anı türünde yazdığı bu eser, 19. yüzyılın sonları ve 20. yüzyılın ilk demlerine tekabül eden bir zaman diliminde İstanbul'un Boğaziçi denilen bölgesinde yaşayan insanların zevklerini, dertlerini, birbirleri ile olan ilişkilerini, aşklarını, sosyal yaşamlarını en ince ayrıntısına kadar anlatan ve spesifik bir konudan hareketle inşa edilmiş olmasına rağmen pergelin bacaklarını oldukça geniş tutan harika bir edebi yapıt. Mehtapta (ay ışığı altında) kayık/sandal sefasının etrafında dönen olaylar anlatılırken özellikle tabiat ve insan üzerinde yapılan betimlemeler beni mest etti. Kitaptan hem manevi hem de maddi anlamda birçok bilgi edindim. Olumsuz eleştiri olarak ise bazı noktalarda tekrara düşülmüş. Tavsiye ederim.
Boğaziçi Mehtapları
OKUYACAKLARIMA EKLE
9
Murat Turan
Fahim Bey ve Biz'i inceledi.
150 syf.
·
Puan vermedi
Abdülhak Şinasi Hisar tarafından kaleme alınan Fahim Bey ve Biz gerçek ve kurmacanın iç içe geçtiği bir yapıyla birlikte okuyucuya bir anlatıcı yazarın eşlik ettiği modernist özellikler bulunduran bir hikayedir. Anlatıcı, Fahim Bey’i babası vasıtasıyla tanır. Metin boyunca ana karakter Fahim Bey’in ya geçmişte takılı kaldığını ya da ulaşamayacağı bir gelecekte yaşadığını ancak asla bulunduğu anda yaşamadığını net bir şekilde görürüz. Fahim Bey, gazeteleri takip eder ve kitap okur. Bazı yerlerin altını çizerek durumuna değer atfetmek istemektedir. Eşi ise onun edindiği bilgileri kendisinden uzak ve bağlantısız olduğu için pek umursamamaktadır. Edinmeye çalıştığı entelektüel birikim çapıyla sınırlı kalmış ve yüzeyselden öteye geçememiştir. Önceleri, tek yaşamasına rağmen büyük bir konak kiralayan Fahim Bey, dışardan önem arz edilen biri olarak görülmekten hoşlanır. Hatta Londra Sefareti kâtibi olarak çalışmaya başlayacağı sırada kendi için aldığı sayısız ve renk renk esvaplar ona görevinin gerektirdiği kudretin ve önemin bir nişanı olarak gözükür. Arkadaşları bu hadiseyi saçma bulurken Fahim Bey’i yeni tanımaya başlayan anlatıcı henüz fikir ayrılığına düşmemiş ve mesleğinde başarı kazanması için gerekli olabileceğini düşünmüştür. Nitekim esvaplar Fahim Bey’in iyi bir memur olarak tanınmasını sağlamıştır. Bahsi geçen esvaplar daha sonra Fahim Bey’in Batılılaşmanın ve dinden çıkmanın sembolü olarak anlatıcının eniştesi tarafından yorumlanmıştır. Anlatıcı ise esvapları "teşebbüsü şahsı" hayatına atılmak isteyen ana karakterimizin belki de en büyük tetikleyicilerinden biri olarak değerlendirmiştir. Hayatı boyunca iş ve unvanlar hakkında sözlü talebi olmayan Fahim Bey’in içten içe bunlara ilgi duyduğunu görebildiğimiz halde tavrını