134. Ne zaman ki azap üzerlerine çöktü, "Ey Musâ, dediler, bizim için Rabbine dua et, sana olan sözü hürmetine, eğer bizden bu azabı sıyırırsan, yemin olsun ki sana kesinlikle inanırız ve İsrailoğullarını seninle beraber kesinlikle göndeririz."
135. Ne zaman ki ulaşacakları bir müddete kadar azâbı kendilerinden sıyırdık (yani bir süre kendilerinden azâbı giderdik) hemen yeminlerini bozdular.
136. Biz de ayetlerimizi yalanladıkları ve onlara kulak asmadıkları için, kendilerinden intikam aldık da hepsini denizde boğduk.
Peygamberimizin (s.a.s.) hadislerine baktığımızda konunun ciddiyeti daha da netleşir. Hz. Peygamberin (s.a.s.) bu konudaki bazı sözleri şöyledir:
"Emanete riayet etmeyenin imanı yoktur: ahde vefa göstermeyenin ise dini yoktur."
(İbn Hanbel, III, 134)
"Bana kendi adınıza altı şeyin güvencesini verin, ben de size cennetin güvencesini vereyim: Konuştuğunuzda doğru söyleyin, söz verdiğinizde sözünüzü tutun, size birşey emanet edildiğinde ona riayet edin, iffetinizi koruyun gözlerinizi (bakılması yasak olandan) sakının ve ellerinizi haramdan çekin. "
(Ibn Hanbel, V, 323)
Peygamberimizin (s.a.s.) bildirdiğine göre verdiği sözde durmak müminin, sözünde durmamak ise münafığın alametidir.
"Arkadaş! Şu müşevveş eserlerim ile büyük bir şeyin etrafını kazıyorum. Amma bilmiyorum keşfedebildim mi? Veyahut sonra inkişaf edecektir. Veyahut bilâhare zuhur edecek. Keşfine yol açıp gösteriyorum.
"
Risale-i Nur - Mesnevi-i Nuriye / s.134
Nihayet Roma'da, Kartaca'yı mağlup ederek, Africanus Minor ünvanını almış olan Scipio Aemilianus 134 de Consul seçilmiş ve İspanya valiliği kendisine verilmiştir.
"Mevcut din eğitiminin temel öncelikleri çoğu zaman mevcut din anlayışının misyonerliğini yapmak üzerine bina edilmiştir. Bu bakımdan din eğitiminin amacı da mevcut dinî düzeni korumakla sınırlı addedilmektedir. Bu bakış, değerin kendisinden ziyade onu elinde tutan paydaşların korunup kollanmasına evrilmiştir. Çünkü belli bir düşünce yapısına sahip insanların eğitim anlayışı bu düşünce yapısıyla uyumlu olmalıdır. Aksi durumda düşüncenin kendini sürdürülebilir kılması imkânsız hâle gelir. Oysa geleceğin din eğitimi, politik ve toplumsal statükoyu beslemekle değil, onu yenilemekle mükelleftir. Bu uğurda içine doğduğu toplumun sahip olduğu her şeyi kutsayan robotlar değil, her şeyin daha iyisinin, daha yenisinin, daha faydalısının mümkün olduğunu düşünen nesiller inşa etmelidir. Daha doğrusu inşa etmemeli, kendini inşa etmesi için ona olanak ve tercih alanı oluşturmalıdır. Bir başka deyişle din eğitimi, bireyin çok yönlü gelişiminin önünü açmalıdır. Bunun için de çocukların ilgi, alaka ve yeteneklerini; öğreticinin ilgi, alaka ve yeteneklerine kurban etme alışkanlığından feragat etmelidir."s.134