• Tüm Annelerimizin Anneler Günü Kutlu Olsun ❤️
    Bir ANNE Tüm Dünyayı Değiştirebilir
    Annelerimizin anneler gününü kutlar, yüce varlık ve yaratılış sebebimiz olan annelerimizin ellerinden öperim
    Saygılarımla Annelerimize
  • Can Karakuş
    Can Karakuş Bir Deliler Evinin Yalan Yanlış Anlatılan Kısa Tarihi'yi inceledi.
    492 syf.
    ·7 günde·Beğendi·10/10
    Ayfer Tunç ile tanışmış ve bu kitabı okumuş olmaktan dolayı kendimi çok şanslı hissediyorum. Yazara bir kez daha hayran kaldım. Tam anlamıyla Hakan Günday'ın üstüne gül koklamış gibi hissediyorum kendimi:)

    Hislerimi bir yana bırakıp okuma serüvenime değinecek olursam gözlerim ne kadar yorulursa yorulsun kitabı elimden bırakmakta zorlandım. Ne yazık ki aralıksız okuyamadığım için okumam 1 hafta sürdü. Bazı günler hiç okuyamadım. Sürekli aklımın kitapta kaldığı, okumak için sabırsızlandığım, okudukça yazarına olan hayranlığımın ve sevgimin arttığı bir okuma serüveni yaşadım.

    Kitap bir yaprağın damarlarına benziyor. Yaprağın kılcal damarları misali birçok farklı hayat hikayesi okuyor ancak bir süre sonra bu hikâyelerin yine belli başlı ana karakterlerin hayatıyla kesişmesine tanık oluyoruz. Bu bazen yüz bazen ikiyüz sayfa sonra oluyor. Örneğin tütün tüccarının kızının hayat hikayesini okurken ilerleyen sayfalarda üvey annesi ile evlenen oğulun babası ile başka bir hikayede tekrar karşılaştığınızda tebessüm edip yazarın kalemine, kurgusuna hayran oluyorsunuz.

    Kitabın arka planında değinilen birçok olay ve olgu var: varlık vergisi, karısını/kocasını aldatanlar, mesleki hırslar, SSCB'nin yıkılması, hayırsız anneler-babalar-evlatlar, takıntılı aşklar vb. birçok konuya ucundan bucağından değinilmiş.

    Kitapla ilgili sevdiğim bir diğer nokta da bilmediğim bazı terimlere değinmiş olması. Bakın bu paragrafın devamı azıcık spolier içerir:
    Semantik parafazi: hedef sözcük yerine aynı kategoriden bir başka sözcüğün istenmeden yerine geçmesidir. (Kaşık yerine çatal gibi).
    Estet:güzel duyusu olan, güzelden anlayan ve güzeli en yüce değer sayan, sanatsal beğenisi çok gelişmiş kimse.
    Çorap Jartiyeri: Erkekler kullanıyormuş(Kitapta öğrendiğim en ilginç bilgiydi:))
    Oftalmoloji: gözbilim vb.

    An itibariyle bitirmiş olduğum bu kitap özgün karakterleri, dahice düşünülmüş karakter kesişimleri, karakter çeşitliliği ve arka planda işlenen konuları ile okumanızı gerektiğini düşündüğüm bir kitap.

    Ancak bu okuma bence muhakkak aralıksız olmak zorunda. Aksi takdirde hikâyelerin birbirine bağlanmasını göremeyip sıkılabilirsiniz. Sanırım yazar veya yayın ekibi bu durumu öngörmüş olacak ki kitabın arkasında çoğunluğunu kitapta geçen karakterlerin oluşturduğu bir dizin var. Okurken bundan da faydalanabilirsiniz. Hatırlayamadığınız karakterleri dizinden bulup hızlıca göz atabilirsiniz.

    Kitapla ilgili en önemli bilmeniz gereken şey ise kitapta geçen karakter sayısı. Yanlış hatırlamıyorsam bir incelemede kitapta 360 civarı karakter geçtiğini okumuştum. Bir kitapta geçen karakter sayısı bakımından sıradışı bu rakam kitabı merak edip okumamı sağladı.

    Son olarak kitabın sonu da fazlasıyla tatmin edici. Bir yanım tebessüm ederken bir yanım cız etti.

    Keyifli okumalar dilerim...
  • 127 syf.
    27 Kasım 2019 Çarşamba
    18:11

    "Toplumun kadına hazırladığı yazgı genel olarak evliliktir. Kadınların çoğu evlidir, evlenip ayrılmış ya da dul kalmıştır. Evlenmeye hazırlanmakta ya da evlenmediği için dertlenmektedir."

