Sesini yumuşatarak devam etti:
“Şu kızı uzaktan uzağa bir görsen diyorum. Beğeneceğinden eminim. He de, hemen gidip isteyelim.”
Bu kaçıncı kızdı göstermek istedikleri... Aynı teraneleri dinlemekten bıkıp usanmıştı Tacettin.
“Hiç zahmet çekme anacığım” diyerek içini çekti. “Münasip gördüğüm birisi olursa, sana haber ederim.”
“Yetti be oğlum!” diye sızlanmaya başladı Fatiş Hatun. “Evlen, evini barkını bil, torunlar ver kucağımıza.”
“Bilmeyen de torun hasreti çektiğinizi sanır. Ağabeylerim, ablalarım kaç torun koklattı size. Yetmedi mi? Benimki de eksik kalsın.”
“O nasıl söz! Ağzından yel alsın. Herkesin yeri ayrı. Neden senin de oğulların, kızların olmasın? Meyvesiz ağaç olur mu hiç?”
Sevgili Tanrım,
Yetti artık, dedi Shug. Topla eşyalarını. Benimle birlikte Tennessee ye geliyorsun.
Ama kafamı toplayamıyorum ki.
Babam linç edilmiş. Annem delirmiş. Küçük üvey kardeşlerim akrabam bile değilmiş. Çocuklarım kardeşlerim değilmiş. Babam babam değilmiş.
Tanrım, sen uyuyorsun galiba.
Ağaran gri günle deniz aynı renkteydi, ilerideki ufuk çizgisi belli olmuyordu. Gökyüzü ve deniz, gri bir şekilde iç içe geçmişti.Yer yer kara bulutlarla lekelenen kurşuni bir gökyüzü denizle birleşmişti. Sadece manzaraya bakmak bile içimi üşütmeye yetti.
Sevda dediğin ne ki? Tarifsiz bir tanışıklık duygusu. Sebepsiz bir gülümseme arzusu. Rüzgâr esti. Mantonun düğmelerini iliklerken sen de bana gülümsedin. Sen bana gülümsediysen bu sana değil bana bir şey katmış demekti.
Acaba? Bu ümit bile yetti.
Sandım ki o an bana bir şey oldu, üzerimden bir şey geçti. Kendimde bir başkalık hissettim. Göklerden bir şey aniden üzerime yağmur gibi dökülmeye başladı. Ne olduğunu anlayamadım ama her şey gözüme iyi ve güzel göründü. Sandım ki güzelleştim üstelik hep de güzelmişim.
(...)
Bildiğim kadarıyla insanın dilinin tutulması gerekirdi böyle bir durumda. Benimse dilim çözüldü. Konuşmaya başladım.
Sofrada biraz fazla gürültü çıksa el şaklatıp, “Yetti be!” derlerdi. Buna karşılık çocuklar da babalarıyla hiç konuşmamayı tercih ettiler. Bir şey söylemek istediklerinde daima bizim üzerimizden ilettiler.