Efendim, bu dünyanın hali bir döngüden ibarettir. Yenilik diye insanlar kendilerini aldatıp duruyor. Yenilik yok. Eskimiş, unutulmuş fikirleri başka isimler takarak yeni adıyla meydana çıkarıyorlar. İşte yenilik bu!
Ancak, yapması gerekenleri unutup “Allah kadirdir” diyerek bu sırları anlamak mümkün değildir. Allah'ın kudretinin sonsuzluk ve sürekliliği eşyâdaki bu sürekli hareket ve değişime, içimize ve dış âleme yolculuk ederek, tefekkür ederek anlaşılabilir.
Cenab-ı Hak yenilik ve değişikliğin lüzumuna işaret olarak farklı insanları, içerikleri aynı olsa da farklı mesajlarla peygamber olarak göndermiştir.
Hz. İbrahim'e Suhuf-i İbrahim dediğimiz sayfaları veren Cenab-ı Hakk'ın, Hz. Musa'ya Tevrat'ı, Hz. İsa'ya İncili, Hz. Peygamber'e de Kur'ân-ı Kerim'i vahyederek; kendi dininde bile özü aynı olmakla birlikte iptidâî kemalden, nihaî kemale muvafik olarak bir gelişim ve hareketliliği murad ettiği ifade edilebilir.
Bunu farkeden bir mü'min, sosyal değişmelere karşı çıkmaz; sosyal değişmeyi ilahî irade ve mutlak kudretin; tecellîsi olarak anlar, îmanı artar. Bunu, Allah'ın kudretinin sonsuzluğuna açılan bir pencere olarak görür.
Yaşamanın amacı alışkanlıktı, rahatlıktı.
Çoğunluk çabadan, yenilikten korkuyordu. Ne kolaydı onlara uymak! Gündüzleri bir okulda ders verir, geceleri sessiz, güzel kadınlarla yatardı istese. Çabasız. Ama biliyordu: Yetinemeyecekti. Başka şeyler gerekti.
Güçlüğü umutsuzca zorlamak bile güzeldi.
Ertesi gün sıkıcı bir sabahla başlayacaktı. Kim bilir, iç sıkıntısı olmasa, belki insanlar işe gitmeyi unuturlardı. 'İş avutur, derdi babası. O böyle avuntu istemiyordu. Bir örnek yazılar yazmak, bir örnek dersler vermek, bir örnek çekiç sallamaktı onların iş dedikleri. Kornasını ötekilerden başka öttüren bir şoför, çekicini başka ahenkle sallayan bir demirci bile ikinci gün kendi kendini tekrarlıyordu.