Çocukluğun Soğuk Geceleri
Bu kitap bir “çocukluk anlatısı” gibi başlar ama aslında bir parçalanma günlüğüdür. Aile, toplum, beden… hepsi dar gelir anlatıcıya. Cümleler kısa ama etkisi uzun sürer. Soğukluk sadece gecelerde değil, insan ilişkilerinde.
Burada en çarpıcı şey şu: Acı dramatize edilmez, sade bırakılır. Ve o sadelik daha çok yakar.
Puanım: 9
Çünkü çok gerçek. Fazla süs yok, kaçış yok.
Yaşamın Ucuna Yolculuk
Bu kitap bir yolculuk ama dışarıya değil, zihnin uçurumlarına doğru. Franz Kafka, Cesare Pavese ve Italo Svevo izleriyle ilerler. Ama aslında Özlü’nün kendi iç haritasıdır.
Yaşamakla ölmek arasında gidip gelen bir bilinç… ve o arada sıkışmışlık hissi. Okurken insanın içi daralır ama bırakamaz.
Puanım: 10
En yoğun, en sarsıcı metni.
Eski Bahçe Eski Sevgi
Diğerlerine göre daha “yumuşak” gibi görünür ama bu bir yanılsama. İçinde yine yalnızlık, yabancılık ve kırılmış bağlar vardır. Daha parçalı, daha anımsal bir yapı…
Sanki geçmişe bakarken bile tam temas yoktur. Hep bir mesafe, hep bir eksiklik.
Puanım: 8
Daha sakin ama daha da içten içe kemiren bir kitap.
Tezer Özlü’nün dünyasında mutluluk bir durak değil, kısa bir yanılgı gibi. Karakterler “iyileşmez”, sadece farkındalıkları artar. Ve bu bazen daha ağır gelir.
Onu okurken ister istemez Emil Cioran’a kaydı zihnim Hayatı bu kadar keskin kavrayan birinin, sonunda her şeyi unutarak gitmesi gibi; Özlü’nün metinlerinde de bir tür kaçınılmaz silinme hissi var.
Sanki her şey yaşanıyor… ama sonunda hiçbir şey kalmıyor.
Edebiyatımızda "gamlı prenses" olarak bilenen dertli yazarımız Tezer Özlü. Bu yazar ile yıllardır severek takip ettiğim Oğuz Aktürk sayesinde tanıştım. Onun, Tezer Özlü okuma rehberi videosundan yararlanarak ilk önce Çocukluğun Soğuk Geceleri kitabını ardından da Yaşamın Ucuna Yolculuk kitabını okudum.
Tezer Özlü 1943 - 1986 yılları arasında yaşamış, Türkiye de daha sonra birçok ülkeyi gezerek anlam arayışında bulunan bir yazar olmuştur. Yaşadığı dönem gereği soğuk savaşın Türkiye de beliren etkilerini kitaplarına yansıtmıştır. Çocukluğun Soğuk Geceleri kitabında
"Eisenhower bir melek. Cumhurbaşkanı olunca:
Amerika kardeş! Amerika kardeş! diye el ele tutuşup zıplıyoruz." (syf:21)
alıntısını bahsettiğim duruma örnek gösterebilirim.
Yaşamın Ucuna Yolculuk kitabını okurken açıkçası çok zorlandım. Kısa bir kitap olabilir fakat her cümlesi, her kelimesi; yüzlerce anlama, düşünceye, fikre şahitlik edebilir. Zihnin derinliklerinde yeni ufaklar açan yazılar yazmış Özlü. Bu sebeple kitabı okurken kesinlikle zorlanmalıyız. Çünkü yazar bizlere yapabilirsin! başarabilirsin! mutluluk vardır. huzur elbet bulunur. hayat çok güzel kuşlar uçuyor gibi bir şey asla vaat etmiyor. Özlü yaşamayı değil yaşamın ötesindeki metafiziği sorguluyor. Anlam ararken kendi anlamsızlığını fark ediyor. Kendisiyle yüzleşiyor. Çocukluğun soğuk gecelerindeki yalnızlığını anımsayıp ülke ülke gezerek çare arıyor bu duruma. Birden fazla kez evleniyor fakat içindeki çatışmalar neticesinde bu evlilikleri sonlandırıyor.
Tezer Özlü bu kitapta kendine örnek aldığı ve edebiyat gelişimine büyük katkı sağlayan 3 yazarı ziyaret ediyor. Franz Kafka için Pragtaki mezarına gidiyor. Svevo için Triesta'ya, Cesare Pavese için de Torino'ya gidiyor. Bu yazarlar arasında en çok üzerinde durulması gereken kişi Pavese oluyor bence. Çünkü kitap boyunca Özlü, bu yazarın
Bu kısa eseriyle Tezer Özlü’nün müthiş depresif satırları arasında ikinci kez aklımı yitirme noktasına geldim. Daha önce Yaşamın Ucuna Yolculuk adlı eserinde ölüm kavramını iliklerime kadar hissetmiştim. Yine aynı hissiyatı yaşadım. Sebebini bilmem ama yazarın iç dünyasını kendiminkine aşırı derecede yakın buluyorum. Eminim bundan sonra okuyacağım eserleri de beni aynı derecede tesiri altına alacaktır. Yine de uyarı geçmekte fayda var; bu denli depresif bir iç dünyayı kaldıramayacaksanız bu satırlarla hiç karşılaşmayın!
