Berrak Göçer

Berrak Göçer

Çevirmen
8.2/10
575 Kişi
·
1.688
Okunma
·
0
Beğeni
·
135
Gösterim
Adı:
Berrak Göçer
Unvan:
Çevirmen, Editör
Doğum:
İstanbul, Türkiye, 1986
1986’da İstanbul’da doğdu. 2007’de New York Üniversitesi Medya, Kültür ve İletişim Bölümü’nden mezun oldu. Bir yandan Boğaziçi Üniversitesi Sosyoloji Bölümü'nde yüksek lisans yaparken bir yandan çevirmenlik ve editörlük yaparak yayıncılık hayatını sürdürüyor.
Yazara henüz alıntı eklenmedi.
248 syf.
·10 günde·Beğendi·10/10
Okurken acıkıp midenizin gurultularını duyacağınız, dolapta kalan bayat ekmeğe tarihi geçmiş süte şükredeceğiniz bir kitap. Zaman makinası icat edilirse ilk iş gidip Orwell'e tereyağlı bol yoğurtlu 1,5 iskender ısmarlayacağım..
344 syf.
·4 günde·7/10
(Spoiler içerir)
Başlarda sıkıldığım, ilerlemekte zorlandığım bir kitaptı ancak okudukça insanı saran bir anlatımı var.
Dürüst bir adam olan Ethan çok zengin bir aileden gelmekte, Hawley ailesi babasının hatası üzerine her şeylerini kaybetmiş, Ethan da daha önce kendilerinin olan şarküteride tezgahtarlık yapmak zorunda kalıyor. Çok dürüst bir adam olan Ethan çevrenin ve ailesinin baskısı üzerine zengin olmak amacıyla değişmeye başlıyor. Bu yolda dürüstlüğünü kaybetse de kendini eleştiren de en çok kendisi oluyor.
Kitapta en çok hoşuma giden bölümler ise karı koca arasındaki diyaloglar, birbirlerine olan hitap şekilleri oldu.
304 syf.
·2 günde·7/10
Bir çok steinbeck kitabı okudum, bu kitap alışılmışın dışında bir romandı benim için.

