Ne kadar alışmışız mutlu sonlara. Kelimenin tam anlamıyla "mutlu" olmasa da, beklenenin olmasına, gizemin çözülmesine, iyinin kurtulmasına, katilin bulunmasına... Bu alışmışlığımı farkettim kitabın son sayfasını kapattığımda. Çünkü bu kitap varmayı değil, yolu anlatıyor.
Kitabın ortalarına geldiğimde, bu kitabın tam da olması gereken zamanda karşıma çıktığını düşündüm. İçsel durumlar, zihinsel parçacıklar işte. Tek bir kitap herkese farklı şey anlatabilir, hatta tek bir kitap aynı kişiye her okunmasında da farklı bir şey buldurabilir kendinde, ve kendinden. Benim bulduğum ise, parça parça olmuş bilgi birikimlerimin , düşünce ve deneyimlerimin ortak bir kümede kesişemeyişinin, birleşemeyişinin zihinsel kaosunu benim için betimlemesi oldu... Ki tam da o kesişim kümesinin farkındalığını sonunda ucundan yakaladığım ve bir nebze bir yere oturtabilmeye başladığım ve kısmen zihinsel bir ferahlama hissettiğim bir zamanda , bu kitaba denk gelmek benim için manidar oldu. Herkes aynı yolda yürüse de , yol kendini hepsine kendi zihnideki gibi görünecektir. Biri otları görür, diğeri taşlara bakar, öbürü gökyüzüne dalar. Ve varılamasa da , sanırım en önemli şeylerden biri yoldaki manzaraları kuş bakışıyla uzaktan ve tek karede görebilmek.
Not: Kitaptaki "KİTAP" tan kastın, kitabın son sayfasını bitirip tekrar en baştaki yazıyı bir kez daha okuduğumda, çok sonradan geçmiş yüzyılda bulunan "Enok'un Kitabı" olduğunu düşünmeden edemedim.