Tarımın ne kadar değerli ve ne kadar stratejik bir sek­tör olduğunu bizden başka herkes biliyor. Dünyanın bütün gelişmiş ülkeleri tarımı birinci sıraya yerleştiriyor. Çünkü içtiğimiz sigaradan kahveye, yediğimiz ekmekten peynire ve ete her şey tarım demek. Maslow ihtiyaçlar hiyerarşisinin en tepesinde. Ve sen bunu elinin tersiyle itiyorsun. Senin bu tavrın diğerlerinin de fazlasıyla işine geliyor. Onlara muh­taçsın çünkü. İstedikleri gibi at koşturabiliyorlar çünkü. So­mali'yi, Sudan'ı, Mozambik'i, Uganda'yı da bu şekilde dize getirdiler çünkü. Hollanda'ya bakıyorsun Konya Ovası kadar toprağıyla hem kendine yetiyor hem de 160 milyar dolarlık tarım ihra­catı yapıyor. Türkiye'ye bakıyorsun Hollanda'nın 12 katı bü­yüklüğünde toprağıyla sadece 16 milyar dolar ihracat yapıp kendi ihtiyacını da ithal ediyor.
Seçme Kelimeler Listem
Mahut (sf 16) : “Bilinen, adı geçen, sözü geçen veya bahsi geçen” Arapça kökenlidir. Atalet (sf 19) : “Tembellik, işsizlik, işlemezlik veya eylemsizlik” Arapça kökenlidir. Vakar (sf 22) : “Ağırbaşlılık, ciddiyet, onur ve haysiyetini koruma, temkinli ve olgun duruş sergileme” Arapça kökenlidir. Kalantor (sf 22) : Genellikle zengin, varlıklı, sözü geçen, gösterişli ve hatırlı (nüfuzlu) erkekler için kullanılan bir ifadedir. İtalyanca kökenlidir. Tanzim (sf 27) : “Düzenleme, sıraya koyma, düzene sokma, yoluna koyma, ayarlama” Arapça kökenlidir. İmbik (sf 30) : “Damıtma şişesi” Arapça kökenlidir. Azamet (sf 32) : “Aşırı derecede büyük olma, muazzam olma, yücelik” Arapça kökenlidir. Muhayyile (sf 32) : “Hayal etme yeteneği, fantezi” Arapça kökenlidir. Allâme (sf 32) : “Çok bilen, çok alim, en alim” Arapça kökenlidir. Müspet (sf 33) : “Kanıtlanmış, kesin” Arapça kökenlidir. Umumiyet (sf 36) : “Genellik, bütünlük” Arapça “umûm” (genel) kelimesinden türemiştir. Sebatkâr (sf 36) : “Kararlı, azimli kimse” Farsça kökenlidir. Hercai (sf 36) : “Değişken, kararsız” Farsça kökenlidir. Vodvil (sf 37) : “Eğlenceli, hafif komedi türü” Fransızca kökenlidir. Köhne (sf 37) : “Eski, yıpranmış” Farsça kökenlidir.
Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okudu
Alıntı
Reklam
16 DİZE
Küfür diyorum bir saldırmama eylemidir. İnsan süsüdür günah. Gömmeden önce biraz gezdirin beni.
Sayfa 87 - YKY·Kitabı okudu
Şiir
16 Kasım 1912, Gece Hitap: Ruhumun Ruhu, Nurumun Nuru Zehra Hanım'a. Hayallerimde bile sana söyleyemediğim şeyleri yazacağım şimdi, Siz yerine Sen demek gibi. Oysa bu kadar dökülüp saçılmak, bu kadar açılmak için ancak ölüme yakıtı olmak lâzımdır. Bu kadar cesur olmak için de kavuşma ümidinin kalmaması. Ben işte bu haldeyim. Çatalca'dayız ve yol yorgunu baskına uğrayan Alâiye Redif Taburu'nun yerine, İleri Tabya savunmasına girmek için emir aldık. Ama ben sana sadece senden bahsedebilirim. Sen güzelliğinin her şeyi fethettiği zamanlardasın ve ben hangi yanıma değsen o yandan ağrıyorum. Güzellikten doğan aşka yaslanarak her şeyi unutmak, senden gayrini geride bırakmak isterdim. Fakat ne mümkün! Ne zaman unutur gibi olsam olmuyor. Unutmak istediğim şeyin tam ortasındayım. Bir acıya tahammül edebilmek ancak ondan daha büyük bir acıyla yüz yüze gelmekle mümkün olabilirmiş, anladım. Şimdi, bir dağın diline emanet ettiğimde bile ölü harfler, yanık kelimeler doğuran bu seyrüseferi, altında ezildiğim her şeyi, bu acıyı unutabilmek için bir diğer acımı diriltmeye uğraşıyorum. Seııi unutmak için yaşadıklarımı, yaşadığım şeyi unutmak için de seni hatırlıyorum. Ama mümkün değil, hiçbirini unutamıyorum. Ruhun kaldırabildiği acıyı bazen beden reddeder, çünkü kaldıramaz. O zaman bedeni daha derin bir acıyla susturmak gerekir. Aşkın acısından kaçarak sığınılacak en uygun yer ancak bir savaş olabilir. Ruhumun acısını ancak bedenimin acısı dindirebilir. Aşkımı acıya döndürebilirsem ancak dayanabilirim.
Gizlenen bir şairin ilk kitabı
Elbette biliyordum, biyografilerinden, Yaşar Kemal'in ilkgençliğinde şiirler yazdığını... Hem, Toroslar'da âşıklık yapan, ağıt ve destan toplayan bu genç, tutabilir miydi içinde biriken şiiri? Haydi bütün bunlardan habersizdik, diyelim, okurken öykülerini, romanlarını, bir yerde durup, kim "düpedüz şiir bunlar" dememiştir ki? Gene de Yaşar Kemal, bu kitabı oluşturan dosyayı önüme ilk koyduğunda, itiraf etmeliyim, böylesini beklemiyordum: Öyle, şiirde de kendini denemiş bir kurmaca yazarıyla değil, katıksız bir şairle karşı karşıyaydım... Dosyanın başındaki (şimdi de bu kitabın başında!) "Irgatlık Anıları" konusunda ikircikliydi Yaşar Kemal, daha önce okuttuklarının "Bunlar şiir!" demesine karşın, soruyordu gene, bir kez daha: "Şiir mi bunlar?" Okur okumaz yanıtım hazırdı: "Şiir!"... Neden olmasındı ki? Şiir çoktandır, manzumenin dize-uyak-ayak sarmalından çıkmamış mıydı? Aloysius Bertrand, Baudelaire, Lautreamont, Rimbaud çoktan belirlemişti "düzyazı"nın da şiiri olduğunu... 15-16 yaşlarındaki Yaşar Kemal ne bilsin bunları? O, çalışmak isteyip işsiz kalan Kemal Sadık'ın hüznünü, direncini, umudunu, dile getiriyor... Bir metnin şiir olabilmesi için şiir diye düşünülüp yazılması şart diyenler, bir kez daha durup düşünmeli derim ben...
Sayfa 7·Kitabı okudu
Reklam
Reklam