Halime Toros

Halime Toros

Yazar
8.7/10
26 Kişi
·
53
Okunma
·
1
Beğeni
·
217
Gösterim
Adı:
Halime Toros
Unvan:
Yazar
Doğum:
Mersin -, 1960
1960 yılında Mersin'de doğdu. 1988 yılında Gazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Kamu Yönetimi Bölümü’nde yüksek lisans eğitimini tamamladı. Yazarın ortak bir çalışmanın ürünü olan Osmanlıdan Cumhuriyete Kadının Tarihi Dönüşümü kitabında “Hayat, Hikâyeler ve Suskunluğa Dair” başlıklı bir makalesi bulunmaktadır. Hikâyeci kimliğinin yanı sıra metin yazarı olarak TRT’de yayınlanan “Yüksek Binalar,” “Ateşin Çocukları, Suyun İnsanları,” “Ashâb-ı Kehf: Mağara Dostları,” “Bir Mekân, Binbir Taş: Mardin,” “Bir Mekân, Binbir Aşk: Akdamar Adası,” “Asya’nın Kandilleri,” “Göç Hikâyeleri” gibi birçok belgesele ve günlük kuşak programlara metinler yazdı.

ESERLERİ:

Tanımsız (1990)
Sahurla Gelen Erkekler (1994)
Halkaların Ezgisi
Asya’nın Kandilleri
Piyonu yedik diye sevinirken vezirimizden oluyoruz. Sonra kalelerimiz fethediliyor. Az sonra "Şah" diyecekler. Sahi biz n'apıyoruz.
Halime Toros
Sayfa 64 - Hece Yayınları - 1. Basım - 2015
Birbirimizi sevelim demekle insanlar birbirini sevemiyor. Solup gitmiş sözcükler işe yaramıyor. Ölen şeyler ölmüş oluyor, geri gelmiyor. Her şey ancak bir kez yaşanıyor. Buna rağmen insanlar belki nabız alırız diye ölü ilişkilerine kulaklarını dayıyorlar.
Halime Toros
Sayfa 16 - Hece Yayınları - 1 Basım - 2015
Birini sevmek, bunun karşılığından sevilsen bile, sevilen kimseyi ilgilendirmeyen kişisel bir sorundur.
Halime Toros
Sayfa 61 - Hece Yayınları - 1. Basım - 2015
...adı da Makbule'ydi. Oysa aşık olunacak kadının adı Makbule olmamalıydı. Erkeğinse ne adının önemi vardı, ne yaşının, ne de nasıl göründüğünün. Erkek erkekti. Hidayet de güzel bir isimdi.
Halime Toros
Sayfa 68 - Hece Yayınları - 1. Basım - 2015
Nasıl giyinirsem tasvip görürüm, ne yaparsam beğenilirim, nasıl davranırsam "ne hoş kadın," nelerden bahsedersem "ne akıllı" gibi olurum? Öyle olma, peki tamam. Kendin gibi yürü sokaklarda, kendin gibi davran, kendin gibi ol. İyi ama nasıl?
Halime Toros
Sayfa 61 - Hece Yayınları - 1. Basım - 2015
99 syf.
·2 günde·Beğendi·7/10
Yağmur yağıyordu. Tipik bir mart günü soğuğuyla üşüyen ellerim ne ceplerime sığıyor, ne de bıraktığım bir yerde duruyordu. Ağlayan ambulans sesleri yine İstanbul trafiğine dert yanıyor, yağmur ısrarla yağmaya devam ediyordu. Önce kendime sardım; kendimi hiç sorgulamadan ve zorlamadan ne kadar mükemmel olduğuma karar verdim. Herkese burun kıvırdım, alay ettim ve herkesi eleştirdim. Meğerse hata etmişim onlara da kendi gözlerim ile bakmakla… Ne diyordu Plutarkhos; “benim yağ lambamla senin yağ lambam aynı şeyleri aydınlatmıyor.” (Alıntı #38647894 ) İnsan sadece kendisine baksın! Kendisini tam ettiğinde bilir ki çevresi de eksiksizdir.