sürekli devam ettirmiş ve arkadaşları ve tanıdıkları yüksek mevkilere gelirken o olduğu yerde kalmıştır. Sathi söylemlere ve tavırlara sahip bir karakter olan Fahim Bey kendi işini kurma hayaliyle yanıp tutuşurken o sıralar popüler olan Bursa ovasında pamuk projesini anlatıcının tanıdığı birkaç yatırımcıyla konuşmak için toplandıkları sırada kendini ifade edemeyince oradakileri hayal kırıklığına uğratır. Sermayedarın Fahim Bey üzülmesin diye söylediği sözler Fahim Bey’i adeta bir zafer kazanırmışçasına sevindirir lakin Fahim Bey gerçekleri göremeyecek kadar toy ve kendisini de küçük görmeyecek kadar kördür. Daha sonraları işinden istifa edip bir ofis kiralayıp orada günler ve geceler boyu hiçbir şey yapmadan hayalini kurduğu işi gerçekmiş gibi gösterip kendi kendine hesaplar tuttuğu öğrenilen Fahim Bey’e deli gözüyle bakılmaya başlanmıştır. Anlatıcı bu durumu ilerde yapabileceği işinin bir ön hazırlığı olarak görürken Fahim Bey’in eşi Saffet Hanım bu dedikoduyu herkese yaymıştır bile. Metnin bir bölümünde çok özel bir rüya gördüğünü düşünen Fahim Bey bunu herkese yayar. Dualarının kabul olduğunu ve sorduğu sorulara cevap verildiğini iddia ederken aslında yine kendi hayal dünyasında sathi entelektüelliğiyle rüyayı iyiye yorar. Anlatıcının eniştesi ise rüyanın farklı bir anlamı olduğunu dile getirmiştir. Genel itibariyle enişte ile Fahim Bey arasında bir kültür çatışması olduğu görülebilir. Anlatıcı ise bu rüyayı Fahim Bey’in içinde olduğu hülyanın bir aldatmacasının ürünü olarak değerlendirmektedir. Saffet hanım da bu rüyaya sevinir ve eşinin hayal dünyasına ortak olur. Fahim Bey sahip olduğu sathi ve silik entelektüelliğiyle, başkalarının hakkında ne der düşüncesiyle yaşamasına rağmen uyaranlara karşı gözü kapalı, gerçekte ne olduğundan bihaber geçmiş ile gelecek arasında durmadan mekik dokuyan, şekle ve görünüşüne önem veren ancak görünüşünden ve nasıl göründüğünden habersiz, kulaklarını dışarıya kapamış bir karakter olarak bütün metin boyunca anlatıcı tarafından irdelenmektedir. Anlatıcının sorgulamaları ve soruları ile daha iyi anlaşılan karakter zamanla anlatıcının da ilgisini çekmemeye başlıyor. Geçen zaman Fahim Bey’in herkesle olan ilişkisini azalmaktadır. Öte yandan zamana tabii olan sadece Fahim Bey değildir. Anlatıcının da Fahim Bey’e karşı fikirleri şekillenmiştir. Anlatıcı Fahim Bey’i görmek istememektedir ancak herkesin gerçeğinin farklı olduğunun, hakikatlerin göreli olduğunu ve anlam arayışının anlamsız olduğunun da altını çizmektedir.
Fahim Bey ve Biz
OKUYACAKLARIMA EKLE
1
Resul Bulama
Fahim Bey ve Biz'i inceledi.
136 syf.
