• "Yolunu bulduğun zaman korkmamalısın. Hata yapacak kadar cesur olmalısın. Hayal kırıklığı, yenilgi ve umutsuzluk, Tanrı'nın bize yol gösterme araçlarıdır."
  • İnsanoğlu başkalarının boyunduruğu altına girmek konusunda,içinde öyle büyük bir eğilimi barındırıyor ki,hipnotizör pozuyla ortaya çıkan bir kişinin kurbanı olabiliyor;bunun da tek nedeni,insanların körü körüne itaat etme,otorite karşısında boyun eğme,blöflere kapılma,istenen yöne çekilip götürülme,eleştirisiz teslimiyet gösterme gibi ruh durumlarını şimdiye kadar sık sık yaşamış olmalarıdır.Kuşkusuz yukarıda sayılan özellikler,insanların toplumsal yaşamına hiçbir düzen getiremediği gibi,boyunduruk altına girenlerin sonradan ikide bir ayaklanıp başkaldırmasına yol açmıştır.
  • Yolunu bulduğun zaman korkmamalısın. Hata yapacak kadar cesur olmalısın. Hayal kırıklığı, yenilgi ve umutsuzluk Tanrı'nın bize yol gösterme araçlarıdır.
  • (Tefsiru’l-Münir)
     

    وَالضُّحٰىۙ ﴿1﴾ وَالَّيْلِ اِذَا سَجٰىۙ ﴿2﴾ مَا وَدَّعَكَ رَبُّكَ وَمَا قَلٰىۜ ﴿3﴾

    وَلَلْاٰخِرَةُ خَيْرٌ لَكَ مِنَ الْاُو۫لٰىۜ ﴿4﴾ وَلَسَوْفَ يُعْط۪يكَ رَبُّكَ فَتَرْضٰىۜ ﴿5﴾ اَلَمْ يَجِدْكَ يَت۪يمًا فَاٰوٰىۖ ﴿6﴾ وَوَجَدَكَ ضَٓالًّا فَهَدٰىۖ ﴿7﴾ وَوَجَدَكَ عَٓائِلًا فَاَغْنٰىۜ ﴿8﴾ فَاَمَّا الْيَت۪يمَ فَلَا تَقْهَرْۜ ﴿9﴾ وَاَمَّا السَّٓائِلَ فَلَا تَنْهَرْۜ ﴿10﴾ وَاَمَّا بِنِعْمَةِ رَبِّكَ فَحَدِّثْ ﴿11﴾


    Surenin İsmi:
    Bu sureye ilk ayetinde "Duha "ya yemin edildiği için Duha adı veril­miştir. Duha güneşin yükseldiği zaman veya gündüzün başlangıcıdır. Pey­gamber (s.a.) hakkında inen bu sure aydınlığı, sabahı ifade eden bir kelime ile başlamıştır. Cimri hakkında inen Leyi suresi ise gece ile başlamıştı. [1]

     

    Önceki Sureyle İlişkisi:

     Bu sure Leyi suresi ile iki yönden bağlantılıdır:

    1- Leyi suresi Allah Tealâ'nın yüce vaadi ile bitmişti. Günahlardan sa­kınan ahirette hoşnut edilecektir. Bu Duha suresinde de Peygamberi (s.a.)'e vaadini tekid ederek şöyle buyurdu: "Muhakkak Rabbin sana vere­cek de hoşnud olacaksın."

    2- Allah Tealâ önceki surede "Sakınan ise ondan uzaklaştırılacaktır." buyurmuştu. Bunun ardından sakınanların en büyüğüne Allah Tealâ'nın nimetlerini saydı. O da Muhammed (s.a.)'dir. [2]

     

    Surenin Muhtevası:

     Mekke'de inmiş olan Duha suresi, Peygamber (s.a.)'in şahsiyeti ile il­gili hususları ele almaktadır.

    1- Allah Tealâ'nın Rasulü'nü unutmadığına, bırakıp terketmediğine dair büyük ilâhi bir yemin ile başladı. O, rabbani bir inayet altındadır. O, Allah Tealâ katında değeri yüce olandır: "Andolsun kuşluk vaktine, sükûna vardığı dem geceye ki..." (1-4. ayetler).

