(...) ZİHNİM O KİŞİYİ ARADI VE YANILMIYORSAM BULDU:
Boyu, boyum kadar. İnceliği, yâni vücutça, inceliğim kadar. Benim kadar esmer. Kafatası yapısı benimki gibi. Mimikleri ve konuşurken jestleri de öyle. Sesi benimkine benzeyen, ama geldiği yörenin tonları ve aksanıyla konuşan, sanatkâr mizaçlı ve yazan biri. Şiirleri ve düz yazıları var. Bir benzerlik daha: Adeta tabiî bir enerjiyle değil, bir sinir enerjisiyle deviniyor. Kıpırdıyor. Huzursuz. Daima terliyor gibi. İşte buradan itibaren Üstad'ın çizdiği insan. Ve en belirgin özelliği, Üstad'ı âdeta delicesine okumuş olması. Bense, Üstad'tan topu topu kırk-elli şiir okudum. Bir-iki piyesinin dışında sonuna kadar bitirdiğim kitabı olmadı. Hemen hemen benim yaşımdaki o delikanlıyı, 1970 veya 1971 yılında tanıdım. Üstad'ın cümleleri ile konuşuyordu. Yazılarında tıpa tıp onun üslûbu vardı. Bu üslûba bakarak yazdıklarını Üstad'ın sanmak bile mümkündü.
Onu bu derece benimseyip, bir buhran ânında onun kapısına gidip, "beni öldürdün!" diyecek tanıdığım TEK İNSAN olsa olsa buydu. Doğru söylemiştir bir anlamda, eğer bu anlattığım insan söylemişse. Kendinde Üstad'tan başka bir şey kalmamıştı. Demek günün birinde habersiz faile hesap sormaya gitti. Necip Fazıl'ın, insanları, şiirleri ve yazılarıyla nasıl etkilediğini bilenler, bu "ekstrem-aşırı" örneği çok iyi anlayacaklardır.
Cahit Zarifoğlu'nun, bir yandan ademe mahkûm etme ve diğer yandan çekinme arası bir boşlukta "olsa olsa budur!" diye bahsettiği ve aklınca töhmet altında bıraktığı zât, yani ben, anlatılanları, onların ruhunun kokusunu bile alamayacakları fikrî-ruhi ispatlarımda delil olarak kullandım!..
Sayfa 404 - Ağustos 1994, O AKSİYON ADAMIYDI, Vâridât: Üstadım’ın Vefatı, İbda Yay.