Birbirinden tamamen farklı kişiliklerde, farklı yaşam tarzına sahip insanların bir otobüste dağ başında mahsur kalışını, daha doğrusu kaldırılışını konu alan eser. Çok severek okudum diyemeyeceğim maalesef.
248 syf.
·2 günde·Beğendi·10/10
Gerçekten herkesin hayatında bir kere bu kitabı okuması gerektiğini düşünüyorum. Kitabı okurken bambaşka dünyalarda kaybolabiliyorsunuz. O kadar ince ayrıntılarına kadar işlenmiş ki sizi elinizden tutup içine çekiyor resmen.. Dış dünyada gördüğümüz o muhteşem lüks hayatların beş para etmeyen şeyler olduğunu, parasızlığın sizi hangi noktalara kadar düşürebildiğini, insanların böcek gibi sizi nasıl ezdiğine, sırf paranızın olmadığını ve o işe muhtaç olduğunuzu bildiği için sizi nasıl kullanabildiğine ve bunun gibi birçok şeye mükemmel derece güzel ve ince çizgilerle değinilmiş.. George Orwell'in kaleminden gerçek dünyayı, açlığı, değersizliği, yardımlaşmayı ve daha birçok şeye elinizin altında ulaşabilceğiniz koskoca bir kitap aslında.. Yazarın emeğine yüreğine sağlık.. Çevirisini yapan Berrak Göçer'in de emeğine sağlık.. Keyifli okumalar.. :)
344 syf.
·8 günde·9/10
John Steinbeck.. Kesinlikle en sevdiğim yazar diye başlamak istiyorum..
Kaygılarımızın kışı, bireysel ahlakın toplum tarafından nasıl şekillendirip yönlendirildiğine dair son derece gerçekçi bir tutum sergiliyor. Vicdan,ahlak, saygınlık gibi kavramların ne denli iki yüzlü olduğunu gösteriyor.
248 syf.
·5 günde·Beğendi·10/10
Okuduğum ilk Orwell kitabı ve muazzam güzeldi. Yazarın Paris ve Londra sokaklarında hayatta kalma mücadelesini anlatıyor. Kendine özgü bir mizah anlayışı var ve bu kadar hüznün içinde gülümsetiyor insanı. Yazarın 'Berduşlar ' dediği insanları tanıyoruz. Nasıl hayatta kalıyorlar, ne yerler ne içerler, nasıl 'berduş' oldular.. Kitap gerçekten farklı ve ince mesajlar var içerisinde . Okuyunuz :)
344 syf.
·10 günde·Beğendi·8/10
Duygusal çözümlemelerle süslenmiş, yavaş yavaş, bazen tekrar edilerek okunması gereken bir kitap. Olay kurgusu bakımından çok akıcı diyemeyeceğim çünkü betimlemeler ve ruhsal çözümlemeler ağırlıklı ilerliyor. Kitapta olaylar ana karakterin (Ethan hawley) ağzından anlatılmış. Zaten konu da Ethan'ın yaşadığı değişim. Çok zengin olan hawley ailesi Ethan'ın babasının bir hatası üzerine herşeyi kaybetmiş. Ethan daha önce kendilerinin olan bakkalda tezgahtar olarak çalışmak zorunda kalıyor. Buna rağmen kendi çizgisini bozmadan dürüstçe yaşamaya çalışıyor. Daha sonra ailesinin, çevrenin ve fakirliğin etkisiyle değişmeye başlıyor. Bu değişimi en çok eleştiren de yine Ethan oluyor. Ethan'ın olaylar karşısında aldığı kararları sorgulasa da bu durumdan rahatsız olan tek kişi yine kendisi oluyor. Okunmaya değer, okuyan herkese çok şey katacağına inandığım bir eser. Aslında olaylar karşısında Ethan'ın tutumu hoşuma gitti. Hiçbir şeyi umursamıyormuş gibi görünen çoğu zaman alay eden karakterimiz her şeyi kendi içinde çözüyor.
183 syf.
·1 günde·8/10
Biz hep şatoda yaşadık ismi her ne kadar hayallerimde 1700-1800’i canladırsada kitabımız o dönemlerde geçmiyor.Kitabımız bize aile bağlarının ne kadar sıkı olabileceğini büyüleyici bir gerçeklikle anlatıyor.Kasabanın gıpta etmiş olduğu,herkesin hayranlıkla izlediği zengin bir aile olan Blackwood’ların bütün hayatı bir gecede tepetaklak olur ve bütün kasaba halkı onlardan nefret etmeye başlar.Yıllar geçer ve aileden sadece iki kız kardeş ve amcaları kalır.Onlarda asla güvenli evlerinden zorunda kalmadıkça çıkmazlar.Peki tüm bu olanların ardındaki gerçekler nelerdir ? Blackwoodların mükemmel yaşamı nasıl bu hale gelmiştir ? Neden bütün kasaba halkı onlardan nefret etmektedir ? Kim kurban kim suçlu ? Hepsinin cevabı bu kitapta.

Kişisel görüşlerime gelecek olursak kitap bir gerilim kitabı değil daha çok psikolojik bir kitap.Bu yazarın kalemi bana sürekli Rebecca’yı hatırlatıyor.Sizi her sayfasında içine çeken bir kitap.Gizem unsurlarıyla diğer bölümde ne oluyor diye kendini okutan bir kitap.Kitaptaki karakterlerin kişilikleri,düşünceleri,yaptıkları eylemler çok derin ve anlaşılması bir o kadar zor,her karakterin temsil ettiği önemli rol var ve kesinlikle siz bunu kitabın sonuna kadar anlayamıyorsunuz.Kitap sizinle bir nevi köşe kapmaca oynuyor ve bunu severek yapıyor.Bu kitabın bir sayfasını değil bir paragrafını bile kaçırırsanız kitabın bir anlamı kalmıyor çünkü o kısımda anlatılanlar diğer sayfalarda hiçbir şekilde geçmiyor,o yüzden dikkatli ve atlamadan okumanızı şiddetle tavsiye ediyorum.Kitabın sevemediğim yanı yazarın olayları kısa kısa anlatırken mekan betimlemelerini sayfalarca anlatması ve olaylar arasında bir sürü kopukluk yaratmasıydı.