Yazarımız Halime Toros’u kitapta bulunan yazar hayatı kadar, yine okuduğum kitabı vasıtasıyla tanıma şerefine nail oldum. Çok katmanlı hikâyeleri ve dikkat çekici bir öyküleyici olduğunu düşünmekteyim. Toplumumuzda bize ait olan hikâyeler toplum beklentileri üzerine göre anlatılır veya hikâye edilir, yazarımız öyle de yapmış...

“Nasıl giyinirsem tasvip görürüm, ne yaparsam beğenilirim, nasıl davranırsam "ne hoş kadın," nelerden bahsedersem "ne akıllı" gibi olurum? Öyle olma, peki tamam. Kendin gibi yürü sokaklarda, kendin gibi davran, kendin gibi ol. İyi ama nasıl?” (Alıntı #42262401 )

Okuduğum bu eseri; on bir adet öykü barındırmaktadır. Her bir öyküsü birbirinden bağımsız, her an hayatımızda görebileceğimiz yaşam tarzlarıdır. Yazarımız ise sıradan yaşam tarzımızı güzel diliyle eleştirmiş, hatta yaptığımız ukalaca hareketlerimizi yüzümüze vurmuştur. İçten bir hemcins taraftarı olduğunu da hikâyelerinden anlamaktayım. Zaten kitap ismi olan “Sahurla Gelen Erkekler” ismi aslında ironiyi yakalamış ve iyi seçilmiş bir başlıktır. Yazarın bunu boşuna seçmediğini sorumsuz erkek yanımızı sorguladığını düşünmekteyim.

“Yıl gibi gelip yel gibi gidiyorsun.” (Alıntı #42236820 )

Hayatımızdaki kopukluklar, iletişimsizlikler ve dinlemeden anlamaya çalışmalarımız, değer kavramları hiçe saymamız gibi insani sıfatlara yakışmayacak durumları eleştirilen hikâyeler eminim okuruna ders niteliğindedir. Kitabım Hece Yayınları 2015 yılı 1. Basımdır. Çok güzel bir yağlı boya kapak resmine sahip; kötü veya iyi diyemeyeceğim bir sayfa, kapak kalitesine sahiptir. Ancak içerisindeki öyküler fiziksel yapısından çok daha ötededir.

“Birbirimizi sevelim demekle insanlar birbirini sevemiyor. Solup gitmiş sözcükler işe yaramıyor. Ölen şeyler ölmüş oluyor, geri gelmiyor. Her şey ancak bir kez yaşanıyor. Buna rağmen insanlar belki nabız alırız diye ölü ilişkilerine kulaklarını dayıyorlar.” ( Alıntı #42235783 )

Sözün özü; yeni bir yazar tanıma hevesiniz var ise; günlük yaşantılarınızda sizi sıkan ve bunaltan küçük sorunlara hem düşünerek hem de tebessüm ederek bakmak istiyorsanız, aradığınız kitap bu olabilir. Benim hoşuma gitti ve sevdim de diyebilirim. Bu sebeple okunulası ve tavsiye edilesidir.

Sevgi ile kalın.
yûسuf
yûسuf Asya'nın Kandilleri'ni inceledi.
@Yusuftahir·08 Eyl 2019·Kitabı okumadı
Sözün güzelliği kısalığındadır.

"Bıraktığımız izler ne olduğumuzu gösterir."