    2- Rabbi onu, ahiretteki büyük bir lütuf ile müjdeledi. Büyük şefaat da ondandır: "Muhakkak Rabbin sana verecek de hoşnud olacaksın." (5. ayet).

    3- Allah, Peygamberine küçüklüğünden bu yana verdiği nimetlerini hatırlattı. "O, bir yetim olduğunu bilip de (seni) barındırmadı mı?" (6-8. ayetler).

    4- Üç fazileti tavsiye ederek sure bitmektedir. Yetime şefkat, miskini gözetme ve büyük nimete şükür. Bu nimetler nübüvvet ve sayılan diğer ni­metlerdir. "O halde yetime gelince kahretme, isteyeni azarlayıp kovma. Bu­nunla beraber Rabbinin nimetini söyle." (9-11. ayetler). [3]

     

    Surenin Fazileti:

     İmam Şafii, Duha suresinin sonunda ve ondan sonraki surelerin so­nunda tekbirin sünnet olduğu görüşündedir. Şöyle denilmektedir: "Allahu ekber" veya "Allahu ekber Lailâhe illellahu vallahu ekber." Tekbir münase­beti ile Kur'an-ı Kerim ilmiyle ilgilenen alimler şunu zikretmiştir: Rasulul-lah (s.a.)'dan vahiy bir zaman için gecikip, kesildikten sonra melek gelip ona "Duha" suresini vahyettiğinde, sevinç ve neşesinden tekbir getirdi. İb-ni Kesir dedi ki: Bu rivayeti sıhhatine veya zafma hükmedilecek bir isnatla rivayet etmemişlerdir. [4]

     Allah Tealâ'nın Muhammed'e (S.A.) Nimetleri:

     1- Andolsun kuşluk vaktine,

    2- Sükûna vardığı dem geceye ki,

    3- Rabbin seni terketmedi. Darılma-dı da.

    4- Elbette ahiret senin için dünya­dan hayırlıdır.

    5- Muhakkak Rabbin sana verecek de hoşnut olacaksın.

    6-  O, bir yetim olduğunu bilip de (seni) barındırmadı mı?

    7- Seni kaybolmuş bulup da yolunu

    8- Seni, bir fakir olduğunu bilip de, zengin yapmadı mı?

    9- O halde, yetime gelince kahretme.

    10- İsteyeni de azarlayıp kovma.

    11- Bununla beraber, Rabbinin ni­metini söyle.

     

    Belagat:

     "Ahiret" ve "dünya" arasında tezat vardır.

    "O, bir yetim olduğunu bilip de (seni) barındırmadı mı?" ile "Seni, bir fakir olduğunu bilip de, zengin yapmadı mı?" arasında ve, " O halde, yeti­me gelince kahretme." ile "İsteyeni de azarlayıp kovma." arasında mukabele vardır.

    "O, bir yetim olduğunu bilip de...(fe-âvâ)", "Seni kaybolmuş bulup da...(fe-hedâ)" ve "Seni, bir fakir olduğunu bilip de..(fe-agnâ)." ayetleri ara­sında seci vardır. [5]

     

    Kelime ve İbareler:

     "Duha" gündüzün başında, güneşin yükselme vaktidir. "Sükûna vardı­ğı dem geceye." Sükûna varıp karanlığı ile eşyayı örten geceye. Önceki su­rede gecenin başta anılıp, burada ise sonraya bırakılması, gece ve gündüz­den her birinin özelliklerine dikkat çekmek içindir. Gecenin önce gelme fa­zileti, gündüzün de eşyayı aydınlatma özelliği vardır. Özellikle kuşluk vaktinin anılması ise, gecenin karanlığından sonra normal hayata tam geçişin başlangıç vakti olduğundandır. Gündüzden sadece bir dilimi olan kuşluğu anarken gecenin tamamını anması da, üretimde gündüzün bir diliminin gecenin bütününü karşıladığına işaret içindir; Muhammed (s.a.)'in başkası ile mukayese edildiğinde bütün peygamberlere denk olması gibi.[6]

