BAKARA SÛRESİ 156.ÂYET
Doğrusu biz Allah'a aidiz ve sonunda yine O'na döneceğiz.
İFK HADİSESİ (Hz. Aişe Anlatıyor)
Allah (ﷻ) şöyle buyurdu: 🌷 İçinizden (harcama ile) fazilet ve servet sahibi olanların akrabaya, yoksul (miskinlere) ve Allah yolunda hicret eden (muhacirlere, mallarından) bir şey vermeyeceklerine dair yemin etmesi (gerekmez). Affederek (terk etsinler) ve kusurlarını görmezlikten gelsinler. Allah'ın sizi bağışlamasını istemez misiniz? Allah (kusurları) çok bağışlayan ve (Tevbe eden kimseye) merhametli olandır. Sebeb-i Nüzul: Hz. Ebubekir’in “Aişe konusunda söze dalan akrabaya, (teyzesinin oğlu, miskin ve muhacir) Mistah ve ashabına asla infakta bulunmayacağım” şeklinde yemin etmesi üzerine Nur suresi 22. Ayet nazil oldu. Bunun üzerine Hz. Ebubekir “Evet, ya Rabbi! isterim” dedi. Bu ayetin ardından akrabasına ikram ve ihsanda bulundu. Ardından Aişe ve Safvan konusunda söze dalan Abdullah ibn Übeyy ve ashabı hakkında Nur Suresi 23. Ayet nazil oldu. (İbn Abbas - Nur 22. Ayet) 🌷 O namuslu (hür), bir şeyden (zinadan) habersiz (iffetli), mümin kadınlara (Tevhid ehli Aişe’ye) zina iftirası atanlar, bu dünyada da (celde cezası ile) ahirette de (cehennem azabı ile) lânetlenmişlerdir. Onlar için büyük (dünyada olandan daha şiddetli) bir azap vardır. Sebeb-i Nüzul: Ben habersiz iken bana iftira atılmış ve daha sonra bu bana ulaşmıştı. Şöyle ki: Rasulullah (sav) benim yanımda oturmakta iken birden ona vahiy geldi. Ona vahiy geldiği zaman onu uyuklama hali gibi bir hal kaplardı. Benim yanımda otururken vahiy geldikten sonra yüzünü silerek doğrulup oturdu ve “Ey Aişe müjdeler olsun” buyurdu. Ben de “Allaha hamd olsun, sana değil” dedim. Bunun üzerine Peygamber (sav), Nur Suresi 23-26. Ayetlerini okudu. (Ahmed bin Hanbel, el-Müsned, XLI, 245 (24720, Şuayb el-Arnaut); İbn Hibban, es-Sahih, XVI, 21 (7102); Taberani, el-Mucemül Kebir, XXIII, 121 (156); İbn Cerir et-Taberi, Camiul
Edebiyat
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
🌙 GÜNÜN ESMÂSI — el-Vâsi' 🕋 Arapça: اَلْوَاسِعُ Okunuşu: Yâ Vâsi' 📿 Anlamı: Rahmeti her şeyi kuşatan, ilmi sınırsız, ihsânı dar olmayan, mağfireti bütün kullarına yetebilecek genişlikte olan; lutfunun nihâyeti bulunmayan, hiçbir kuluna kapısı kapalı olmayan. ✨ Tasavvufî bâtını: Vâsi' ismi, Hakk Teâlâ'nın hiçbir sıfatının dar olmadığını beyân eder. Rahmeti dar değildir; "Rahmetim her şeyi kuşatmıştır" (A'râf 156) buyurur. İlmi dar değildir; göklerin ve yerin bütün sırlarını içine alır. Mağfireti dar değildir; en büyük günâhı bile, samîmî tevbe ile gelen kuluna karşı kuşatır. Rızkı dar değildir; bir karıncayı da bir sultanı da besler. İmâm Gazâlî kuddise sirruh, Vâsi' ismini "ilminde, kudretinde, rahmetinde, hilminde ve ihsânında sonsuz genişlik sahibi" olarak beyân eder. Asıl darlık kulun kendi kalbindedir; Vâsi' ismine yönelen kul, Hakk'tan değil kendinden gelen darlıkları görmeye başlar. Mevlânâ kuddise sirruh buyurur: "Hakk'ın denizi geniştir; senin testin küçük." Kul bu hakîkati anladığında, daralan dünyâsında bir genişliğe ulaşır. 🌿 Bu esmâya devâm edende açılanlar: Kalbi genişler; daralan göğsü ferahlar. Rızkına bereket iner; az gördüğü malı çok eder. İlmi artar, fehmi açılır, hâdiselerin ardındaki hikmetleri görmeye başlar. Sıkıntılı meselelerinde umulmadık çözümler önüne serilir. Hatâlarından döndüğünde Hakk'ın mağfiretinin genişliğini fehmeder; ümitsizliği gider. Çevresindeki insanlara karşı da hoşgörüsü genişler; insanların kusurlarını örtmeyi öğrenir. Kalbi dar olanlara karşı sabırlı, gönlü kırık olanlara karşı şefkatli hâle gelir. En mühimi, kendi nefsine de daracık bir kalbur tutmayı bırakır; Hakk'ın affının genişliğine sığınarak yaşamayı öğrenir.