Özbeklere göre evrendeki iki büyük yoldan biri olan İpek Yolu üzerinde sekizinci yüzyıldan başlayarak görkemli kentler yükseliyor birbiri ardına... Kütüphaneler, medreseler, rasathaneler, şifahaneler ve ulu mabetler... Sultanlar ve varlıklı insanlar kitap toplamak için uzun yolculuklara çıkıyorlar. Fethedilen ülkelerden cizye yerine kitap istiyor halifeler. Çarşılarda dini-felsefi-bilimsel tartışmalar yapılıyor. Bağdat ve Şam'ın görkemli rasathanelerinde ise astronomi çalışmaları... Öyle bir meşaledir ki yanmaya başlayan, her meraklı zihin bu ateşten kendine düşen payı alır. Ve her büyük deha, bu ateşe kendi 'kor'unu bırakır. Asya'nın Kandilleri, hem uygarlık ateşine kendi 'kor'unu bırakan büyük üstatların hikâyesini anlatıyor, hem de bizim hikâyemizi.
360 syf.
Halime Toros, gezi türünde yazdığı Asya’nın Kandilleri kitabına eski Türk ve İslam uygarlıklarının bilim, edebiyat, musiki, felsefe, matematik, astronomi, coğrafya, tarih, dil, tıp alanlarında yetişen ve/veya kendini yetiştiren alimleri tanıtmakla ve o alimlerin yaşadığı yıllardaki önemli bilgileri aktarmakla başlamış.

Kitapta anlattığı alimler; Harezmi, İmam Buhari, Farabi, Biruni, İbni Sina, Kaşgarlı Mahmut, Yusuf Has Hacip, Ahmet Yesevi, Abdülkadir Meragi, Uluğ Bey, Ali Kuşçu, Ali Şir Nevai ve Fuzuli’dir. Kitabın bundan sonraki kısmı da ikiye ayrılmış: Türk-İslam uygarlıklarındaki bilim merkezleri ve kronolojik olarak Türk-İslam uygarlıklarının bilimsel, siyasal açıdan sıralaması. Gezi notlarında gezmiş olduğu yerlerin eskiden ve şimdiki hallerini karşılaştırıyor ve bundan üzüntü duyuyor, çünkü bir zamanlar bilimin merkezi olan yerler bugün fakirlikle sınanıyor. Kronolojik sıralama ise M.Ö. 7. yüzyılda Zerdüşt’ün doğumuyla başlayıp 1556’da Fuzuli’nin ölmesiyle bitiyor. Tarih akışında tarihi bilgileri, Türk-İslam bilim tarihini, alimlerin doğum-ölümlerini, yaşadıkları tarihin akışını değiştiren önemli olayları, savaşlarda büyük kütüphanelerin yakılmasını konuyla ilgili diğer kaynaklardan alıntılar yaparak sunmuş.

Kısaca bu kitapta Türk-İslam uygarlıkları döneminin yaşayan büyük alimlerinin ne kadar büyük çalışmalar yaptığı, hepsinin bilgiye ulaşmak için diyarlar gezdiği, birçok dil öğrendiği, ancak eskiden bilimde parlak dönemini yaşayan Türk-İslam uygarlıklarının çalışmaları kestiği anlatılıyor. Kitapta beni etkileyen alıntılar şunlardı:

“Batı’nın iki yüz yıldan beri dudaklarını ayırmadığı o büyülü ırmaktan biz ne zaman içeceğiz?” (s. 58)

“Her doğan ölümlüdür ama onun bir sözü, ölümsüz bir eser olarak kalabilir” (s. 95)

Yıldız cetvellerinin giriş bölümünde “Bıraktığımız izler ne olduğumuzu gösterir” yazılıydı.  (s. 145)

Kitabı okumadan önce tarihle ilgili kitaplara hevesli değildim, ama kitabın sonlarına yaklaştıkça okuma isteğimin arttığını, Asya’nın Kandilleri’ni okumaktan zevk aldığımı söyleyebilirim. Beni en çok etkileyen alimlerden birisi Uluğ Bey oldu, çünkü hem devlet yönetiminde önemli yeri vardı hem de astronomi hakkında çabaları, rasathane yaptırışı beni etkiledi. Beni en çok etkileyen tarihi bilgilerden biri de Timur’du. Timur’un bilginlere karşı iyiliği, fethettiği bölgelerdeki insanları öldürmekle yaptığı kötülüğü çok zıt düşüyordu.