    Evlilik Çağı, Simone de Beauvoir

    Merhaba!

    Güngör Dilmen'in Kurban oyunu ve bazı meseleler hakkında konuşmak için tekrar buradayım. Bu okuduğum 5. Kitabı, bu kez Anadolu Kadını diyeceğiz.

    Güngör Dilmen'e göre "bütün mitoslarda dram vardır. Tarih olayları için de aynı şey söylenebilir. Önemli tarih olayları dramatiktir. Tarih bir yorum bilim... Sözün kısası psikoloji"

    Bu oyunun dramı Anadolu kadınının bin yıl süren sessiz çığlığı karşısında Zehra'nın psikolojik durumudur.

    Zehra üzerine kuma getirilecek olan ilk eştir, iki çocuk sahibi ve çocuk doğurmaktan başka ev içinde ne anlama geldiğini sorgulayan bu sorgulamayı da kocasına hissettiren bir Anadolu kadınıdır. Kurban meselesi ise; yeni gelen bir gelinin eve adımını atmadan önce kesilen koçu temsil ediyor. Kesilen bu koç yeni gelen gelinle birlikte eve huzur ve bereket getireceğine olan bir inancın kurbanı olarak rol oynar. Bakınız Afyon yöresinde bu gelenek mevcut kütüphane kaynağında Evlenme biçimleri ile ilgili bir yazıda geçiyor. Okumak isteyenler için.
    http://afyon.ktb.gov.tr


    Erkeğini bir başka kadınla paylaşmak zorunda bırakılan Zehra, tüm toplumun da onayladığı bu durumu aklı, duyguları ve doğal iç güdüsü ile kabul etmemektedir. Zehra imam nikahlı eştir. Ve üzerine kuma olarak gelen Gülsüm'ün ise resmi nikahı var, resmi nikah kıydıran Gülsüm'ün abisi bunu kadının hakkı için değil de olası bir boşanma durumunu maddiyata çevirebilir diye bu ülkede hak, hukuk var artık resmi nikah isteriz söyleminde bulunur. Gülsüm oyunda hiç konuşmaz sadece kuma görevi görüyor abisi kaça, kime satarsa ona varmak zorunda bırakılan bir çocuk gelindir.

    Oyunun ikinci bölümü Zehra'nın düşü ile geçer. Geleneksel Anadolu kadını olan Zehra'nın nasıl yenik düşeceğini görür düşünde, bir kenara itilmişliği, eskimişliğin yüzüne vurulacağını hisseder ve uyandığında bu durumu kabullenmeyen, toplumun; töre, gelenek, yasa, düzen ... ne varsa hepsini yok sayan boyun eğmeyen bir yapıya bürünerek güçlü bir izlenim bırakacaktır.

    Kuma Gülsüm; evli, çocuklu ve yaşı orta denebilecek Zehra'nın tersi bir görüntü çizer. Gülsüm genç, taze ve bakiredir.

    Yazar Gülsüm için soyut ifadeler kullanır:

    Gözleri menekşe
    Lepiska saçları
    Beli zambak demeti.

    Damat Mahmut'tan Değirmenli araziyi kapmak için abi Mirza, Gülsüm'ün onbeşinde genç bir kız oluşunu ve bakireliğini kullanarak Mahmut'un arzularına canlı tutmaya çalışır ki Mahmut kadın bedenine sahip olabilmek adına gözü köreltip tüm istekleri yerine getirir. Yazar bu sahnede kadın bedeni üzerinden süren bu ahlaksız pazarlığın altını çizmektedir.

    Halbuki Gülsüm'ün bedenini dışarıda bırakıp onun kim olduğuna bakarsak Gülsüm'ü ara satırlarda şöyle gizler yazar: "ağasının buyruğundan, kocasının buyruğuna geçecek bir toy, bir ürkek kızcağızdır. Gülsüm sevme ve sevilme kaderini abisine bırakmış bir Anadolu kızıdır. Evli orta halli bir adama para karşılığı ikinci eş olarak sunulan bir Anadolu kızını temsil eder.

    Üçüncü ve son bölümde gelini almaya gitmeden evvel, Mahmut Zehra'ya "döndüğümüzde bizi karşılamak istemezsen anahtarı kapının altına koy odanda kal" öğüdünü verip çekilir. Zehra'nın kızı Zeynep oyunda sessiz olan ikinci karakterdir. Murat ise toplum gelenekleri kulağına fısıldanan bir çocuktur. Babasının Hz. İbrahim ve koç hikayesini anlatmasına rağmen Tanrılar bizden niye armağan istesin? Diye sorabilen ve gökten inen Koç'un nasıl geldiğini sorgulayan bir erkek çocuktur. Koçu çok seven çocuklar düğün gününün sabahı kurban olarak kesilmesini istemedikleri koçu annelerinin de desteği ile " Azad" ederler.