    "Rabbin seni terketmedi. Darılmadı da." Rabbin seni terketmedi veya senden terkeden biri gibi ayrılmadı. Sana darılmadı. Bu ayet yeminin cev­abıdır. Buradaki darılma olarak tercüme edilen "kala" kelimesi şiddetli nefrettir. Bu ayet, vahyin on beş gün kesildiği bir zamanda müşriklerin: Rabbi onu terketti, darıldı, demeleri üzerine indi. "Elbette ahiret" bütün özellikleri ve saadet yurdu olması nedeni ile, "senin için dünyadan hayır­lıdır." Dünya ise sıkıntılarla, tehlikelerle doludur. Bu, Peygamber (s.a.)'in kadrine ve paygamberlik için hazırlandığına, vahiyle ve dünyadaki ikram ile bağlantısına, ahiretteki mevkiinin yüksekliğine ve yükselmede, kemâl­de hala devam ettiğine işarettir.

    "Muhakkak Rabbin sana verecek de hoşnut olacaksın." Rabbin sana ahirette lütuflardan ve bol bağışlardan verecek de memnun olacaksın. Bu, içinde büyük şefaatin de bulunduğu bol bağışı kapsamaktadır. Hatib'in Tel-hısu'l-Müteşabih'te rivayet ettiğine göre Peygambermiz (s.a.) şöyle buyur­du: "Ümmetimden bir kişi ateşte olduğu müddetçe razı olmam." İki men­fiden sonra iki de müsbet zikrederek yeminin cevabı tamamlanmış oldu.

    "O, bir yetim olduğunu bilip de (seni) barındırmadı mı?" Sen doğ­madan veya sonra, babanı kaybetmenle yetim düştün ve seni amcan Ebu Talib'in himayesine koydu. Bu ve bundan sonrakiler Allah Tealâ'nm Pey­gamberi Muhammed'e (s.a.) nimetlerinin sayılmasıdır. Geçmişte ona lütuf-ta bulunduğu gibi, gelecekte de bulunacağına işarettir. "Seni bilmez bulup da bunları sana öğretmedi mi?" Mealde "bilmez bulup" olarak geçen ayet­teki "dâll" kelimesinin, hidayetin aksi olan dalâlet anlamına kullanılması mümkün değildir. Çünkü peygamberler bundan korunmuşlardır. Alimler dediler ki: Peygamberimiz bir göz açıp kapayacak kadar dahi Allah'ı inkâr etmemiştir. Burada dalâletle ifade edilmek istenen dinin hükümlerini bil­mede, yani hanif dininde hata etmektir. Ona doğru yolu dinin hükümlerin­de yanılmamayı ilham etmiş, bunu sağlamıştır. Şu ayet de bunun gibidir: "Kitap ve iman nedir bilmiyordun." (Şûra, 42/52)

    "Senin bir fakir olduğunu bilip de" ticaretle ve kalb zenginliğiyle "zen­gin yapmadı mı?" Ahmed, Buhari, Müslim, Tirmizi ve İbni Mace'nin Ebu Hureyre'den yaptıkları rivayette şöyle buyuruldu: "Zenginlik mal çokluğu ile değil, gönül zenginliği iledir." "Bununla beraber, Rabbinin" üzerindeki peygamberlik ve diğer "nimetini söyle" ve Rabbine şükret. [7]

     

    Nüzul Sebebi:

    "Andolsun kuşluk vaktine" ayetinin (1. ayet) ve devamının nüzul sebebiyle ilgili olarak: Buhari, Müslim ve diğerleri Cündüb ten şöyle rivayet etmişlerdir: Peygamber (s.a.) rahatsız oldu ve bir ya da iki gece kal­kamadı. Bir kadın gelip: Muhammedi Şeytanını seni terketmiş görüyorum, dedi. Allah Tealâ şu ayetleri indirdi: "Andolsun kuşluk vaktine, Sükuna vardığı dem geceye ki, Rabbin seni terketmedi. Darümadı da."

    Said b. Mansur ve Faryabi, Cündüb'ten rivayet ettiler. Dedi ki: Cebrail Peygamber'e (s.a.) bir müddet vahiy getirmedi. Müşrikler de Muhammed (s.a.) terkedildi, deyince bu ayetler indi.