·
6 günde
·
Beğendi
·
9/10 puan
“ARADAN ZAMAN, BİR HAYLİ ZAMAN GEÇTİ”
Bir roman veya film kahramanı boş bir hayalin peşinde koştuğunda ya da Othello’da olduğu gibi asılsız bir haberin peşine takılıp ahmak durumuna düştüğünde eleştirmemiz ne kadar kolaydır değil mi? Bugün sadece Fahim Bey’den bahsederek sizin rahatınızı kaçırmadan bir şeyler yazılabilirdi. Türk klasikleri arasında sayılan birçok kitapta gördüğümüz gibi; bir iyi, bir de kötü karakter belirleyip arkamıza yaslanıp keyifle okuyabilirdik. Evet sadece Fahim Bey ve onun hikayesi olsaydı söylemek istediklerimiz, ucu bize dokunmazdı. O zaman da bu satırları yazmamız gerekmezdi zaten. Açıkçası kitaptaki karakterin ve hikâye örgüsünün ilgimi çektiğini söyleyemem. Ama “Fahim Bey ve Biz” dendiğinde buradaki asıl karakterin hayalci bir kahraman olmadığını, tam olarak biz olduğumuzu söylemek istiyorum. Deneme yönü ağırlıklı olan bu anlatımda bir süre sonra ana karakter verilen mesajların gölgesinde kalmaya başlar ve yazarın hayata dair biriktirdiklerini Fahim Bey üzerinden bize aktardığını görürüz. Kurgu anlamında baktığımızda doğrusal ilerleyen, adım adım sona doğru yaklaşan bu örgü içinde yazarın hep derine, daha derine doğru gittiğini görüyoruz. Öykü kronolojik olarak ilerlemekle birlikte ( tam da yazılarımın arasına tek düze diye not düşmüşken) kahramanımızın hakkında anlatıcının görüşleri şaşırtıcı şekilde değişmektedir. Bu değişim ve tereddütler değil midir bize insanı anlatan ve edebiyatı değerli kılan? Yoksa şehirler, eşya ve hayat tüm hızıyla değişirken insanı durağan bir şekilde anlatmanın edebi bir değeri olabilir mi?… Böyle olunca metnin edebi değeri dikkat çekmeye başlar. Fakat bu sefer de ana karaktere deli diyerek işin içinden sıyrılamayacağımızı görürüz. Çünkü yazar hem anlatır, hem de sorar bize; “delilikteki usluluk nerde biter, usluluktaki delilik nerde başlar?” Akıllılıkla delilik o kadar uzak mı birbirine? Hayat içinde bu iki kavram çok defa aynı kapıya çıkmaz mı? En makul dediğimiz insanlar bile akıllara durgunluk veren şeyler yapmaz mı hayatta? Biraz kendimize dönüp tarafsız değerlendirme imkânımız olsa, (hadi delilik demesek bile) yapmış olduklarımız çok da akıllıca şeyler değil. Ne kadar delilik olabilir ki hayatta? Amak-ı Hayal de söylendiği gibi, dünya dediğimiz sakın büyük bir tımarhane olmasın! Eğer öyleyse fazla da beklentisi olmamalı belki insanın. “Kim bilir, kim diyebilir ki hayatın galebesi nerde biter, iflası nerde başlar?” Fahim Bey’in hikâyesinin içine gizlenmiş hep böyle sorgulamalar göreceğiz. En kötüsüne hazırlamak için burdan girdik konuya. Sorgulama uzun sürecek, yakalım tepemizdeki ışığı. Sorgulamada yanınızda bir dostunuz olmasını ister miydiniz? Gerçi siz isteseniz de onlar gelmez. Ne kadar tanıyorsunuz dostlarınızı? Onlar sizi ne kadar tanıyorsa, siz de onları ancak o kadar. O da sadece bir veya birkaç yönüyle. Hayattaki eş, dost, amir veya bir işteki rolüyle insanları tek bir açıdan değerlendirip bütünü anlamaya çalışıyoruz. Böyle olunca doğru sonuçlara ulaşmayı beklemek delilik değil de nedir? Ama size bir ipucu vermeye çalışayım. Eksik değerlendirip yanlış sonuca ulaşmışsınız diye kendinizi üzmeyin; “sen çok değiştin” deyin zor durumda kalırsanız, böylesi daha iyi! Ucu size dokunmadan kabahati karşı tarafa yıkıp işin içinden çıkabilirsiniz. Biz bazen kendimizi tanıyamazken başkalarını tanıdığımızı iddia etmemiz hadsizlik olur bu yüzden. “dünya ile dostluğumuz nerde biter, dünyadaki yalnızlığımız ve herkese yabancılığımız nerde başlar?” En iyisi, yazar başka ne soracak ona kulak verelim. Söz dediğimiz ayağa düşmemeli. Söylendiğinde bir değeri olmalı ki, olur olmaz konuşmadan