    Düğün alayı yaklaşırken Zehra evin tüm kapı ve pencerelerini kapatır. Masum çocuklarının içeceğine afyon katarak gelinin gelmesini bekler bu arada çocuklarının da kendisi gibi bir kadere sahip olmamaları gerektiği yönünde su isyanını duyarız.

    "Erkeklik öyle aşağılandı ki Karacaören'de, öyle örneksiz kaldı ki Zeynebim kadın olmamalı. Muradım,
    Kurbanlık koça acıyan Muradım
    erkek olmamalı.
    Gelişmemiş iki yıldız gibi kalmalı onlar
    Tanrının mavi bağrında."

    Bu satırlardan Zehra'nın ne yapacağını öğrenmiş oluyoruz. Zehra topluma karşı gelecek, ona zamanla alışırsın, erkeğini hepten kaybetmek yerine katlanman gerekir diye nasihat veren tüm köy kadınlarına karşı gelecektir. Rüyasında kurguladığı öğüt veren kadının da dediği gibi:
    "Bugün bir şeyler olacak öyleyse. Bin, bin yıldır Anadolu kadınının sustuğu çığlık belki senin yüreğinden fışkırır."

    Bin yıllık sessiz çığlığı bir fırtına ile harekete geçirecek, Anadolu kadının yazgısına boyun eğmek yerine, bir kadının eve gelişi üzerine kesilecek olan koçu azad edip kendini ve çocuklarını kurban olacak sunacak erkek egemenliğine, tolumun kokuşmuş yapısına, din altında sömürülen kadın bedenine tepki olarak kendi trajedisini yaratarak kurban edecek, önce çocuklarını, sonra kendisini...

    Anadolu kadınının bin yıllık sessiz çığlığını göklere ulaştıracak olan bir kurban töreni ile sonlandıracak Zehra....


    Oyunun inceleme kısmı sona erdi biraz dini nikah, kumalık üzerine konuşalım.

    Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesinde öğretim üyesi olan ve hain bir bombalı paketle öldürülen alanında kadınların öncülüğünü yapan Cumhuriyet kadını Bahriye Üçok'un imam nikahı hakkında dediklerine bakalım:

    "İslam hukukuna göre evlenme, yakın kan hısımlığı bulunmayan iki ayrı cins arasında ve iki erkek ya da bir erkek iki kadın tanık önünde yapılan bir akittir ve hiçbir dini yanı yoktur."

    "İslâm'da nikah sırasında bir imamın bulundurulması, dua okuması, nikahı imamın aktetmesi gibi bir yöntem de mevcut değildir."
    (Atatürk'ün İzinde Bir Arpa Boyu kitabı sayfa 258)

    Sonradan çoğalan bu geleneğe Onur Ünlü'de yönetmenliğini yaptığı "İtirazım Var" filminde değiniyor: İmam rolünde olan Serdar Keskin kızının ona seni ev arkadaşımla tanıştıracam demesi üzerine tamam yarın getir tanışalım der ertesi gün kızı yanında bir erkekle gelir İmam tepki gösterecekken kız "ama baba bız imam nikahı kıydık bile der" bu söz üzerine baba şunları söyleyecektir. "

    -İmam nikahıymış..
    İmam nikahını ne sanıyorsunuz siz
    İmam nikahının hiçbir hükmü yoktur
    İmam nikahı size nefsinize uyma hakkı vermez
    İmam nikahıymış. So... İmam nikahınıza"

    Bir süre geçer İmam ilk kez rakı içer sarhoşken kızının kapısına dayanır ve bu konu ile ilgili son olarak şunu der:

    Evliliğin şartı basit
    İcap-kabul
    Benimle evlenir misin? Diye sorasın
    Evet der bitti.
    İmam nikahıymış falanmış fasa fiso...

    Çok guzel bir filmdir izleyin https://youtu.be/4uKqi1m22TU


    Neslin korunması gibi İslam'ın üstün tuttuğu değerler sebebiyle bir kadının birden çok erkekle aynı zamanda evlenemesine izin verilmemiştir. Ama yüce bir varlık olan Erkek için dört bir sınırdır Nisa suresi 3. Ayet ve Peygamber'e isnat edilen dörtten fazla hanımı olanlar dörtten fazlasını boşamasını emrettiğine dair rivayetler (Beyhakî, VII, 184 İbn Mace, Nikah) sebebiyle çok eşliliğin dört kadınla sınırlandırılması kabul görmüştür.

