Elbette biliyordum, biyografilerinden, Yaşar Kemal'in ilkgençliğinde şiirler yazdığını... Hem, Toroslar'da âşıklık yapan, ağıt ve destan toplayan bu genç, tutabilir miydi içinde biriken şiiri? Haydi bütün bunlardan habersizdik, diyelim, okurken öykülerini, romanlarını, bir yerde durup, kim "düpedüz şiir bunlar" dememiştir ki? Gene de Yaşar Kemal, bu kitabı oluşturan dosyayı önüme ilk koyduğunda, itiraf etmeliyim, böylesini beklemiyordum: Öyle, şiirde de kendini denemiş bir kurmaca yazarıyla değil, katıksız bir şairle karşı karşıyaydım... Dosyanın başındaki (şimdi de bu kitabın başında!) "Irgatlık Anıları" konusunda ikircikliydi Yaşar Kemal, daha önce okuttuklarının "Bunlar şiir!" demesine karşın, soruyordu gene, bir kez daha: "Şiir mi bunlar?" Okur okumaz yanıtım hazırdı: "Şiir!"... Neden olmasındı ki? Şiir çoktandır, manzumenin dize-uyak-ayak sarmalından çıkmamış mıydı? Aloysius Bertrand, Baudelaire, Lautreamont, Rimbaud çoktan belirlemişti "düzyazı"nın da şiiri olduğunu... 15-16 yaşlarındaki Yaşar Kemal ne bilsin bunları? O, çalışmak isteyip işsiz kalan Kemal Sadık'ın hüznünü, direncini, umudunu, dile getiriyor... Bir metnin şiir olabilmesi için şiir diye düşünülüp yazılması şart diyenler, bir kez daha durup düşünmeli derim ben...