bir farkı bulunsun. #73884988 Zıt görünen kavramların bir bakış açısı olduğundan bahseder bize yazar. Talih ve talihsizliğin ne kadar birbirine yakın olduğundan, birinden diğerine geçmenin ne kadar kısa sürebileceğini anlatır. Ve bizim tercihlerimizin ne kadar önemi olduğundan. Hayal ve hakikatin ne kadar da iç içe geçmiş olduğundan ve bizim bunları her zaman ayırmaktaki zaaflarımızdan bahseder. “hakikat nerde biter, rüyası, hülyası, yalanı ve olacağı nerde başlar?” “Aradan zaman, bir hayli zaman geçti.” Gençler yaşlıların hep böyle yaşlı olduklarını ve kendi dönemlerinin her açıdan en üst düzeye ulaştığını sandı. Yaşlılar da kabullenemedi bu değişimi, kendilerine konduramadılar. Ya mevsimden, ya havalardandır diye teselli ettiler kendilerini. Mesele sadece Fahim Bey’in yaşlanması değil. Yazarımız bu işe kafa yormuş, incelemiş insanı, davranışlardaki detaylara dikkat etmiş ve bize yazılı olarak aktarmış bunları. Tıpkı dostluk ve insanları tanıma kavramlarında olduğu gibi, insanların gerçeklerden kaçışını ve değerlendirmedeki eksik yanlarımıza kuvvetli vurgular yapmış. Çevrenizdeki insanların hitap şeklinden davranışlardaki farklılıklara kadar birçok değişimdir söz konusu olan. Bu değişimin insanlar tarafından fark edilmesi ile sizin fark etmiş olmanız aynı zamana denk gelmeyebilir. Zaman dediğimiz nedir ki, unutulmak çok da uzak değil. Bu yüzden belki de insanın yaşlandıkça değer verdiği şeylerin değişmesi. İnsan yaşlandıkça hayatı boyunca peşinden koştuğu birçok şeyin çok da önemli olmadığını anlayabilir. Bu her şeyin fani olduğunun fark edildiği andır. Hep ölüm kazanır bu zaferi, hikâye hep aynı biter… Daha derinlere de inebilirdik, bayram günü daha fazla sıkmak istemem. Özellikle Selim İleri’nin son sözünde Türk edebiyatı İstanbul yazarları arasında Tanpınar, Nahid Sırrı ve Ziya Osman Saba ile birlikte anar Abdülhak Şinasi Hisar’ı. Ve unutulup bir köşede kalmış olmasından rahatsızlığını ifade eder. Günümüz de Türk Klasiği adına derinliği olmayan birçok eser yayınevleri tarafından tercih edilmekte iken bu eserin hala baskısının olmamasını yadırgadığımı ifade etmek isterim. YKY’nın daha önce bastırdığı ve liste fiyatı 8 TL olan kitap, internette 30-80 TL arası satılıyor. Ben de Bağlam Yayıncılıktan PDF olarak okumak durumunda kaldım. Son olarak kitabın yayınlandığı 1941 yılında kitap yayınlandığında Tanpınar ve Yakup Kadri’nin yazar hakkındaki sözleriyle bitirmek istiyorum incelemeyi. Tanpınar’ın; “Abdülhak Şinasi Bey, bu çoğunu başkalarının ağzından dinlediği muhtelif şahsiyet yapıcı çizgileri birbirine eklemeden evvel, onların üzerinde düşünüyor, hayat tecrübelerinin meyvelerini topluyor. Kendisini tahlil ediyor, zamanın akışını, hakikatlerin firari yüzünü seyrediyor, sonra tekrar yapmakta olduğu portreye dönüyor.” Yakup Kadri’nin ise; “bu suretle, kendi iç dünyasının hazinesini zenginleştirmiş olarak geniş bir edebiyat kültürü ve olgun bir edebi şahsiyetle karşımıza çıkmış bulunuyor.” demiş olduğu yazarımızın bu eseri hakkında; çok önem vermiş olduğum Edebiyat Atlası kitabında Necip Tosun’un sözleriyle son vermek istiyorum yazıma: “Proust’un geçmiş zaman yaklaşımlarını anımsatan roman, zaman zaman etkileyici aforizmalarla süslü bir hayat kitabına dönüşür. Belirginleşen bir olay örgüsünden çok bir doğrunun aktarılmasına odaklanmış, kurgusu şiirsel, etkileyici, derinlikli üsluba yaslanır. Yalnızlık, ihtiyarlık, mazi yorumları emsalsizdir.” Bu derin üslubu ve güzel eseri tanımak için sizlere bir davet mektubudur bu. Mektubun sonunda sağlıklı günler ve güzel bayramlar dilerim…
Fahim Bey ve Biz
OKUYACAKLARIMA EKLE
22
90
Levent Göven
Çamlıca'daki Eniştemiz'i inceledi.
