Offf :)
… “Bundan böyle kalbindekinden başka hiçbir sese kulak asma! Ağaç yaprağıyla güzeldir. Günün birinde her fani gibi yaşlanacaksın. Bu ay yüzün kırışacak, bedenin buruşacak ve hâlin azalacak. Bu doğal değişimi sakın ha düşmanın sanma. Bilakis yüzünde beliren her çizginin ardından Allah'a şükret. Çünkü o çizgilerin her biri yaşadığın, yaşayacağın iyi ve kötü günlerin karışımından doğan bir iz olacaktır. Aynaya bakınca hatıralarını, tecrübelerini ve mazideki hislerini izleyebileceksin bu sayede. Günün birinde çocuklarına hatta torunlarına anlatacağın nice anıyı o kırışıklıkların arasından birer kitap misali çekip çıkaracak ve sayfa sayfa okuyacaksın. Asıl mühim olan, içini neyle doldurduğundur. Ruhunu, şu etrafımızı saran uçsuz bucaksız topraklar gibi düşün. Her bir karışını değerlendir. Ek ve biç. Rüzgâr esse de, kar yağsa da, zelzele olsa da istikrarı sürdür. Zaman denen yolda kayıp düşsen de kaderine teslim olma. Ayağa kalk ve yürümeye devam et! Oku, keşfet ve düşün... Unutma dışımız kabuk, içimiz özdür. Bize öz lazım. İnancını, dilini ve yurdunu her şeyin önünde tut."
Sayfa 71·Kitabı okudu
Alıntı
BİR ZAMANLAR VE ŞİMDİ Bir zamanlar, halkının en âdi çobanından en mükellef fikir adamına kadar, topyekûn, başındaki idareye muhalif olduğu bir memleket vardı ve orası Türkiyeydi. Şimdi, eski muhaliflerin iş başına gelip, muvafakat mefhumunu kendilerinden başka herkese unutturduğu bir memleket vardır ve orası Türkiyedir. Bir zamanlar, tamamen muhalif halkına rağmen daima başta kalabilmek ve millî iradeyi temsilen millî iradeyi tepelemek gibi muhali gerçekleştirmiş bir memleket vardı ve orası Türkiyeydi. Şimdi, kendisini “oy” diye bir şeye inandırdıkları gün başına bir yenisini getirmiş ve onun 4 yıllık işlerinden inkisara batmışken yine onu seçmekten başka bir çare bulamamış bir memleket vardır ve orası Türkiyedir. Bir zamanlar, ana (faktör)leri din ve kök düşmanlığından ibaret bir hizbin saltanat sürdüğü ve buna rağmen karşılarında muvazaalı bir muhalefet teşekkülüne mâni olamadığı bir memleket vardı ve orası Türkiyeydi. Şimdi, yeni gelenlerin, aynı kaynağa daha fazla dost olmadığı halde, eskilerin muhalefet ve yenilerin muvafakat numarası yapabildiği bir memleket vardır ve orası Türkiyedir. Bir zamanlar, 20 küsur milyonluk nüfusunun maddesindeki ve ruhundaki zelzele yüzünden her taşı fıkırdayan, fakat Çankaya Sarayının camları ve kulak zarı bile ihtizaz etmeyen bir memleket vardı ve orası Türkiyeydi. Şimdi aynı zelzeleler içinde bütün ruhların ve camların hassasiyetsiz kaldığı bir memleket vardır ve orası Türkiyedir. Bir zamanlar, zulüm kanunlarının üstüste çıkarılıp kullanılmadığı bir memleket vardı ve orası Türkiyeydi. Şimdi hürriyet düsturunun mahyalaştırılıp da kanunlaştırılmadığı ve eski zulüm kanunlarının yerli yerinde kaldığı bir memleket vardır ve orası Türkiye’dir. Bir zamanlar, paranın değersiz ve eşyanın yok olduğu bir memleket vardı ve orası
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Yerin dibinde bazı infilâkât (patlamalar) ve imtizâcâtın (uyuşmaların) neticesi olarak hâsıl olan zelzele ve tahzîzatın, dağların zuhûru ile sükûnet bulduğu ve yine zemînin hiddet ve gadabı, dağların menfezleri ile teneffüs ederek sükûnet bulduğu beyân ediliyor.
Sayfa 382 - Yaylacık Matbaası 1984 Baskısı·Kitabı okuyor
İstanbul'da tifüs, memlekette zelzele, dışarıda harp, ben sana aşığım.
Amiral Sir Henry Woods anlatıyor:
“…Sadrâzam ve nâzırlar tebriklerini arz etmiş, en kıdemli vezîrlere sıra gelmişti ki, ortadaki muazzam âvîzenin zangırdadığını duydum. Baktım, dîğer âvîzeler de sallanıyordu. Büyük âvîzeden büyük bir parça kopmuştu, teşrîfât-ı umûmiyye nâzırı Vezîr Münir Paşa’nın tepesine düşmek üzere idi. Zemînin, ayağımın altında gidip geldiğini hissettim. Japonya’da ve Güney Amerika’da pek çok zelzele görmüştüm. Zelzele olduğunu hemen anladım. Sıvalar düşmeye ve pencere camları çatlamaya başladı. O anda büyük panik oldu. Sivil ve asker, Dolmabahçe Camii avlusuna açılan pencerelere koşup oradan dışarıya atlamak istiyorlar, tavanın başlarına yıkılacağından korkuyorlardı. Heyecanını gizleyen ve îtidâlini kaybetmeyen tek şahıs, II. Abdülhamîd idi. Yaşlı hâriciye nâzırı Saîd Paşa ile birkaç kişi, padişaha, salonu terk etmesi için yalvarıyorlardı. II. Abdülhamîd, kulak asmadı. Tahttan kalktı. Hünkâr başimâmını çağırdı. Duâ etmesini emretti. İmâmın dâvûdî sesiyle yaptığı duâyı hiç unutamayacağım, tüylerim diken diken oldu. Duâ bitti ve zelzele de bitti. Padişah, muâyedenin devamını irâde etti. Hiçbir şey olmamış gibi tebrikleri kabûle devâm ediyordu. Ama kısa fâsılalarla yer sarsıntısı devam ediyordu ve herkesin korkudan benzi solmuştu. Tavana yakın husûsî bölmelerdeki elçiler, korkudan ne yapacaklarını şaşırmışlar ve paniğe kapılmışlardı.”
Tarih
İstanbul'da tifüs,memlekette zelzele,dışarıda harp, ben sana aşığım...