    Hakim, Zeyd b. Erkam'ın şöyle dediğini rivayet etti: Rasulullah (s.a.) kendisine vahiy gelmeden birkaç gün geçirdi. Ebu Leheb'in karısı Ümmü Cemil şöyle dedi: Sahibini seni terketmiş, sana kızmış olarak görüyorum. Allah Tealâ da şu ayetleri indirdi: "Andolsun kuşluk vaktine, Sükûna var­dığı dem geceye ki, Rabbin seni terketmedi. Darümadı da."

    İbni Cerir, Abdullah b. Şeddat'tan şöyle rivayet etti: Hatice, Peygam­ber (s.a.)'e: Rabbini sana darılmış görüyorum, dedi. Ve bu ayet indi. Haber mürseldir, ravileri ise güvenilir kimselerdir. Hafız İbni Hacer şöyle diyor: Açık olan, Ümmü Cemil'in de Hatice'nin de böyle söylemiş olduğudur. An­cak, Ümmü Cemil hakaret için söylemiş, Hatice ise, üzüldüğü için söy­lemiştir.

    Kısacası Cebrail'in (a.s.) Peygamber'e (s.a.) gelişi gecikmiş, müşrikler de Allah onu terketti, demişle, bunun üzerine de bu ayetler inmiştir.

    "Elbette ahiret senin için dünyadan hayırlıdır." ayetinin (4. ayet) nüzul sebebiyle ilgili olarak: Taberani Evsafta İbni Abbas'tan şöyle dediğini rivayet etti: Rasulullah (s.a.) buyurdu ki: "Benden sonra ümmetime fet­hedilecek olan yerler bana gösterildi. Beni sevindirdi." Allah: "Elbette ahiret senin için dünyadan hayırlıdır." ayetini indirdi. Bu rivayetin isnadı hasen-dir.

    "Muhakkak Rabbin sana verecek de hoşnut olacaksın." ayetinin (5. ayet) nüzul sebebiyle ilgili olarak Hakim, Delail'de, Beyhaki, Taberani ve diğerleri İbni Abbas'tan şu hadis-i rivayet ettiler: Rasulullah (s.a.)'a ümmetinin fethedeceği yerler köy köy gösterilmiş o da buna sevinmiş ve Allah "Muhak­kak Rabbin sana verecek de hoşnut olacaksın." ayetini indirmiştir.[8]

     

    Açıklaması:

     "Andolsun kuşluk vaktine, Sükûna vardığı dem geceye ki, Rabbin seni terketmedi. Darümadı da." Gündüzün başlangıcında güneşin yükselme anı olan duha vaktine yemin olsun. Burada anlatılmak istenen ise, geceye kar­şılık olduğu için gündüzdür. Ve, kişinin elbise ile örtündüğü gibi, yerleşip, karanlığı ile gündüzü kapladığı zaman geceye yemin olsun. Rabbin seni bırakıp terketmedi. Vahyi de senden kesmedi. Bazılarının sandığı veya senin içinden geçirdiğin gibi sana küsmedi, danlmadı. Bu gerçek, Kur'an'm Allah katından olduğuna delildir. Eğer Kur'an -haşa- Peygamberin kendi sözü olsaydı bir kesinti olmazdı.

    Sonra da, geleceğinin geçmişinden daha iyi olacağını müjdeleyerek buyurdu ki:

    "Elbette ahiret senin için dünyadan hayırlıdır." Vahyin kesildiği ve ölümün geldiği varsayılsa bile, ahiret yurdu senin için daha hayırlıdır. Zira senin gelecekteki durumun geçmiştekinden daha hayırlıdır. Hergün daha bir aziz oluyorsun, mevkiin de yükseliyor. Seni terkettiğimi sanma. Bilakis, gelen her günde sen daha yücelmiş ve yükselmiş oluyorsun. Bu şerefin yanında her bir şeref ve nimet pek küçük kalır

    İmam Ahmed, Tirmizi ve İbni Mace İbni Mesud'dan rivayet ettiler. Dedi ki: Rasulullah (s.a.) bir hasırın üzerine yaslanmıştı. Alnında iz bırak­tı. Uyandığında alnını silmeye başladım ve dedim ki: Ya Rasulallah! İzin verseniz de, hasırın üzerine (yumuşak) bir şey sersek! Rasulullah (s.a.) buyurdu ki: "Benim dünya ile ne işim var? Ben ve dünyanın misali, bir yol­cu gibidir; bir ağacın altında konaklamış sonra da, bırakıp gitmiştir."

