Milyonlarca halk bedenen, ruhen, fikren ve ahlaken çürüyor da, hiç kimse bu kokuşmuşluğu görmüyor. Herkesin karakteri bozulmuş veya herkes bu yozlaşmışlığa alışmış da bunu doğal bir durum sanıyor sanki.
Hepsi pek ala! Ama bir aynaya yansıyan şafak gibi, o ruhunu gösteren parlak gözleri nasıl unutmalı? Neşe sabahı olan gülümseyişini, mutluluk göğünde doğmuş birbirine eş iki yıldız olan gözlerini yitirdikten sonra, güneşin doğuşunda ve yıldızlarda bir güzellik, bir tat bulabileceğini düşünemiyordu. Kendisine onsuz gök, yer, bütün evren boş, anlamsız ve belki ışıksız görünüyordu.
Ozanlar benden, -erkek- kahramanın karşısında diz çöküp merhamet dilenen bir kadın olarak bahsetti hep; ilaç katarmışım tatlı şaraplarına, büyüleyip domuza çevirirmişim hızlı giden gemilerin tayfasını, babaevini unutturur, sılaya kavuşmalarına müsaade etmezmişim. Ne demeli, kadınlara haddini bildirmek ozanların en sevdiği vakit geçirme biçimidir; yerlerde sürünüp ağlamazsak gerçek bir hikaye olmazmış gibi.