    İslam hukukuna göre evliliklerin yasal olduğu ülkelerde mesela Suriye'de aile defterinin ilk sayfasında koca yer alır sonraki sayfalarda 1.Karısı, 2.Karısı, 3.Karısı, 4.Karısı sayfaları ve ondan sonra onbeş yirmi çocuğu sıralayacak kadar boş sayfalar yer alır. Bu ayrıntıları oyunda ana temamız olan "Kumalık" üzerine değindik diye veriyorum.

    Siz hiç 28 yaşında torun sahibi olan bir kadın gördünüz mü? Kendisi 14 yaşında çocuk doğuran ve doğurduğu kız çocuğunun da 14 yaşında çocuk doğurması ile torun sahibi olan bir kadın.

    Bu coğrafyada sessiz çığlığa mahkum olan kadınlar yanlarında erkek varken çok nadir konuşur. Dini bir gelenek adı altında ergenlik dönemi başlangıcından itibaren evlendirilen kız çocuklarının Gülsüm'lerin sesini pek duymayız. Güngör Dilmen Gülsüm'ü bu yüzden konuşturmaz çünkü ona söz hakkı hiçbir zaman tanınmamıştır. Reşit olmadığından cinsel ilişkinin tecavüz sayılacağı için vereceği polis ifadesinde hep kendi rizamla birlikte oldum dedirtilen kişidir Gülsüm. Çünkü biliyor ki namus belası peşini bırakmayacak önce eşinin ailesi ilk ters hareketinde onu kurban edecek, o olmazsa bile ailesinin yanına döndüğü vakit namus davası diye iade edilecektir. Çünkü bedeli alınmıştır bu çocuk kadınların, ya da reşit kadınların, bedeli bir avuç para, birkaç eşya, birkaç arazi. Genç, taze ve bakire olarak nitelendirilen kadının kişiliği, duygu ve düşünceleri önemli değildir. Hepsi erkek evinde öğrenilir yeter ki o kadın bakire olsun geri kalan her şey örtülür. Sapkın zihniyeti öğretile gelen bir gelenek olarak sanan anneler de kabullenip hayatlarını bu bağlamda devam ettirmektedir. Kızlarının bir çeyiz parçası olarak sunulmasını kendi annelerinden öğrenmişlerdir. Onlarda torunlarına öğretisinler diye kızlarına öğreteceklerdir.

    Zorda kalan kadınların çaresizliğini kullanıp imam nikahı ile eşlerinin üstüne kuma alan erkekler, kadın bedenini istismar eden "vatandaşlarımız" Türk anayasasını unuttu, İşimize geldiği vakit dinin nimetlerini kullanır, işimize geldiği vakit zorda kalan kadına adaletle yaklaşma duygusu ile onu sahipleniriz. Kadın bedeninin istismarının din, dil, ırk ayrımı yok...

    Kadınların prangaları söküp atmaları için kendilerinden başka kimseye ihtiyaçları yok en temel sorundan en büyük soruna kadar kendileri bilir sorunlarını ve kendileri bilmeli nasıl dindirmek zorunda oldukları o bin yıllık sessiz çığlıklarını.
  • İnsan ölüm duyurularındaki gibi olsaydı, gerçekten tam anlamıyla kusursuz bir varlık halinde ortaya çıkardı. Duyurularda sadece eşsiz babalar, sadık kocalar, herkese örnek çocuklar, asla kendini düşünmemiş özverili anneler, herkesin yasını tuttuğu büyük babalar .Aziz Franziskus’un yanında nobran bir bencil gibi kaldığı işadamları, her yerinden iyilik akan generaller, insan sever savcılar, nerdeyse azizlik aşaması, na erişecek silah fabrikatörleri vardır. Kısacası ölüm duyurularına inanacak olursak dünya kanatsız meleklerle kaplıymış gibi görünür. Hayatta gerçek saflığıyla pek seyrek ortaya çıkan sevgi, ölümde her köşeden ışıldamaya ve en bol keseden ortaya dökülmeye başlar. Ortalıkta birinci sınıf erdemler, gönülden yakınlıklar, derin dindarlıklar, özveriler kaynaşır. Uğranılan kayıp giderilmez niteliktedir; üzüntüden boyunları bükülmüştür; rahmetli asla unutulmayacaktır. Bunları okumak övünç veriyor ve insan böylesine yüce duygulara sahip bir ırkın evladı olmaktan gurur duyuyor.