    Büyük bir bağışla da müjdeledi onu:

    "Muhakkak Rabbin sana verecek de hoşnut olacaksın." Elbette Rabbin sana bol bir bağış, dünya ve ahirette büyük bir nimet lütfedecektir. Dün­yadaki nimet dini fetihtir. Ahiretteki ise, sevap, Havz ve ümmetine şefaat­tir ki, sen bu verilenlerden hoşnut kalacaksın. Bu, her iki yerde de yücelik ve üstünlüğün ona verileceğine delildir. Dini bütün dinlerin üstünde ola­cak, kıyamet gününde de şefaat ile değer bütün peygamberler ve insan­ların üstünde olacaktır. Ayette "elbette" anlamındaki tekid harfini ve gele­cek ifade eden "sevfe" edatım kullanması, bir maslahat için gecikse bile, lütfün hiç tereddütsüz ve mutlaka olacağını ifade etmek içindir.

    Sonra Allah Tealâ Peygamber (s.a.)'ine onu göndermeden önceki nimetlerini saydı. Sanki şöyle demektedir: Seni, daha önce terkedip, bırakmadık da, peygamberlikten sonra unutup, mahcup edeceğimizi mi sanıyorsun?

    "O, bir yetim olduğunu bilip de (seni) barındırmadı mı? Seni bilmez bulup da bunları sana öğretmedi mi? Seni, bir fakir olduğunu bilip de zen­gin yapmadı mı?" Rabbin seni, babasız bir yetim olarak bulup, sana sığı­nacağın bir sığmak vermedi mi? O da deden Abdülmuttalib ve amcan Ebu Talip'tir. Çünkü henüz anne karnında iken veya doğumundan sonra babasını kaybetmişti. Altı yaşında iken de annesi Amine binti Vehb vefat et­ti. Sonra, o sekiz yaşında iken vefat edinceye kadar dedesi Abdülmuttalib'in himayesinde idi. Amcası Ebu Talip himaye etti onu. Kırk yaşında Allah onu peygamber olarak gönderdikten sonra bile kendisini himaye ve yardımım sürdürdü.

    Seni, dine ait hükümleri bilmez bulup da bunları sana en güzel ve doğru şekilde öğretmedi mi? "İşte biz, sana da böylece emrimizden bir ruh vahyettik. Halbuki kitap nedir, iman nedir, sen bilmezdin. Fakat biz onu bir nur yaptık. Bununla kullarımızdan kimi dilersek ona hidayet ederiz." (Şura, 42/52).

    Seni, aile sahibi, fakir, malsız olarak buldu da, Hatice'nin malıyla yap­tığı ticaret ve Allah'ın sana lütfettiği bereket ve kanaat ile seni zengin etti. Buhari ve Müslim sahihlerinde Ebu Hureyre'den rivayet ettiler. Rasulullah (s.a.)'ın şöyle buyurduğunu söyledi: "Zenginlik mal çokluğu ile değil, gönül zenginliği iledir." Sahih-i Müslim'de Abdullah b. Amr'dan Rasulullah (s.a.)'ın şöyle buyurduğu rivayet edildi: "Müslüman olan, yeterli rızık verilen ve Allah'ın kendisine verdiği ile kanaat etmeyi nasip ettiği kimse kurtulmuş­tur."

    İbni Cerir ve İbni Ebi Hatim, Katade'den "O, bir yetim olduğunu bilip de (seni) barındırmadı mı? Seni bilmez bulup da bunları sana öğretmedi mi? Seni, bir fakir olduğunu bilip de, zengin yapmadı mı?" sözü hakkında, bunlar Rasulullah (s.a.)'ın Allah Tealâ'nın onu peygamber olarak gönder­meden önceki merhaleleri idi, dediğini nakletmiştir.

    Ardından Rabbi, bazı ahlâkî ilkeleri ve bu nimetlere şükrü emrederek şöyle buyurdu:

    1- "O halde, yetime gelince kahretme." Nasıl ki sen bir yetimdin de Al­lah seni barındırdı, sen de yetimi horlama, ona kötülükte bulunma, zaafın­dan ötürü ona zulümle musallat olma. Aksine  hakkını koru, ona iyilikte bulun, nazik davran. Kendi yetimliğini hatırla. Bundan dolayı da Rasulul-lah (s.a.) yetime iyi davranır, ona iyilikte bulunup, yetimlere hoş muamele yapılmasını tavsiye ederdi.