Kitabı okurken aslında neden daha önce merak etmediğimi sordum kendime ve okul dönemindeki tarih dersleri yüzünden tarihe ilgimin azaldığını düşündüm. Kitapta en zevkle okuduğum kısımlar gezi bölümüydü. Gezi bölümünde yazar betimleyici anlatımlarıyla gözümde canlandırmama yardımcı oldu ama o bölgelerin şimdiki durumunu okumak da zor ve üzücü olmuştu.
360 syf.
·4 günde·Beğendi·10/10
Öncelikle hepiniz incelememe hoşgeldiniz.
Asya'nın Kandilleri kitabı öyle bir kitap ki hem size bir kavram kitabı olabilir yani temel bilgileri öğretebilir hem de ayrıntısına kadar orta çağ alimlerini öğrenmenizi sağlayabilir. İçerisindeki 13 alimin sıraları doğum tarihlerine göre olması ayrı bir güzel bu şekilde kim kimin hocası kim kimin öğrencisi rahatlıkla anlaşılıyor. Ve ayrıca eklemek isterim ki içindeki bilgiler çok temel yani herhangi bir bilgi birikimi istemiyor. Ama size de araştırmak için boşluklar bırakıyor bu sayede araştırdığınız için alimler daha çok aklınızda kalıyor. Kitabın son 100 sayfası zamanında Halime Hanım'ın Asya gezileri sırasında aldığı notlardan oluşuyor. Ki bu ayrıcalık kitabı daha güzel kılıyor çünkü siz istediğiniz kadar alim öğrenin o dönemin coğrafyasını bilmediğiniz sürece aklınızda bilgilerin gerçek olabileceğini düşünemiyorsunuz.
Orta Çağ İslam alimlerini ilginiz varsa beklemeyin hemen okuyun ayrıca her türlü buluşun ve icadın Batı'dan çıktığını düşünen arkadaşlarınıza okutun. Hiç ilginiz yok ise bile bir başucu kitabı yapıp her gün en azından bir alimin hayatını öğrenip bir genel kültür kazanabileceğinizi düşünüyorum.
İncelememi okuduğunuz için teşekkür ediyorum.
360 syf.
·136 günde·Beğendi·10/10
Belgesel tadında bir kitaptı. Kütphanemin en çok sevdiğim kitaplarından biridir. Harezmi Buhari Farabi Biruni İbni Sina Ahmet Yesevi Ali Kuşçu Ali Şir Nevai Fuzuli.... Ve en çok merak ettiğim şehirler Semerkant Buhara Bağdat Şam Nişabur Tus Herat ve diğerleri. Mutlaka okumalısınız.
360 syf.
Türk ve İslam alimlerinin kısa ve öz anlatıldığı bir eser. Bilim denildiğinde hepimizin aklına hemen Batı gelir. Peki batıya ilim ve bilim nereden gelmiştir? Sürekli batıya giderseniz doğuya varırsınız. Doğunun incileri olan bilginleri ve onların bilimsel çalışmalarının herkesin anlayacağı sadelikte anlatıldığı temel bir eser.
360 syf.
·22 günde·Beğendi·10/10
Öğrencilere Orta Asya tarihini ve uygarlığını anlatırken başvurduğum kaynakların en önemlilerinden bir eser. (Belgeselini de izlemenizi tavsiye ederim bu arada) Uygarlık tarihinin bugün gösterilmeye çalışıldığı gibi batı medeniyetinden oluşmadığını okuyunca anlayacaksınız. Geriye dönüp baktığımızda Türk-İslam tarihinin ne kadar önemli bir noktada olduğunu ve dünya ilim tarihine neler kattığımızı görürsünüz. Halime TOROS'un başucu kitapları arasında yer alacak güzel bir yapıt.
99 syf.
·7/10
Halime Toros ismini HECEÖYKÜ dergisi vesilesiyle duydum. Birkaç sene öncesine kadar, en son yazdığı kitabı 1995’te yayımlanmış bir yazarın, yeni öyküleriyle beraber Mustafa Kutlu’nun selâmını dahi alması elbette yazarın kitaplarını merak etmek için yeter sebep. Evet, Sahurla Gelen Erkekler ismi de fazlasıyla ilgi çekici bir isim, kabul etmek lâzım. Ancak kitabın asıl şaşırtıcı yanı; 1995’te ilk baskısını yapmış olmasına karşın, daha yeni basılmış gibi hissettirmesi. Deneysel, samimi ve dobra bir eser olmasının ve günümüzde de izdüşümü bulunan sorunlara değinmesinin bu izlenimde payları büyük.