#𝙎𝘼𝙁𝙁𝘼𝙏_𝙎𝙐𝙍𝙀𝙎𝙄̇_𝙏𝙀𝙁𝙎𝙄̇𝙍☝️ 📗Müşrikler önceleri şöyle deyip duruyorlardı: 167 “Öncekilerin kitapları gibi bizim de elimizde bir kitap olsaydı” 168 “Hiç şüphesiz biz de, Allah’ın ihlâsa erdirdiği kullarından olurduk.” 169 Ne var ki, kendilerine Kur’an gelince onu inkâr ettiler. Fakat inkârlarının cezasız kalmayacağını yakında görecekler. 170 #Tefsir: 📖 📖 Resûlullah (s.a.s.)’in bi’setinden önce müşrikler, Ehl-i kitaba nazaran dini hususlardaki bilgisizlikleri sebebiyle ayıplandıklarında, bir bahane olarak “Bize de Allah’ın emir ve yasaklarını açıklayan bir peygamber, bir kitap gelseydi, biz de inanır ve ihlaslı kullar olurduk” gibi temennîlerde bulunurlardı. (bk En‘âm 6/156-157; Fâtır 35/42) Ancak bunlar samimiyetten uzak temennîlerdi. Çünkü Allah Teâlâ onlara Peygamberler Şâhı’nı ve kitapların en mükemmelini gönderdiği halde onları inkâr ettiler. Elbette böyle büyük bir nimete nankörlüğün cezası da ağır olacak ve başlarına neyin geleceğini yakında bileceklerdir.
وَاكْتُبْ لَنَا ف۪ي هٰذِهِ الدُّنْيَا حَسَنَةً وَفِي الْاٰخِرَةِ اِنَّا هُدْنَٓا اِلَيْكَۜ قَالَ عَذَاب۪ٓي اُص۪يبُ بِه۪ مَنْ اَشَٓاءُۚ وَرَحْمَت۪ي وَسِعَتْ كُلَّ شَيْءٍۜ فَسَاَكْتُبُهَا لِلَّذ۪ينَ يَتَّقُونَ وَيُؤْتُونَ الزَّكٰوةَ وَالَّذ۪ينَ هُمْ بِاٰيَاتِنَا يُؤْمِنُونَۚ ✨“Bizim için bu dünyada da bir iyilik yaz, ahirette de. Çünkü biz sana varan doğru yola yöneldik.” Allah, şöyle dedi: “Azabım var ya, dilediğim kimseyi ona uğratırım. Rahmetim ise her şeyi kapsamıştır. Onu, bana karşı gelmekten sakınanlara, zekâtı verenlere ve âyetlerimize inananlara yazacağım.”A'RAF 156
#𝙎𝘼𝙁𝙁𝘼𝙏_𝙎𝙐𝙍𝙀𝙎𝙄̇_𝙏𝙀𝙁𝙎𝙄̇𝙍☝️ 💥 Ne oluyor size? Ne biçim hüküm veriyorsunuz? 154 Hiç aklınızı başınıza alıp düşünmüyor musunuz? 155 Yoksa elinizde kesin bir deliliniz, bir dayanağınız mı var? 156 Eğer doğru söylüyorsanız, haydi getirin o kitabınızı! 157 #Tefsir: 📖 📖 Müşriklerin meleklerle alakalı bir takım yanlış inançları vardı. Meleklerin Allah’ın kızları olduğunu söylüyor ve onlara tapıyorlardı. Taptıkları heykeller, aslında bu gibi ruhî varlıkların sembolleri idi. Onların inançları şu açılardan yanlıştı: › Çocuk edinmekten pak ve uzak olan Allah’a çocuk isnat ediyor, böylece Allah’ı cismanî bir varlık olarak düşünüyorlardı. Çünkü çocuk edinmek ancak cismanî varlıklara has bir durumdur. › Melekler sadece Allah’ın emirlerini yerine getiren, erkeklik ve dişilikleri olmayan nuranî varlıklar iken, onların dişi ve Allah’ın kızları olduğunu söylüyorlardı. Böylece de melekleri aşağılamış oluyorlardı. › Kendileri kız çocuklarına sahip olmaktan hoşlanmazken, hatta diri diri toprağa gömecek kadar onlardan nefret ederken, tutup bunları Allah’a nispet etmeleri, Cenâb-ı Hakk’a en büyük bir saygısızlıktı. Bir bakıma kendilerini –hâşâ- Allah’tan daha üstün bir seviyede görüyorlardı. Böyle düşünmelerinin ne aklî bir tutarlılığı ne de naklî bir delili vardı. Dolayısıyla bu âyetlerde onların bu yanlış inançları gerçekten son derece sert bir üslupla reddedilmektedir. Müşriklerin sahip oldukları bir başka yanlış inanç da şuydu: