Bu sefer seve seve değil de sarsıla sarsıla okuduğum bir kitapla geldim. Han Kang’ın Vejetaryen romanı alışılmışın dışında sınırları zorlayan, rahatsız edici ama aynı zamanda kendini okutan bir eser olmuş. Sosyal medyada sürekli karşıma çıkınca, kitapçıda görür görmez aldım (reklam = 1, ben = 0 )
Bir kadının, kanlı gördüğü rüyalardan sonra et yemeyi bırakmasıyla başlayan hikâyesi; aile ilişkilerinden kimliğe, toplumsal baskılardan bedensel dönüşüme uzanan çok katmanlı bir anlatı sunuyor bize. Kitap üç bölümden oluşuyor ve her bölümde değişen bakış açıları, aynı hikâyeye farklı yerlerden bakmamızı sağlıyor.
Özellikle ablanın gözünden aktarılan bölüm, romanın en insani ve hüzünlü kısmı bence. Ablanın çaresizliği, toplumsal rollerin yükü ve kardeşine duyduğu kırılgan şefkat okurken çok dokundu.
Eniştenin bakış açısı ise kitabın en mide bulandıran bölümüydü. Onun sanatsal takıntıları ve baldızına bakışındaki sömürücü tavır, rahatsız edici olmayı fazlasıyla başarıyor. Bu, bir yandan romanın cesur yanını ortaya çıkarıyor; öte yandan okurda “okumaya devam etsem mi?” sorusunu da doğuruyor.
Kitabın bazı yönleri de beni rahatsız etti. Özellikle kurgunun zayıflığı en büyük eksilerden biriydi. Karakterin psikolojisine daha fazla odaklanılmasını isterdim. Olaylar birbirini sürüklüyor gibi görünse de zaman zaman dağınık bir izlenim bırakıyor. Yazarın dili güçlü olabilir ama romanın yapısı aynı sağlamlıkta değil bence.
“Okuru rahatsız eden” yazarları okumayı seviyorsanız ve psikolojik derinlikleri olan kitaplardan hoşlanıyorsanız kefiyle öneririm
Ama “akıcı ve keyifli” bir kurgu arayanlara göre değil bence
1960’lı yıllarda kadının sadece evde oturup çocuk doğurması ve yemek yapması beklenirken, kimyager Elizabeth Zott sadece kadın değil aynı zamanda bir ‘bilim insanı’ olduğunu tüm dünyaya anlatmaya çalışır. İş arkadaşı Nobel adayı ünlü kimyager Calvin Evans ile yolları kesiştiğinde ise Calvin’in onu takdir etmesi ve diğer erkeklerin aksine desteklemesi ile iş arkadaşlıkları ilişkiye dönüşür. Topluma rağmen evlenmeden birlikte yaşamaya başlarlar. Herkes Calvin’in evlenmek istemediğini düşünür ancak teklifi kabul etmeyen aslında Elizabeth’dir. Elizabeth çalışmalarının bir erkeğin gölgesinde kalmasını istemez ve evlilikten çok kariyerine odaklanır. Ancak hayatın Elizabeth için çok daha farklı bir planı var.
Hiç beklemediği anda hiç beklemediği bir şekilde hayatı değişen Elizabeth kendini bir anda bekar bir anne ve televizyon programcısı olarak bulur. Yemek yapmanın bir kimya olduğuna inanan Elizabeth, programında yapımcısının istediği seksi kıyafetler yerine önlüğünü giyerek kadınlara hem yemek yapmanın inceliklerini hem de hayat dersi anlatmaya başlar. Birçok kadını cesaretlendirerek kadınların kendi hayalleri ve hedefleri peşinde koşmalarını destekler. Fakat Elizabeth herkesi mutlu edemez. Çünkü o, kadınlara sadece yemek yapmayı değil, statükoyu değiştirmek için ne yapmaları gerektiğini de öğretmektedir.
Bir mücadelenin, direnişin öyküsü. Bir kadının, annenin öyküsü. Bir bilim insanının öyküsü. Senin, benim, onun ve bütün kadınların öyküsü. Herkese ve her şeye rağmen var olmaya çalışan tüm kadınlara, sevgiyle..
“Kendinizden şüphe etmeye başladığınız zaman, korktuğunuz zaman şunu hatırlayın. Değişimin temeli cesarettir ve kimyasal tasarımımızda değişmek var. Bu yüzden yarın uyandığınızda kendinize söz verin. Kendinizi tutmak yok. Neyi başarıp başaramayacağınız konusunda