Açıkça söylemek gerekirse, kitabın isminin bende uyandırdığı ilk izlenim, Müslüman erkeklerden şikâyetçi cefakâr Müslüman kadınların öykülerini okuyacağım yönündeydi. Kitabın ilk öyküsünün ismi Aşka Dair Bir Hayıflanma olunca, beklentiler bu yönde daha da yükseliyor elbette. Ama sonra, yazarın kelimelerine kendinizi bırakınca, yukarıda ifade ettiğim kapsamda sayabileceğimiz öyküler bulunsa da, bu kapsamın getirebileceği iticilikten (yeşil ya da standart feminizm iticiliğinden bahsediyorum) oldukça uzakta bir kitap okuyacağınızı çabucak anlıyorsunuz. Yazarın özellikle anlatı teknikleri açısından deneyselliği daha ilk öyküde kendini “Fragmanlar” başlıklarıyla sunulan anılarla belli ediyor. Yazar bu farklı teknikleri “olsun diye” yapmıyor, aksine, olması lâzım diye yapıyor. Mesela bu öykünün sonrasında gelen Dilimin Ucunda, Rüyalarımın Sonunda Bir Şey isimli öykü var. O düşsel öyküde, ruh durumunu, anlatıcının bilincini başka şekilde aktarmak mümkün müdür? Sonrasındaki Yol Üstünde Çingeneler isimli öykü ise bu çetrefilli tekniklerden uzakta, epeyce sade. Neden? Çünkü anlatılacak hikâye için lâzım değil de ondan. Bu ayrımı fark etmemize vesile olan öyküler kitapta yer almasaydı, kitap fazla stilize olacak ve okuru yoracaktı; neyse ki yazarın tematik çeşitliliği teknik çeşitliliği de beraberinde getiriyor ve okura nefes alınacak yerler açılıyor. Öte yandan, yazarın farklı teknikleri düşsel anlatımıyla birleştirdiği zamanlarda ortaya okuması güzel ama aynı zamanda unutması kolay hikâyeler çıktığını da belirtmek gerek.