Eğer sizde şu aralar dünyadan kaçıp bir nefes almak istiyorsanız ve bir ailenin geçmişini deşerek gerçekleri öğrenmek isterseniz bu kitabı kaçırmayın derim.
Kitaplı günler :)
344 syf.
·78 günde·Beğendi·9/10
"Uykum açılırken aynı anda iki dünyadan birden istifade ediyordum; rüyanın katmanlı seması ile uyanık zihnin dünyevi demirbaşlarından."
Yazar takım elbiselerine isim verirmiş birinin adı ise Dorian Gray. Hayal gücü çok kuvvetli bir yazar ve içten bir anlatıma sahip.
Sakin bir hikaye bir aile hikayesi. Ethan ailesini sorguluyor yer yer ve kaybettiği şeyleri kazanmaya çalışıyor gel gitleriyle tabi. Betimlemelerini seversiniz diye düşünüyorum ben sevdim. Tavsiyemdir.
183 syf.
·2 günde·Beğendi·9/10
Mistik efsaneler ve lanetli hikayelerin her birinin bir doğuşu vardır. Bu zamana kadar yazılmış/çekilmiş çoğu eserde genel kalıplarla bu hikayeyi gördük, elbette her şeyin bir kökeni vardır ve köküne indiğiniz olaya daha farklı bakmamak elde değil.

Kitabın konusu hakkında fazla bilgi vermek içeriğini berbat edecek buna eminim. Çünkü "Biz Hep Şatoda Yaşadık" farklı bir ilerleyişe sahip. Yalnızca konu değil, konunun istenilen gibi verilmesi için kullanılan birinci kişi anlatımı da alışılmışın oldukça dışında. Yaşanan olaylar ve karakterin iç dünyası karşılaştırılırken hedeflenilen o ikilemi yaşamak belki de romanın en kuvvetli kozu.

İstenilen atmosferi yaratmak çok zordur evet, fakat istenilen atmosferi üstü kapalı bir şekilde hissettirmek çok daha zordur. Blackwoodların evindeyken dışarıdaki ağaçların yapraklarını, kurumuş dallarını ve sarmaşıklarını görmeden hissetmeye benziyor kitabın atmosferini özümsemek. Yoğun bir gerilimi neden yok, çünkü hedeflemiyor. Shirley Jackson'ın günümüz korku edebiyatını şekillendirdiği göz önünde bulundurulunca insanlar gerilim dozunu yüksek bekleyip hayal kırıklığına uğramış gördüğüm kadarıyla. Kitap, sizi germeyi amaçlamıyor. Daha çok gotik bir hava yakalamaya çalışıyor, huzursuzluk üzerinden yürüyor, bunu da zaten başarıyor. Yüksek dozda gerilim bana göre bu hikayeyi bozacak bir unsur olurdu zaten.

Sade dil ile bunaltmayan yoğun anlatım oluşturmak muazzam bir yetenek. Bir süre önce okuduğum, Herta Müller'in Nobel ödüllü eseri olan "Keşke Bugün Kendimle Karşılaşmasaydım" da yine yoğun anlatım olarak tabir ettiğim yoldan ilerleyen bir eserdi ve adını başarıyla duyurmuş olmasına rağmen benim için biraz bunaltıcıydı. Shirley Jackson daha psikolojik bir tahlil ortaya koymasını rağmen çok daha akıcı bir yoğun anlatımla karşımıza çıkıyor.

Elbette her esere saygım var fakat Shirley Jackson gibi ustaların okunmayıp gerçekten başarısız kitapların bestseller olması benim sinirlerimi bozuyor, bu da dürüst bir açıklama benim için, katılmayabilirsiniz. Özellikle bir kitap örneği vermiyorum fakat gündemi takip edenler zaten az çok neyi kastettiğimi anlamışlardır. Korku edebiyatı ve gotik edebiyatının ortaya çıkış noktasından buraya kadar neler katedildiğini fark edemiyoruz ve bu üzücü. Yalnızca bu türler de değil, farklı kitaplardan bambaşka örnekler de verebiliriz. Ben düşünüyorum ki; başarılı eserler hayat değiştirir ve hayatımızı değiştirmek bizim tercihimizdir.

Yazarın biyografisi

Adı:
Berrak Göçer
Unvan:
Çevirmen, Editör
Doğum:
İstanbul, Türkiye, 1986
1986’da İstanbul’da doğdu. 2007’de New York Üniversitesi Medya, Kültür ve İletişim Bölümü’nden mezun oldu. Bir yandan Boğaziçi Üniversitesi Sosyoloji Bölümü'nde yüksek lisans yaparken bir yandan çevirmenlik ve editörlük yaparak yayıncılık hayatını sürdürüyor.

Yazar istatistikleri

  • 1.688 okur okudu.
  • 65 okur okuyor.
  • 1.665 okur okuyacak.
  • 30 okur yarım bıraktı.