Bakışlarımda belirdi gözlerin,senden uzak bir noktada Bir izlenceydi önümüzdeki bu serüven Biraz donuk biraz da savruk İçimde bir yerde ölmemiş bir şey var sanki Belki de ölmüş ,tarifi imkansız bir telaş kaplamış beni Durmadan konuşuyor hiç susmuyor içimdeki sen Üstünü örtmek istedim defalarca ,kapansın bu sevda defteri Ne zaman unutmaya kalkışsam bir şekilde hatırlatıyorsun kendini Bazen bir sahnede,bazen bir yolda hatta bir avluda Senden kaçmaya çalışırken defalarca sana mahkum oluşumu izliyorum ,tepelerden bir yerden Bir ışık savurur gözlerindeki rüzgarları kokun buram buram yayılır etrafa ,bir kıskançlık krizi patlar bende En çok ben içime çekerim kokunu ,minnacık dudaklarından bir fısıltı yükselir bittii diye Biraz afallarım sonra anlarım ki tek biten şey nefesim değil de içimdeki senin hevesinmiş...
‮اِنَّ هٰذَا الْقُرْاٰنَ يَهْدٖي لِلَّتٖي هِيَ اَقْوَمُ وَيُبَشِّرُ الْمُؤْمِنٖينَ الَّذٖينَ يَعْمَلُونَ الصَّالِحَاتِ اَنَّ لَهُمْ اَجْراً كَبٖيراً ۙ   ‬‮﴿‭٩‬﴾‬‮ ‬ Hiç kuşkusuz bu Kur’an, insanlığı en güzel, en doğru yola iletir ve gösterdiği yolda yürüyerek güzel davranışlar ortaya koyan müminlere, kendilerini büyük bir mükâfatın beklediğini müjdeler. İsra Suresi 9
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Benim yürek sızım Baktığın her yerde gölge olmak Geçtiğin her yolda esinti Ayağa her kalktığında gücün olmak Ciğerine doldurduğun nefes Bitmeyen umudun Tükenmeyen çaban olmak Geçmişinde değil sadece,bu gününe yarın Yaşanmamış yıllara inat yaşanacak bir ömür olmak Sensiz geçen gecelere seninle ıssız kalsak Dudaklarında yaktığım ateşle yine seninle yansak Göz çukurlarına yaştan değil mutluluktan aksak Seni baştan aşağı benim yapsan İkiye bölüp bakabilsen içimde ki mabede Kıyamazdın sana büyüttüğüm mahrem sevgime Biz hep bize kalsak.
Çamurlu bir sokağın başında, henüz güneş doğmamışken, içindeki sancılarla kıvırılıp duruyordu. Adı yoktu, sadece yoldaşlarınca bilinen bir harften ibaretti. Sokak lambası bile ona tepeden bakıyordu; paslı bir demirin ucuna asılmış o titrek sarı ışık, sanki onun günahlarını değil, eksiklerini tartıyordu. Le, başını kaldırdı. O ışık, yüzündeki yorgun çizgileri saklamıyor, aksine her biri bir bıçak darbesi gibi daha da derinleştiriyordu. İçindeki sancı, mide boşluğunda oluşan o tanıdık, soğuk, taş gibi ağrı değildi. Le, başını kaldırıp karşı apartmanın karanlık pencerelerine baktı. Her bir camın arkasında yaşamsız bir hayat, bir yatak, büyük bir yabancılaşma vardı. İnsanlar birbirinin kapısının önünden geçiyordu ama sanki başka dünyaların sakinleriydiler. Le hissederdi; asla iyileşmeyecek ve asla göğsünü saran sancılar peşini bırakmayacaktı. Çünkü insan bazen bir yara taşımazdı; yaranın kendisine dönüşürdü. O da dönüşmüştü.. Ne zaman bir yüz görse, o yüzün ardındaki boşluğu hissediyordu. Ne zaman bir kahkaha duysa, sesin altında saklanan yorgunluğu işitiyordu. İnsanların birbirlerine söyledikleri sözler ona hep yarım gelirdi. Sanki herkes, içinde büyüyen karanlığı gizlemek için konuşuyor; sessizlikten korktukları için gülüyordu. .Le, elini ceketinin cebine götürdü; orada, eski, kağıdı sararmış bir not kağıdı vardı. Üzerinde sadece bir isim ve bir tarih yazılıydı; o tarihten sonra hiçbir şeyin eskisi gibi olmadığını, o tarihten sonra insanların birbirine nasıl "yabancılaşmaya" başladığını hatırladı..Ona bakınca, insanın kendine yabancılaşmasının aslında bir tür intihar olduğunu düşündü.."Ya ben intihar ettiysem ve bütün bu olanlar benim cehennemimse, diye aklından saklarcasına geçirdi içinden.." Her gün bir parçasını, bir hissini, bir merhametini yolda bırakarak yürümek.
Edebiyat
Ali kınık dilemişimdir
Biz her gönül telinden çalarız Bizi toy yerine koyan utansın Biz yalnızdık zaten yalnız kalırız Ruhunu beş kuruşa satan utansın Neyleyim insan gibi göründü Şeytan gibi yolarıma öründü Ben yaşamaktım o bir ölümdü Şimdi kabirde sual veren utansın Ben karıncayı incitmez idim Dostumu yarı yolda bırakmaz idim Kanmış kavga imiş hiç korkmaz idim Beni korkkatan sayan utansın M. İlhan Genç
Şiir
Hayal kırıklığı...
Hayal kırıklığı, göğsünüzün tam ortasında usulca çatlayan incecik bir camdan ziyade; bütün inancınızla adım attığınız o sarsılmaz sandığınız köprünün aslında kağıttan yapıldığını anladığınız o sessiz düşüş anıdır. İnsanı asıl tüketen şey, birinin onu yarı yolda bırakması değildir. Asıl ağır olan, o yolu sırf beraber yürüyebilmek için kendi ellerinizle inşa ettiğiniz bütün o güzel ihtimallerin ve gösterdiğiniz o devasa çabanın bir anda kendi üzerinize yıkılmasıdır. Çatlayan bir eşyanın sesi çıkmaz bazen, sadece içinizde bir yerlerin geri dönülemez şekilde döküldüğünü hissedersiniz. Bazen kırılan şey sadece inancımız olmaz; o inancı körü körüne bağladığımız daldır asıl çürük olan. Ve insan en çok, kendi gözyaşıyla yeşerttiği o dalın en ufak bir rüzgarda bu kadar kolay kırılmasına, kendi emeğinin bu denli hiçe sayılmasına yenilir.
Hayata Dair