    2- "isteyeni de azarlayıp kovma." İlim elde etmek isteyeni, mal isteyeni horlama, azarlama. Bilakis ona güzel bir şekilde cevap ver.

    3- "Bununla beraber, Rabbinin nimetini söyle." Rabbinin sana nimetini an, şükret. Peygamberlik ve hayatın boyunca sana verilen diğer nimetlere şükret. Nitekim nebevi bir duada şöyle gelmiştir: "Bizi nimetine şükreden, onu öven ve benimseyenler kıl. Üzerimizdeki nimetini tamamla."

    Ebu Davud ve Tirmizi sahih dediği bir rivayette Ebu Hureyre'den şöy­le rivayet ettiler: Peygamber (s.a.) buyurdu ki: "İnsanlara teşekkür etmeyen Allah'a da şükretmez." [9]

     

    Ayetlerden Çıkan Hüküm Ve Hikmetler:

     

    Ayetler şu hususlara işaret etmektedir:

    1- Allah Tealâ, Peygamberini terketmediğine dair duhaya yani gündüze, sükûna vardığı zaman geceye yemin etmiştir. İbni Cüreyc şöyle dedi: On iki gün ona vahiy gelmedi. İbni Abbas ise bu sürenin on beş gün olduğunu söyler. Yirmi beş gün denildiği gibi, Mukatil kırk gündür, demiştir.

    Daha önce de geçtiği gibi Razi şöyle diyor: Bu olay Kur"an'ın Allah katından olduğuna delildir. Zira, kendisinden olsa idi, kesilme olmazdı.[10]

    2- Allah peygamberine iki büyük müjde verdi: Birincisi: Gelecekteki durumunu geçmişinden hayırlı kılmıştır. Kendisine hergün izzetine izzet katacağını vadetmiştir. Ahirette ise ona daha hayırlı nimetler hazırlamıştır.

    İkincisi: Dünyada zafer, başarı ve dininin bütün dinlere galip olması ile, ahirette de sevap, havz ve şefaat ile her dilediğini verip onu razı edecek.

    Hatib, Peygamber (s.a.)'in "Muhakkak ki Rabbin sana verecek de hoş-nud olacaksın." ayeti indiğinde onun şöyle buyurduğunu rivayet etti: "O halde ümmetimden birisi ateşte olduğu sürece razı olmam."

    Sahih-i Müslim'de Abdullah b. Amr b. As'tan rivayet edildi: Peygam­ber (s.a.) İbrahim (a.s.) hakkındaki "Rabbim, çünkü onlar insanlardan bir çoğunu baştan çıkardılar. Bundan sonra kim bana uyarsa, işte o, benden­dir." (İbrahim, 14/36) ve İsa (a.s.) hakkındaki "Eğer kendilerine azap eder­sen şüphe yok ki onlar senin kullarındır. Eğer onları yarlığarsan mutlak galip yegane hüküm ve hikmet sahibi olan da hakiketen sensin sen." (Maide, 5/118) ayetlerini okudu ve ellerini kaldırarak: "Allahım! Ümmetim, ümmetim, dedi ve ağladı. Cebrail (a.s.) geldi ve sordu. Peygamber (s.a.) ona söylediğini haber verdi. O ise daha iyi biliyordu. Allah Tealâ buyurdu ki: Ey Cebrail! Muhammed'e git ve de ki: "Biz ümmetin hakkında seni mem­nun edeceğiz ve sana kötü davranmıyacağız."

    3- Allah Tealâ bu surede Peygamberi Muhammed'e (s.a.) verdiği nimetlerinden üçünü zikretti: Yetimlikten sonra barındırma, bilmeme ve tereddütte olma durumundan sonra yol gösterme ile fakirlikten sonra zen­gin etme.

    Barındırması, babası ve annesinin ölümünden sonra dedesi Abdül-muttalip, ondan sonra da amcası Ebu Talib'in himayesi ve eziyetlere karşı onu koruması şeklindedir.

