Montaigne, otuz sekiz yaşında dünyadan elini eteğini çekmiştir. Artık kendisinden başka kimseye hizmet etmek niyetinde değildir. Politikadan, toplum yaşamın­dan, iş güçten yorgun düşmüştür. Yanılsamalardan uyan­manın zamanı gelmiştir. Montaigne, dış yaşamdaki say­gınlık ve mevki bakımından babasının gerisinde kalmış­tır. Babası kadar iyi bir memur, iyi bir eş ve işlerinde iyi bir yönetici olamamıştır. Peki ama ne olmuştur? Mon­taigne'de, o zamana kadar yanlış yaşadığı gibi bir duygu vardır; bundan böyle doğru yaşamak, düşünmek, değer­lendirmek istemektedir. "Yaşamak ve ölmek" sorusunun çözümünü kitaplarda bulmayı ummaktadır.
Mantıklı Görünüyor
“Türkiye, bir kişinin ismini doğru yazma çabanızın bile böylesine saçma tartışmalara yol açabildiği ilginç bir ülke. Esad'ın nasıl Esed'e dönüştüğünü yakından takip eden biri olarak, süreci anlatayım: Suriye'deki yönetici ailenin, Arapça aslı 'Esed' (manası: aslan) olan soy ismi, 1970'lerde İngilizce ve Fransızca kaynaklar üzerinden dilimize 'Esad' olarak geçti. Batılıların 'Assad' olarak telaffuz ettiği kelime, böylece, Arapça bilmeyen bizim diplomatlarımız ve medya organlarımızın diline de aslından farklı olarak yerleşti. Akademi de 'Esad' olarak yazdı, gazeteciler de. Siyasetçiler de 'Esad' dedi, onlardan duyan sıradan vatandaş da. 2000'lerin başından itibaren Türkiye'nin Arap dünyasına daha fazla ilgi göstermesi, daha da önemlisi Türk medyasında Arapça bilen gazetecilerin görev almaya başlaması, bazı kelimelerin de doğru yazılışını beraberinde getirdi. 'Esad' da bunlardan biriydi. Arapça bilen gazeteci ve editörler, Suriye'yle ilgili haberlerinde, yönetici ailenin soy ismini aslına uygun şekilde yazmaya başladılar, kullanım da böylece yaygınlaştı. Siyasetçiler de, devletin resmi haber ajansının kullandığı doğru yazımı tercih etti. Olması gereken de zaten buydu.”
Sayfa 36 - Esad, Nasıl Esed Oldu?
Reklam
1920'de devrimin nesnel şartlarının oluşmasına rağmen bir devrim gerçekleşmemesi komünistler arasında hayal kırıklığına yol açmış, Gramsci'yi devrimin koşullarını yeniden düşünmeye sevk etmiştir. Gramsci, ekonomik şartların olgunlaşmasını devrim için gerekli olan fakat yeterli olmayan bir koşul olarak görmüş, ideolojik bilinçlenmenin önemine dikkat çekmiştir. Çünkü ona göre, hakim yönetici sınıf, hegemonyasını sürdürmek için ideolojiye ihtiyaç duyar. İdeolojinin yerleşmesi için de sivil toplum, hukuk, bürokrasi, dini kurumlar ve eğitim sistemi gibi araçlara ihtiyaç duyar. Gramsci'ye göre sistemin gerçek gücü yönetici sınıfın şiddetinde veya devlet aygıtının baskı gücünde değil, yöneticilerin dünya görüşünün yönetilenler tarafından kabul edilmesinde yatar.
Sayfa 35 - İletişim Yayınları·Kitabı okudu
Araştırma-İnceleme
İzlenen üç yol vardır: Tıpkı topraktaki ağırlaşmış, hastalıklı yumrular gibi iyi kullanamadığımız için kısır kalan aklımız, ona ihtiyaç duyan efendiler tarafından en iyi ihtimalle ile siyasi çekişmelere âlet edilir, böylece zayıf ülkeyle ona bir beden büyük siyaseti arasında dengesizlik yaratılır. İkincil olarak, hayat gailesiyle koşturmaktan başka çaresi olmayan akıl sahipleri kendilerine karşılığını ödeyen ve onları yoldan çıkaran güçlü efendilerine hizmet ederler. Üçüncü durumdaysa, başka akıl sahiplerinin dediğine göre artık işe yaramayan akıllar veren eski akıl sahibinden desteğini çeken yönetici alaşağı edilmeye çalışılır.
Alıntı
"Başak burcunun sırrı akıl ile huzur arasında"
"Başak burcunun yönetici gezegeni olan Merkür beyin ve sinir sistemi üzerinde etkilidir. Zihin ve beden dengesini sağlamak Başak burcu için önemlidir. Başak burcunda bulunan sert etkili gezegenler aşırı endişe, kaygı, suçluluk hissi, yeme bozuklukları ve karın ağrısına neden olabilir"
Sayfa 62·Kitabı okudu
Alıntı
Reklam
Reklam