Ben entelektüel bir adam değilim kimse kusura bakmasın. Kitap Tezer Özlü'nün ölümünden sonra dergilerde yayımlanan veya yayımlanmayan diyeyim, düz yazılarından oluşmaktadır. Düz yazı olarak yazıldığı için ben de düz şekilde okudum. Evet etkileyici mi etkileyici. Dur biraz sanki kitabı kötü bakış açısı ile eleştiriyor gibiyim lakin öyle bir durum yok. Her neyse benim yazılar ile sorunum yok. Benim takıldığım mesele batıllaşma sevdası. Çoğu entelektüel şimdi bana karşı çıkıp farkı at gözlüklerini kullandıkları için ezberlenmiş ifadeleri kullanarak Hayır öyle demek istemedi, burada ironi geçilmiş. Vs. şeklinde açıklama yapmazlar umarım. Herhangi bir zamanda gene az gelişmiş Türkiye'yi duyduklarında aslında birçoğundan daha gelişmiş olan bu insanları düşünecekler ve bir şey onlara derin bir acı verecek. Çocuklukları gibi, İkinci Dünya Savaşı gibi. şimdi burada Türkiye'ye karşı övgü var değil mi! Sanki 2. Dünya Savaşında olmayarak olağanüstü bir duruş sergilemiş ve Almanlar bizi kıskanıyor, efendim Türkiye'nin az gelişme nedeni budur. Ülkeye çok sevilen batıl devletler ve eyaletler ambargo uygulayıp zamanın gücü yetmeyen insanlarına kölelik için onları zehirleyip sonra şifası bizde diyerek kendine bağımlı etmiştir. Her neyse nereden geldim buraya. Kitap üzerine konuşacak olursak. Bireysel çatışmanın ve toplumu yadırgamının lirik bir anlatım biçimi ile meydana gelmiş dışa vyrulmuş hali. Tezer Özlü'nün bence Çocukluğun Soğuk Geceleri ile Yaşamın Ucuna Yolculuk kitabını okuduktan sonra bu kitabı okumak daha iyi olacaktır. Bu arada kitabı kötülemiyoum sadece Avrupa güzelleştirmesi hoşuma gitmedi o yüzden.
Merhabalar merhabalar,
Bugün huzurlu mutsuzluğun kitabı ÇİÇEKLENMELERİ konuşacağız. Ne güzel isim değil mi? Baş karakterimizin bir yas sonra çiçeklenişinin hikayesini okuyoruz. Deli dolu olmadığı ama asla huzursuz da olmayan bir evlilik sonrası çok sevdiği eşini kaybetmiş yasla başa çıkışını okuyoruz kitap boyu. Orhan Türkan'ın ilk aşkı. Ergemlikte tutuldu uzaktan uzaktan sevdiği sonra kaybettiğini sandığı ancak en sonunda Orhan'ın 2 karısı olma lütfuna erişen ve bununla yetinen biri Türkan. Yıllar boyu o evlilikte ne yaşandı bilinmez ama birbiriyle paylaştıkları anlar aslında bir çok evlilikten daha güzel. Tutkulu evliliklerde genelde kavga gürültü de çok oluyor. Bunlarınki öyle değil, sessiz ama tutkulu da olmayan hayat arkadaşı olmayı bilmiş ama sevdalısı olmayı becerememiş bir insan Orhan. Türkan bu evliliğe neden evet dedi onu biliyoruz da Orhan nerde karar verdi Türkan'ı istemeye orası biraz meçhul.
Ağır akan ama sıkmayan bir kitap. İnce kitap diye elinize almayın öyle tek günde okunacak bir şey değil. Ama haftalarca da sürünmez elinizde. Yaşamın Ucuna Yolculuk kitabını da ince diye elime almıştım mesela. Ama 1 ay falan sürdü okumam. Bu ondan iyiydi yine de.
İncelemeyi yazarken fark ettim de baya az şey söylüyor aslında bize. Bu kadar kısa bir öykü olmayıp roman olup öncesini sonrasını bize daha detaylı anlatabilirdi. Çünkü bilmediğimiz çok şey var hala. Aslında bu yazarın bir eksiğidir. Karakterler detaylı çizilmemiş hikayede.
Cennette Gibiyim hala aklımda bu kadar tazeyken teyze var teyze var demeden edemedim. Türkan da benzer şekilde annesi ölüp de teyzeye kalan bir kız ama bu teyze ona araba kullanmayı da öğretmiş, lise sonrası mezuna kalıp tekrar hazırlanmasına da izin vermiş. Hatta uzaktan uzağa Orhan'a aşık olduğunun bile farkında. Kendi çocuğuna değil de yiğenine bu kadar
Bu kitabıyla Tezer Özlü, Kafka’nın, Svevo’nun, Pavese’nin şehirlerini dolaşırken aslında kendi karanlığını, yalnızlığını ve yaralarını anlatıyor bizlere…
Ben okurken onunla birlikte o sokaklarda yürüdüm, o acıyı hissettim; sanki kendi içimde de başka kapılar açıldı ardı ardına…
Kesinlikle Özlü’nün cümleleri kısa ama çok ağır.
İnsan ruhunun en kırılgan, en çıplak hâline dokunuyor.
Bu yüzden bitirdiğimde bir gezi kitabı okumuş gibi değil, kendi ruhumun ucuna gitmişim gibi hissettim.
Bence bu kitap, “yaşamak” dediğimiz şeyin aslında ne kadar acı ve ne kadar derin olduğunu hatırlatıyordu bizlere…
Alıntılarıyla görüşmek üzere… sevgiyle kalın
Tezer ÖzlüYaşamın Ucuna Yolculuk