204 syf.
·
5 günde
Böylesine ahenkli, akıcı ve şiirsel bir dille yazılmış çok az kitap okudum. Bazı kitaplar için bunu söylüyorum. Okuma eyleminin kendisini zevk hâline getiriyor diye. Bu da onlardan. Türkçenin nasıl güzel bir dil olduğunu ispatlayan, göze ve kulağa inceliklerini hissettiren nefis bir anlatım. Üst düzey bir edebi üslup. Hani hiçbir şey anlatmasa da okumanın keyfi için elden düşürülmeyecek nitelikte. Hani bazı kitaplar vardır. Tam bir sanat eseridir. Ama okuyan altında ezilir; aciz kalır. Bu onlardan da değil. İnsanı ezmeyi bırak üstüne alıp gezdiriyor. Tıpkı bir atlıkarıncaya binmiş gibi hissettiriyor. Ancak tıpkı atlıkarınca gibi pek bir yere götürmüyor. Roman olduğu düşünülürse bu tarz bir kitabı sevmeyecekleri sıkabilecek yönleri de var. Bir kere kitap boyunca hiç diyalog yok. İnsanların sözlerine hiç yer verilmemiş. Hiçbir olayı canlı canlı yaşatmıyor. Heyecanı yok. Bu sıkıcı gelebilir. Tamamı ilâhi bakış açısıyla bir üst anlatıcı tarafından anlatılıyor. Bir anı şeklinde yazılmış. Anlatan kişinin anıları. Sürekli bir geçmiş hissi. Çok güçlü tasvirler var. Öyle bir manzara çiziyor ki kelimelerle, önünüze zamanın İstanbul' unu bir fotoğraf netliğiyle seriyor. Ve bu tasvirler sayfalarca sürüyor. Baş kahraman eniştenin kişiliğini, duygu ve düşüncelerini kitabın bütününe yedirerek, sanki onunla birlikte yaşayarak zamanla tanımışız hissini veriyor. Gerçek hayattaki gibi. Bu kadar uzun anlatımlardan sıkılmazsanız zevkle okursunuz. Yer yer anlatımdaki ahenge öyle kaptırdım ki kendimi, hikâye neydi, ne okuyordum unuttum gitti. Böyle kitaplar okuyunca artık Türkçe bilen kalmadığını düşünüyorum. Not: Okuduğum kopya 1956 basımı. Bu yüzden olsa gerek günümüzle bazı imla farklılıkları var. Noktalama işaretlerinin kullanımı, ayrı-birleşik yazılan kelimeler. Zamanın matbaa teknolojisinden kaynaklanan bazı basım hataları.
Çamlıca'daki Eniştemiz
OKUYACAKLARIMA EKLE
1
13
Psyche
Fahim Bey ve Biz'i inceledi.
136 syf.
