Cermenler ya da Germenler; bugünkü İngilizlerin, Fransızların, Hollandalıların, Belçikalıların, Almanların, Avusturyalıların, Çeklerin, bir kısım İsviçrelilerin ve İskandinav ülkeleri halklarının atalarıdırlar. Anavatanları, kesin olmasa da, Kuzey Avrupa ve Güney İskandinavya olarak bilinir. Cermenler, Antik Roma İmparatorluğu’nun “yıkılmasında” önemli bir rol oynamışlardır ama, aynı zamanda onun kendileriyle birlikte dönüşerek Ortaçağ’da da “devam etmesini” sağladıkları düşünülebilir. Bir bakıma, Roma İmparatorluğu ile bugünkü Avrupa arasındaki idarî ve kültürel halkayı teşkil ederler (Nasıl ki Türkler Anadolu’yu fethettiklerinde Bizans, yani Roma kültürünün ve devlet yapılanmasının bazı özelliklerini sahiplenip geleceğe aktardılar ve ayrıca kendilerine de “Roma İmparatoru” dediler…).
Sarışın olan Cermenler, tek bir halk ya da kabile değiller. Romalılardan bize kalan bir âdetle, birbirinden farklı çok sayıda kavmin ortak adına “Cermen” diyoruz. Kazak, Azerî, Özbek, vb. kavimlere genel olarak “Türk” dendiği gibi… (Onlar kendilerine böyle bir ad takmamışlardı. Üstelik birbirleriyle de sıklıkla savaşıyorlar, bir birlik duygusundan yoksun bulunuyorlardı. Ancak bir araya toplanıp, aynı “tanrıya” inanıp tek bir kavim hâline geldikleri de oluyordu). Antik dönemdeki Cermenler ile ilgili kısıtlı bilgilerimizin çoğunu Romalı yazarlara borçluyuz. Özellikle de Jül Sezar ve Tacitus’un yazdıklarına… Hâl böyle olunca Cermen kavimlerinin tarihini, Romalıların, onların önyargılarını da yansıtan gözlüklerinden görüyoruz. Romalıların da Cermenleri nasıl gördükleri malûm. Zamanında Çinliler, Orta Asya’daki komşuları olan göçebe Türk kavimlerini nasıl gördülerse, muhtemelen aynen öyle: Barbar, saldırgan, çabuk öfkelenen, onuruna ve kavgaya düşkün, kadınları bile şavaşkan, kabileler