    Yolunu doğrultması ise dini, Kur"an ve hükümlerini ona açıklamasıdır. Allah onu, Kur'an ahkâmı ve İslâm prensiplerine hidayet etti. Ulemanın cumhuru Peygamber (s.a.)'in bir an bile Allah'ı inkâr etmediği hususunda ittifak etmişlerdir.

    Zengin etmesine gelince, Hatice (r.a.)'nin malındaki ticaretle mal, nzık ve bolluk vermesidir. Risalet döneminde de Ebu Bekir'in malı, sonra da hicretin ardından ensann malı ile ardından da ganimet ile zengin etti.

    Yetim olmasının zikredilmesindeki hikmet, yetimlerin kadrini bilmesi ve haklarını gözetip işleri ile ilgilenmesi içindir. Bir de yetimlik ve fakirlik genelde insanlar arasında bir eksiklik olarak görülürdü. Muhammed (s.a.) bu iki vasıfla bereber mahlukâtın en şereflisi bir peygamber olunca, bu düşünce de boşa çıkmıştır.

    4- Allah peygamberi Muhammed'i (s.a.), halka karşı, Allah'ın ona yap­tığı muamele gibi muamele etmesi için eğitti. Ona yetime zulmetmemesini, hakkını vermesini, onun gibi bir yetim olduğunu hatırlamasını emretti. Ayet, yetimi taltif edip iyi davranılmasını ve iyilik yapılmasını istediğine delâlet etmektedir. Hatta Katade: Yetime şefkatli bir baba gibi ol, demiştir. Ebu Hureyre'nin rivayetine göre: Bir adam Peygamber'e (s.a.) kalbinin katılığından dert yanınca ona şöyle buyurmuş: "Yumuşamasını istiyorsan yetimin başını okşa, miskini doyur." Buhari'nin, Ahmed ve diğerlerinin rivayet ettiği sahih bir hadiste Ebu Hureyre Rasulullah (s.a.)'ın şöye buyurduğunu söyledi: "Ben ve kendisinin veya başkasının yetimini himaye eden, şu ikisi gibiyiz." Orta ve baş parmağını işaret etti.

    Allah Tealâ isteyenin azarlanması ve ona kaba söz söylenmesinden Peygamberini (s.a.) nehyedip, basit bir ikramla veya bu da mümkün değil­se tatlı bir üslupla çevrilmesini ve fakirliğini hatırlamasını emretti. Ebu Hureyre'den rivayet edildiğine göre Rasulullah (s.a.) şöyle buyurdu: "Siz­den biriniz asla isteyeni menetmesin. İsteğinde versin. Velevki elinde altın­dan bir bilezik bile görmüş olsa." Yine Peygamber (s.a.) buyurdu ki: "İs­teyeni az bir şeyle gönderin veya güzellikle savın. Zira insanlardan ve cin­lerden olmayan biri gelir de, Allah'ın size verdiğini nasıl kullandığınıza bakar."[11]

    Allah Tealâ Peygamber (s.a.)'e verdiği nimetler için şükretmesini em­retti. Şükür de, Allah'ın nimetlerini anlamak ile olur. Nimetin itirafı da şükürdür.

    Burada dikkat edilecek husus Allah'ın, onu iki şeyden nehyedip bir şeyi emretmiş olmasıdır. Ayette geçen nimete karşılık yetimi kahretmeme: "O bir yetim olduğunu bilip de seni barındırmadı mı?" Ve "Seni bir fakir ol­duğunu bilip de zengin yapmadı mı?" ifadesine mukabil olarak da, is­teyenin azarlanmasını nehyetti. Rabbinin nimetini anmasını ise emretti. Bu da, "Seni kaybolmuş bulup da yolunu doğrultmadı mı?" ayetine mukabildi.

    Alimler dediler ki: Allah'ın nimetini anlatmak mutlak olarak caizdir.

    Hatta, maksadı başkasının onu örnek alması ya da, Rabbine şükrünü dili ile yayması ise mendubtur. Eğer, fitne ve kendini beğenme hususunda nef­sine güvenmiyorsa gizlemesi daha yerinde olur.

    Şafii'nin, Duha'nın sonunda, tekbir getirmenin sünnet olduğu görüşünde olduğu rivayet edilmiştir. Daha önce de geçtiği gibi vahiy kesil­dikten sonra bu sure indiğinde Rasulullah (s.a.) "Allahu Ekber" demişti.

    Bu tekbir Kur an değildir. Çünkü bu tekbir, Kur'an'ın sureleri, ayetleri ve harfleri ile tevatüren, eksik ve fazlası olmadan nakledildiği gibi nak-ledilmemiştir. Alimler: Hatim yapanın muhakkak söylemesi gerekir, demiyoruz, fakat yapanın güzel yapmış olacağını, yapmayana da günah olmadığını söylüyoruz, demişlerdir.

    Tekbir sözü ise ya "Allahu ekber" şeklinde ya da, "Lâilâhe illallahu vallahu ekber." şeklindedir. [12]

     


    [1] Vehbe Zuhayli, Tefsiru’l-Münir, Risale Yayınları: 15/536.

    [2] Vehbe Zuhayli, Tefsiru’l-Münir, Risale Yayınları: 15/536.

    [3] Vehbe Zuhayli, Tefsiru’l-Münir, Risale Yayınları: 15/536.

    [4] Vehbe Zuhayli, Tefsiru’l-Münir, Risale Yayınları: 15/537.

    [5] Vehbe Zuhayli, Tefsiru’l-Münir, Risale Yayınları: 15/538.

    [6] Kurtubi, XX/101.

    [7] Vehbe Zuhayli, Tefsiru’l-Münir, Risale Yayınları: 15/538-539.

    [8] Vehbe Zuhayli, Tefsiru’l-Münir, Risale Yayınları: 15/540.

    [9] Vehbe Zuhayli, Tefsiru’l-Münir, Risale Yayınları: 15/540-542.

    [10] Razi,XXXI/210.

    [11] Kurtubi, XX/101.

    [12] Vehbe Zuhayli, Tefsiru’l-Münir, Risale Yayınları: 15/543-545.
  • Porno sadece aşkı (Eros) değil cinselliği (Sex) de yok eder. Pornografik teşhir cinsel hazda yabancılaşmaya yol açar. Hazzı yaşamayı imkânsız hale getirir. Cinsellik dişinin haz gösterisi ve erkeğin performans sergileyişi şeklinde dağılıp gider. Sergilenen, gösterime sunulan haz, haz değildir. Sergilenme, teşhir edilme mecburiyeti bizzat bedenin yabancılaşmasına yol açar. Beden, optimize edilmesi gereken bir sergi nesnesi şeklinde şeyleşir. Bu bedenin içinde ikamet etmek mümkün değildir. Onu sergilemek, böylece de sömürmek gerekir. Sergileme sömürmedir. Sergileme mecburiyeti bizzat ikamet etmeyi ortadan kaldırır. Dünyanın kendisi bir sergi salonu haline gelmişse ikamet etmek mümkün olmaktan çıkmıştır. İkamet etmek yerini ilgi sermayesini artırmaya yarayan reklam yapmaya bırakır. İkamet etmek kökeninde “huzurlu olmak, huzura kavuşmak, huzur içinde kalmak” anlamına gelir. Sürekli teşhir etme ve performans gösterme zorlaması bu huzuru tehdit eder. Heideggerci anlamında şey de tümüyle ortadan kaybolur. Şey, sadece kült değeriyle dolu olduğu için sergilenmeye gelmez.
  • RABB'İN İÇİN SABRET. (Müddessir/7.ayet)

    Yani, yanlışlıklar içerisinde olduklarını olamadıklarını kabul edemedikleri için tepki gösteren putperestlere, kötülere, yanlış gidişatı hayat tarzı edinmişlere, zâlimlere, zorbalara; yanlış, baştan çıkarıcı istek ve arzuları nedeniyle nefsine karşı diren; hak davayı gerileten veya saptıran geri adım(lar) atma, zorluklara teslim olma, dosdoğru olan yolunda ilerlemekte bıkkınlık gösterme, her türlü olumsuz söz ve davranışa karşı dirençli ol; tam bir kararlılık içerisinde, vahiyle bildirilen yol üzere, verilen ilâhî talimatların gereğini aynen yerine getir ve bunları yaparken sadece Allah'a güven.

    CELALEDDİN VATANDAŞ / HZ. MUHAMMED'İN HAYATI VE İSLÂM DAVETİ SAYFA.99