Anlamayanlar İçin Yorumda Açıklamasını Paylaşacağım:
Egemen sınıfın düşünceleri, bütün çağlarda, egemen düşüncelerdir, başka bir deyişle, toplumun egemen maddi gücü olan sınıf, aynı zamanda egemen zihinsel güçtür. Maddi üretim araçlarını elinde bulunduran sınıf, aynı zamanda, zihinsel üretim araçlarını da emrinde bulundurur. Bunlar o kadar birbirinin içine girmiş durumdadırlar ki, kendilerine zihinsel üretim araçları verilmeyenlerin düşünceleri de aynı zamanda bu egemen sınıfa bağımlıdır. Egemen düşünceler, egemen maddi ilişkilerin fikirsel ifadesinden başka bir şey değildir.
Hiçbir yorumda bulunma, hiçbir şeyi açıklama. Kafalarını yormak isteyenlere yapabilecekleri bir şeyler ver.
Sayfa 59 - Payel Yayınevi·Kitabı okudu
Felsefe
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
9. yüzyıl sonlarına doğru büyük İslâm uleması Şerîatın son şeklini aldığını ve içtihad kapısı'nın, yani İslâm hukukunda yeni kurallar koyma imkânının kapanmış olduğunu ilân etmişlerdi. İslâmiyet, gerek kamu hayatını gerekse bireyler arasındaki ilişkileri düzenleyen ve dinî emirlere dayanan bir tek kanûn tanıyodu, o da Şerîattı. Bir Müslüman hükümdarı, halife olsun sultan olsun, kanûn koyucu sıfatını takınamazdı. O, ancak İslâm kanûnunun, yani Şerîatın nâzırı ve muhafızı idi. Şerîat üzerinde herhangi bir yorumda bulunmak ancak yetkili ulemaya aitti. Osmanlı Devleti'nin bir İslâm devleti olarak Şerîatten başka bir kanûnu olmaması gerekirdi. Gerçekte, tamamıyla özel koşullar altında gelişen Osmanlı Devleti, Şerîatı aşan bir hukuk düzeni geliştirmiştir. Buna imkân veren prensip ise, örf, yani özel anlamda hükümdarın sırf kendi iradesine dayanarak Şerîatın kapsamına girmeyen alanlarda kanûn koyma yetkisidir. Bu da, doğrudan doğruya hükümdarın devlet içinde tam anlamıyla mutlak bir mevki kazanması, devlet çıkarlarının her şeyin üstüne sayılması ile gerçekleşebilmiştir. İşte İslâm devletinde bu aşamaya, daha Osmanlılardan önce kurulmuş olan Müslüman Türk devletlerinde erişilmiş bulunuyordu. Şerîat yanında kanûn ve örf, yani sırf hükümdarın iradesinden doğan ayrı bir hukuk düzeni, Osmanlılardan önce Türk İslâm devletlerinde tamamıyla yerleşmişti. Genellikle, fakîhler için bu kanûn düzenini meşrû gösteren esas, İslâm cemaʻâtinin hayrı ve selâmeti ile adâlet prensibidir. Mogol yasasının İslâm cemaʻâti üzerinde uygulanmasını meşrû göstermek için de adâlet, zayıfın kuvvetliye karşı korunması esasıyla ortaya sürülmüştür. Kanûn ve yasa koymanın temel koşulları şöyle tespit olunmuştur: 1. Şerîat dışı bir durum; 2. Buna dair yaygın bir âdetin veya kıyasa esas olacak bir genel âdetin
Sayfa 227 - İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okudu
Tarih
Yorumda anne-babanın fazlasıyla sorumluluğu olduğunu savundum
Anne ve babaların çocuklarınkinden farklı olarak hayat boyu süren bir yükümlülüğü yok mudur? İncil'e göre tam tersi geçerli, yani ömürlerinin uzun olması için anneleriyle babalarını onurlandıracak olanlar çocuklardır, çünkü İncil'i çocuklara hadlerini bildirmek için anne babalar yazmıştır.
Sayfa 84·Kitabı okudu
“Haberleri uydurmaya gerek yoktur” şeklinde bir yorumda bulunmuştum ben de, “onları dönüştürmek yeterli olur.” “Nasıl?” “İnsanların belleği zayıftır. Çelişkiden yola çıkarsak, herkes Jül Sezar’ın Mart’ın on beşinde öldürüldüğünü bilir ama bu konuda görüşler karışıktır. Yakınlarda çıkmış bir İngiliz kitabında Sezar tarihi yeniden ele alınır ve şöyle heyecanlı bir başlık atmak yeterli olur: Cambridge tarihçilerinin dikkat çekici buluşu. Sezar gerçekten Martın on beşinde öldürülmüş. Böyle diyerek bütün olay en başından yeniden anlatılır ve şahane bir yazı çıkar ortaya.
Hegel, bir yerde, şöyle bir yorumda bulunur: Dünya tarihinde önemli tüm olaylar ve kişiler iki kez meydana gelirler. Hegel eklemeyi unutmuş: ilkinde trajedi, ikincisinde komedi.
Sayfa 49 - FRANSA ÜÇLEMESİ·Kitabı okuyor