Sonraki hikâyelerdeki teknik farklılıklar, öykülerle çok daha bütünleşik. Bu vesileyle hikâye öne çıkmaya başlıyor. Teknik anlamda böylesine deneysel bir eserde hikâyeyi ön planda tutmaya devam etmek kayda değer. Öte yandan, hikâyenin ön plana çıkmaya başlamasıyla “Müslüman erkeklerden şikâyetçi cefakâr Müslüman kadınların hikâyelerini” görmeye başlıyoruz. Bir “Müslüman erkek” olarak tabii ki buraları -ister istemez- bir önyargı ve savunma hâlinde okuduğumu inkâr edemem. Çünkü yazar bir şey söyleyeceği zaman tabiri caizse sözünü esirgemiyor. Sahurla Gelen Erkekler hikâyesindeki anne, Dolmuş Penceresindeki Düzeyde’deki Düzeyde, Beyaz Öykü’deki yazar Hidayet’in mutsuz eşi Makbule; göze sağlam bir şekilde çarpan ve her biri kitabın ayrı bir zirvesine yerleşmiş karakterler. Kimi zaman çiğ geliyor bazı ifadeler; ama okuruna göre tepki değişebilir. Mesela şöyle bir ifade var: “Zaten adı da Makbule’ydi. Oysa âşık olunacak kadının adı Makbule olmamalıydı. Erkeğinse adının ne önemi vardı.” Bu cümleyi bayağı bulabilirsiniz. Ama bunu hikâyenin içinde okuyunca, bu cümleyi altı çizilecek kilit cümle olarak değerlendirmeyince, bu cümle, her şeyine rağmen hikâyeye; onun basitlikten neşet eden gerçekçiliğine katkıda bulunuyor. Öte yandan, Dolmuş Penceresindeki Düzeyde’deki kızın, annesinin cinsel hayatı hakkında sorular sorduğu bir Dünya Kadınlar Günü bahsi de itici bulunabilir. Bu tip cinsel bahisler sadece mevcudiyeti itibariyle çiğ olarak addedilebilir. Yine de ben, bu çiğ diye değerlendirilebilecek anlarda dahi, yazarın hikâyenin tümünde inşa ettiği karakterin derinliğinden hareketle hikâyelere tutunabildim. Yukarıda bahsi geçen sahne başka bir duruma da işaret: Yazar yalnızca erkeklere yöneltmiyor eleştiri oklarını. Hemcinslerine de çeşit çeşit eleştiri getiriyor; aciz portreler çizdiği karakterlere bir tekme de o vuruyor. Tüm bu süreçte hikâyenin gerçeklikle irtibatının kopmasına mani olan en önemli ögelerden birinin, anlatılan bu muhafazakâr hayatların yine muhafazakâr insanlara özgü denebilecek durgunlukla sürmeye devam etmesi olduğunu düşünüyorum. İçinde fırtınalar kopan (ya da kopması gereken veya kopmuş) insanların gerçekte alelade yaşıyor olmaları hem görülmesi gereken hem de görmesi güzel bir tezat. Yazar bu yüzden olay bazlı hikâyelerden ziyade tahlil odaklı hikâyeler kaleme almış. Hatta kitabın sonuna doğru hikâyeler hikâye olmaktan çıkıyor biraz; iç monologlar ya da hayalî diyaloglar yoğunluğunu artırıyor. Bu noktada da hikâyeler biraz fazla kişisel kalıyor ve okuru içine almıyor. Bu hikâyelere eklemlenmiş referanslar kimi zaman metne zenginlik katsa da daha ziyade metni daha da zorluyor.

Sahurla Gelen Erkekler, çoğunlukla iyi yazılmış hikâyeler barındıran bir kitap. Kimi zaman çiğ olarak değerlendirilebilecek ama yine de nokta atışı olmalarını reddedemeyeceğim tahlil ve manzaralar, derinlikli “cefakâr Müslüman kadın” karakterler kurulmasında etkili. Kitabın tartışmaya açık ama aynı zamanda en parlak yönünün de bu karakterler olduğunu düşünüyorum. Üzerine bu kitabın yıllar önce yazıldığı gerçeğini de eklediğimizde, Sahurla Gelen Erkekler’in sesinin önümüzdeki yıllarda da duyulacağını söyleyebiliriz.

Yazarın biyografisi

Adı:
Halime Toros
Unvan:
Yazar
Doğum:
Mersin -, 1960
1960 yılında Mersin'de doğdu. 1988 yılında Gazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Kamu Yönetimi Bölümü’nde yüksek lisans eğitimini tamamladı. Yazarın ortak bir çalışmanın ürünü olan Osmanlıdan Cumhuriyete Kadının Tarihi Dönüşümü kitabında “Hayat, Hikâyeler ve Suskunluğa Dair” başlıklı bir makalesi bulunmaktadır. Hikâyeci kimliğinin yanı sıra metin yazarı olarak TRT’de yayınlanan “Yüksek Binalar,” “Ateşin Çocukları, Suyun İnsanları,” “Ashâb-ı Kehf: Mağara Dostları,” “Bir Mekân, Binbir Taş: Mardin,” “Bir Mekân, Binbir Aşk: Akdamar Adası,” “Asya’nın Kandilleri,” “Göç Hikâyeleri” gibi birçok belgesele ve günlük kuşak programlara metinler yazdı.

ESERLERİ:

Tanımsız (1990)
Sahurla Gelen Erkekler (1994)
Halkaların Ezgisi
Asya’nın Kandilleri

Yazar istatistikleri

  • 1 okur beğendi.
  • 53 okur okudu.
  • 8 okur okuyor.
  • 37 okur okuyacak.