O Gözler Sizi Çiviler Basmakalıp Bir Yargıyla
"David Hockney'in dediğine göre, kız kardeşi, Tanrının nesneler arasındaki hava, boşluk olduğuna inanıyormuş. Böylece her şey Tanrının içinde oluyor, Tanrının içinde dolanıyor. Fena fikir değil, değil mi? Ressamların algılama tarzına çok yakın bir bakış. Ressamlar imanlı olduğu için değil, hep resmetmeye çalıştıkları şey tam da bu görünmez boşluk olduğu için. Boyadıkları lekelere bir birlik sağlayabilecek tek şey bu boşluk - Tintoretti'den Morandi'ye kadar her ne tür bir boşluk olursa olsun..." (Görünüre Dair Küçük Bir Teoriye Doğru Adımlar - J.Berger) Berger'in sanatkârının eserini boşluklarla görünür hâle getirmesi, bir kümenin evrenseli ile tanımlanabilmesi Fahim Bey ve Biz'i ifade etmek için sanat ve matematik gibi birbirinden ayrı görülen iki farklı alanın kesiştiği harika bir örnek. Abdülhak Şinasi HİSAR (1887-1963) 'ın 1941'de yayınlanan CHP Hikâye ve Roman Ödülü (üçüncülüğü) alan Fahim Bey ve Biz adlı romanı anlaşılmamış ve kıymeti bilinmemiş eserlerden sadece biri. Abdülhak Şinasi'nin olgunluk çağında yayınlattığı, aynı zamanda kendi yaşamından izler taşıyan eser, insan ilişkileri konusundaki çarpıcı görüşleriyle birlikte, okuruna Hisar'ın edebi sanatkârlığını ölçme şansı da veriyor. Bağlam Yayınları'na ait bu basımda yazara ait bir biyografi yer alıyor ve internette de bu bilgilere aynı klasik sunuşla ulaşmak mümkün. İlginç bir örnekse, İslam Ansiklopedisi'nde yer alan (islamansiklopedisi.org.tr/hisar-abdulhak-sina...) tabiri caizze künyede, tıpkı onun Fahim Bey'i okura sunuşu, Berger'in resimdeki boşluğu tarif ettiği gibi, biz'i, boşluğu, onu etkileyenleri ve onun dışarıdakileri Hisar'ın gözüyle görmek mümkün. Ansiklopedide şöyle ifade edilmiş: "BOĞAZİÇİ MEHTAPLARI Abdülhak Şinasi Hisar’ın geçmiş yaşayışı ile Boğaziçi’ni yepyeni bir değerlendiriş açısından canlandıran eseri. FAHİM BEY ve BİZ Abdülhak Şinasi Hisar’ın yayımlandığında edebî bir hadise olarak karşılanan, geniş akisler uyandırmış romanı. Kardeşi GERÇEK, Selim Nüzhet Türk matbaacılığı, gazeteciliği ve tiyatrosu hakkındaki araştırmalarıyla tanınan yazar. Komşusu ve hocası TEVFİK FİKRET Edebiyât-ı Cedîde şairi. Hocası MÜFTÜOĞLU AHMED HİKMET Edebiyatçı ve fikir adamı. Hakkında biyografik mahiyette eser yazdığı yazar AHMED HÂŞİM Türk şairi ve deneme yazarı. Görüştüğü Jön Türkler’den AHMED RIZÂ Jön Türk hareketi liderlerinden ve Türk siyaset adamı. Yazılarının yayımlandığı dergi DERGÂH 1921-1923 yıllarında yayımlanan fikir, sanat ve edebiyat dergisi. Denemelerinin yayımlandığı dergi VARLIK 1933’ten beri yayım hayatını sürdüren edebiyat, sanat ve fikir dergisi. Kurucu üye olarak çalıştığı dernek TÜRK OCAĞI II. Meşrutiyet ve Cumhuriyet dönemlerinde Türkçülüğü savunan dernek." 