İttihat ve Terakkiyle gelen zulüm yağmurlarından ıslananların en başında otuz üç yıllık iktidarda kalan Abdülhamid Han olmuştu. Padişah tahtan indirilerek Selanik de panjurları bile kapalı bir köşke kapattılar. Oysa daha isyanın başında Ulu Hakanın baş tüfekçisi Arnavut Halil Bey, üzerlerine doğru gelen Hareket Ordusunu bastırmak için padisaha az mı dil dökmüstü, Ya Tahir Paşa...
"Şevketlüm, bu gelenler derme çatma çapulcu güruhundan ibarettir ve 'Padişah kurtarmaya gidiyoruz!" diye kandırılmışlardır. İzin ver onları saray kuvvetlerinin en küçük birliğiyle karşılayıp darmadağın edeyim ve zincire vurup huzuruna getireyim."
Ne çare ki kardeş kanı dökülmemesinde kararlı olan merhametli zât-ı şahaneye bir türlü söz geçirememişlerdi.
"Hayır, Paşa ben nefsim için tek damla Müslüman kanının akmasına razı değilim."
Ulu Hakan, şefkatle doluydu; karşısındakiler ise kinle... O, acımayı seçmişti; onlar savaşmayı. O, aftan yana tercihini kullandı; onlar kahırdan. O, niyetinde halisti; onlar ise ikiyüzlü ve sahtekar...
Yüzyıldan fazladır hastalığı iyice ağırlaşan bir devleti otuz üç yıl boyunca ayakta tutmayı başaran Ulu Hakan'a acımamışlardı. Sadece ona değil koca bir imparatorluğu da un ufak etmişlerdi. Dünyaya sığmayan ela gözlü sultanı tek başına bir odaya hapsettiler. Saray ise çok geçmeden yağmalandı. Yağmalanan sadece mücevherler değildi tabi. Göz kamaştırıcı avizeler, gümüş şamdanlar, ceviz ve maun ağacından imal edilmiş koltuklar, çatal kaşık koleksiyonları, porselen tabaklar, kristal bardaklar, oyma işlemeli kapılar, altın vazolar, biblolar, en nadide perdeler, en değerli tablolar, en pahalı halılar hatta yastık yorganlara kadar çalınmadık bir şey kalmamıştı.
Talan edilen koca imparatorluğun yanında bunlar devede kulak bile değildi.
Ve bir gün konuşma fırsatı bulduğu
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Bu devirde, alışılageldik düzen sık sık, yeni yararlar sağlamak için olduğu kadar, eski kötülükleri yeniden canlandırmak için de bozuluyor. Dinin canlandırılması adıyla bugünlerde öne sürülen şey, dar ve eğitilmemiş kafalarda her zaman yobazlığın da bir o kadar canlandırılması anlamına gelmiştir; bir halkta, bu ülkede her zaman orta sınıflarda görülen hoş görüsüzlüğün güçlü ve daimi mayası varsa, zulüm görmeyi hak ettiğini hep düşündükleri insanlara etkin olarak zulmetmeye başlamaları için çok ufak bir kışkırtma yeterli olur. Bu ülkeyi, zihinsel özgürlüklerin yeri olmaktan alıkoyan şey budur, insanların, onların önemli buldu
ğu görüşleri reddedenler hakkındaki görüşleri ve besledikleri duygulardır. Uzun bir süreden beri, yasal cezaların başlıca kötülüğü, toplumsal damgayı güçlendirmesidir. Gerçekten etkili olan bu damgadır ve öyle etkilidir ki,
Sık sık gazete sütunlarında "poliste dayak" serlevhası altında bir hadise ile karşılaşırız. Bu bazen bir hırsız, bazen bir katil, bazen bir fikir adamı oluyor. Cürmün hacmi ne olursa olsun, üzerinde duracağımız şey bir insanın dövülmesidir. Mekteplerde dayak yasaktır diye terbiye sistemlerinin ortaya attığı nazariyeleri [teorileri] kanunlarımıza geçirdiğimiz bir devirde mektepte tek tük dayak hadisesi gördük mü hepimiz sinirleniyoruz. Fakat polis karakollarında ağzından kan gelinceye kadar dövülen insanlar için hiç de asabi değiliz. Dövülen adamın bir hırsız olması onu bu dayağa müstahak kılmaz. Hırsız dahi olsa, her şeyden evvel insandır. Kanunu, bilhassa devlet otoritesini temsil eden polis dairesinde bir insanın dövülmesi iptidailiğin [ilkelliğin] en bayağı şeklidir. Evvela bu maznun [zanlı] hâkim karşısına çıkmamış, cürüm sabit olmamıştır. Cürüm sabit olduğu zaman mahkemeler ve kanunlar var. İnsanların keyfi arzulariyle mücrimi dövmek salahiyeti yoktur. Zulmette [karanlıkta] kalan bir hakikatı meydana çıkarmak için zulüm etmek, insanın tırnaklarını sökmek meydana çıkan hakikatın bile yüzünü kızartır. Kabul ediyorum, mücrim inkâr ediyor, söyletmek polisin vazifesi. Fakat bunu ancak zekâ silahını kullanarak yapabilir, yoksa devlet otoritesinin eline verdiği nüfuzu, dipçiği, kamçıyı maznunun omuzlarında parçalamak, belki de neticede masum çıkacak bir insana engizisyon mezalimini andıran işkenceler tatbik etmek, hangi kanun, hangi rejim ve hangi insanlığa sığar?
Komünistlerin mahkemelerinde de görmüştük. Hepsi poliste dövüldüklerinden şikâyet ettiler. Bunlar hırsız değil, cani de değildiler... Bir fikrin arkasında koşan, bir hak için çarpışan insanlardı. Bu adamların siyasi hareketleri bugünkü rejime uymayabilir. Haklarında tatbikat yapacak mahkemeler ve kanunlar da