Ama yarın dediğimiz şey ısrarla yüründüğünde illaki varılacak ferah bir düzlük değilmiş. Yaşamak, ağzında tuttuğu kendi kuyruğunun peşinde koşan bir köpek olmakmış. Zaten dünya da yuvarlakmış, başladığı yere dönmek eşyanın tabiatıymış.
“Tıpkı aynı anda basılan iki müzik notasının müziği ileri götürmesi gibi, düşüncelerimizdeki, fikirlerimizdeki ve değerlerimizdeki uyumsuzluk bizi araştırmaya, eleştirmeye ve yeniden değerlendirmeye mecbur eder. Tutarlılık durgun zihinlerin oyun alanıdır.”
YENİ DİNLERİN Afganistan mağaraları ya da Ortadoğu medresele-rinden doğması pek mümkün görünmüyor. Yeni dinler araştırma la-boratuvarlarında büyüyüp serpilecekler. Sosyalizm nasıl buhardan ve elektrikten müteşekkil bir kurtuluş vaadiyle dünyayı ele geçir-diyse, tekno-dinler de algoritmalara ve genlere dayalı bir kurtuluş vaadiyle dünyayı fethedebilir.
Radikal İslam ve fanatik Hıristiyanlık üzerinde dönen tüm tar-tışmalara rağmen, dini açıdan dünyadaki en ilgi çekici yer IŞİD'in kontrol ettiği bölgeler ya da ABD'nin İncil Kuşağı olarak adlandı-rılan muhafazakar güneyi değil, Silikon Vadisi'dir. Yüksek teknoloji gurularının teknoloji odaklı, tanrısız bu yeni cesur dini işte burada mayalıyorlar. Mutluluk, barış, refah, hatta ebedi yaşam gibi kadim sözleri, ilahi varlıklar değil teknoloji aracılığıyla sunuyorlar. Üstelik tüm bunları ölümden sonra yerine bu dünyada vaat ediyorlar.
Yeni tekno-dinler temelde ikiye ayırılabilir. Tekno-hümanizm ve veri dini. Veri dini insanların kozmik görevlerini tamamladığını ve artık meşaleyi yeni oluşumlara devretmesi gerektiğini öne sürer. Veri dininin hayallerini ve korkularınıysa bir sonraki bölümde tartışaca-ğız. Bu bölüm, insanı hâlâ yaratılışın zirvesi olarak gören ve pek çok geleneksel hümanist değere bağlılığını koruyan tekno-hümanizmin nispeten muhafazakar öğretilerine odaklanacak. Tekno-hümanizm
“Bir yere uygun olman, oraya ait olduğun anlamına gelmez.”
Sadece şekli şemali tutuyor diye birini ya da bir şeyi, hayatındaki bir boşluğa tam istediğin gibi yerleştirebilirsin. Hatta o kıvrımlara ne de güzel uydu, oraya ne de çok yakıştı diye sevinebilirsin de. Ancak dışarıdan bakınca sergilenen o kusursuz uyum, içerideki o olmamışlığı örtmeye yetmez. Bir yuvanın şeklini almak seni oranın parçası yapmaz; sadece o boşluğun yeni bir kabuğu olursun. Ne kadar tam görünürsen görün, hikayesi sana ait olmayan o oyukta hep eğreti kalırsın. Çünkü bilirsin ki; bir yere uygun olman, oraya ait olduğun anlamına gelmez.
Güzün bozkırda yel esince böyle yuvarlanıp giden bazı kuru otlara step koşucusu derlermiş, öyle mi?
- Sizin ne dediğinizi bilmiyorum ama onlar şimdi zıplaya zıplaya yuvarlanırken tohumlarını da saçıp gidiyorlar. Evet, işte böyle her fırsattan faydalanarak tohumlarımızı dağıtma yollarını da bulduktan sonra dünyamıza yayılabilir, dağılabilirdik artık.