19. ve 20. yüzyıl Türkiyesi düşünüldüğünde, bu isimler yanında komşusu Şair Nigâr Hanım, isim babaları Şinasi ve eserinde de andığı Abdülhak Hamit Tarhan, Paris'teki eğitimi sırasında görüştüğü Prens Sabahattin, Dr. Nihat Reşat Belger, Ahmet Rıza Bey ve Yahya Kemal, bizzat tanıştığı ve edebi yönden etkilendiği ifade edilen Maurice Barres ayrıca, döneminin ünlü sanatçıları Jean Moreas, Emil Faguet, Henri' de Regnier, Jean Cocteau, "Hisar'ı kaplayan boşluk; Abdülhak Şinasi Hisar ve Biz" yargısına erken ulaştıran sebepken, üzerinde durulması gereken konular bu isimlerden çok daha fazlası... FAHİM BEY VE BİZ "Fahim" sözlük anlamıyla Akıllı. Anlayışlı, (Fahm. dan) İtibâr ve nüfuz sâhibi olan, büyük zât. Romana adını da veren ve ismiyle müsemma Fahim Bey'le, okura alışılagelmiş bir kurgusal biyografi sunmuyor Abdülhak Şinasi, çünkü hikâye doğumla değil ölümle başlıyor. Bir gazete haberiyle duyrulan ölüm, Fahim Bey'in yaşam boyu yanıbaşındaki seslerin, ölünce de onu terk etmediğinin bir göstergesi. İyi ya da kötü anılmak her faninin başına gelecek sıradan bir durumdur. Yazarın sıradanlığı delme çabası ölüm ilanının birkaç gün sonra değiştirilmesiyle başlıyor. İlanın değiştirilme sebebi Fahim Bey'in göreviyle kazandığı "maslahatgüzar" ünvanın gerçek olup olmadığının sorgulanması ve neticede haketmediğine karar verilmesi. Bu başlangıç romanın kıvılcımını yakıyor ve eser boyunca Fahim Bey'i tanıyan insanlar onun gençlik yıllarından vefatına kadar kronolojik olarak, tek bir anlatıcıya verdikleri görünmez röportajla hikâyeyi anlatıyor. Fahim Bey ve Biz'in bir hikayeler kolajı mı bir roman mı olduğu tartışıladursun, tek anlatıcının Fahim Bey'in arkadaşının oğlu olduğu hikâye bu gün alışık olduğumuz biyografik belgesellerin tadını fazlasıyla veriyor. Eser, duyulan geçmiş zaman kipinde ilerlese de yazarın Fahim Bey'le bizzat tanıştığına da şahit olunmakta. Biçimsel olarak bir diğer önemli konu dil. Hisar eski ve yeni dili bağladığı, yabancı dillerden de sözcükler kattığı üslubuyla şiir'e de fazlasıyla değiniyor. Adülhak Şinasi'nin şiir'i bir yaşam biçimi ve bu yalnız dili yansıtan bir sözcük değil, romanın akıcılığı da bilinen anlamıyla bu şiirsel hâl ile sağlanmakta. Sözcük dağarcığının zenginliğiyle birlikte romanın sözlüksüz okunması anlaşılırlığının imkânsızlığına işaret ediyor. Peki okur bu eserin neresindedir? Anlatılan Fahim Bey mi Biz miyiz? Her okur Biz'lere katılan ve onu yargılama fırsatını eline geçiren yeni bir eleman. Fahim Bey hakkında yeni görüşler belirten tüm insanların birleşimi ile oluşan "biz" , Fahim Bey Kümesi'nin evrenselidir ve biz' de tıpkı evren gibi genişlemektedir. Biz'ler hem Fahim Bey'i kapsayarak onu etkilerken ondan ayrılan yanlarıyla onu dışlayıp yargılama şansına sahip toplumdur... Fahim Bey, daha doğmadan toplum onu şekillendirmeye başlamıştır. Ailesinin ona verdiği isim, ondan beklenen karakteri de dikte eder ve hayatla tanışan Fahim Bey tüm adımlarında akıllı ve saygın olmanın peşindedir. Ancak hayatın cilvesidir ki o aklı yansıtan bir çok özelliği yanında hayalperest bir ruhtur aynı zamanda. Tüm deneyimlerinde bir aşırılık göze çarpar çünkü toplum dar olanı ona yakıştırmamıştır. Gençlik yıllarında deneyimlediği yabancı ülke ziyaretleri ona farklı bir dünyanın, bambaşka ruhların varlığını göstermiştir. O hiç söz etmese de savaştan çıkmış bir milletin içerisinde farklı davalarla mücadele eden insanlardan apayrı, diğer dünyadaki bilimsel ve ekonomik gelişmelerin farkında olan bir insandır. Bu gün satın alınmak için sıraya girilen multidisipliner düşünce adamlarının arayıp da bulunamayanı Fahim Bey'ken, düzinelerce kağıda döktüğü hayallerinin eyleme dönüşememesiyle aynı Fahim Bey, biz'in gözünde asla anlaşılmamış ve neticede hayalperest olarak dünyadan göç etmiştir. Abdülhak Şinasi Hisar'ın yenilikçi ve modern bir yazar olup eserinde de modern insanın anlaşılmaması ve toplumca dışlanması sorununu işlediği rahatlıkla söylenebilir. Fahim Bey bireysel yaşamına başladığı ilk anda minimal bir hayat yerine ailesinin şanına yakışır bir ev seçer. Eş seçimi keza "Saffet" hanım gibi varlığı ispat edilemeyecek eski zamanın silik kadınıdır. Toplum ona nepotizmi dikte eder, çünkü o zamanda da mevki ancak torpille elde edilir. Giyimini dahi statüsü belirler ve eser boyunca trajikomik olaylar silsilesi ona hem acımaya hem de tebessüm etmeye neden olur. Tüm bu seçilmek zorunda olunanların içinde tek seçebildiği lezzetli peynirleri, yalnızlık gerçeğiyle bir ofise sığınıp, ideallerini kağıda dökebilmesidir. Hisar'ın eserlerini daha çok İstanbul üzerine verdiği belirtilmekle birlikte döneminin sorunlarını pek yansıtmadığı için eleştirilmektedir. Fahim Bey ve Biz romanında da İstanbul'a değinenen yazarın diğer eserlerine oranla burada daha az İstanbul yüzü görülmektedir. Görüldüğü kadarıyla İstanbul hâlâ eski İstanbul olup, modernizmden henüz pek etkilenmemiştir ancak insan ilişkileri için aynı durum söz konusu değildir. Dönem yazarlarının üzerine düştüğü Romantizm ağırlıklı konulara değinmemesi, onu diğerlerinden ayırırken toplumsal konulara duyarsız olarak yaftalanması dönemin hassasiyeti ile kabul edilse de bu gün bakılan açıdan doğru değildir. Abdülhak Şinasi, evrensel düşünen, bilimsel gelişmelerden haberdar, edebi açıdan zengin bir yazardır. Fahim Bey ve Biz bağlamında her bölüm için zamanı belirten betimlemeleri oldukça sevimliyken, bir sayfayı aşan ve her bölümde rastlanan örneklendirmeleri okuyucuta abartılı gelebilir. Nitekim bu eleştiriler de onu Abdülhak Şinasi Hisar yapmaktadır. Türk Edebiyatı okurunun mutlaka okuması gereken bir eser olan Fahim Bey ve Biz'den alıntılara yer vererek bir inceleme yapılsaydı daha lezzetli olurdu ancak bu da okurda yaratacağı tılsımı bozabilirdi çünkü üzerinde durulacak onlarca sağlam psikolojik ve toplumsal analiz içermekte. Türk okurunun mesafeli durduğu eser Almanca'ya da çevrilmiş ve ülkedeki durumu düşünülürse yabancı okurla olan ilişkisinin ne durumda olduğu yine bir merak konusu. Merkezinde insan olan, insanı anlatmanın yine insanla mümkün olduğu ancak bu anlatıcıların yargılarının insan gibi, zaman gibi, yerinde durmayan değişkenlerden meydana geldiğini, resim, matematik gibi edebiyatla anlatmanın da mümkün oluşunun ispatı. İlgilisi okursa mutlaka kâm alacaktır. Ve Sevgili Homeless sonunda başardık. :) Psyche sözünü tutar. :) Çok teşekkür ediyorum yeniden, okuma düzenimi bozup bana bu güzel eseri tanıttığın için.
Fahim Bey ve Biz
OKUYACAKLARIMA EKLE
2
42