Paratonerin öyküsünü özellikle aktarmak istiyoruz; çünkü bu öykü, din-bilim karşıtlığının en trajik örneklerinden biridir. 1732'de(*)Benjamin Franklin, insanları yıldırımdan korumak amacıyla paratoneri bulduğunda, Kilise'nin yıldırımlarıyla karşı karşıya kalıyordu. Tanrının cezasın dan kaçınma girişimi olarak nitelenen çiçek aşısı gibi paratoner de şiddetli tepkilerle karşılaşıyordu. "Paratoner yıldırımdan korunmak içindi. Peki yıldırım neydi? Şuydu: "Rab göklerde gürledi ve yüce olan ses verdi, dolu bir ateş közleri... Ve oklarını salıp onları dağıtı, çok şimşekler de salıp onları bozgun etti.' (Mezmurlar, 18, 13, 14) Ne var ki, her ne hikmetse Rabbin bu yıldırımları hep yüksek yapılara ve bu arada kiliselerin çan kulelerine musallat oluyordu. Asimov'un verdiği rakamlara göre 18. yy. Almanya'sında 33 yıllık bir dönemde en az 400 kilisenin çan kulesine yıldırım düşmüştü, Üstelik büyük fırtınalarda Tanrının gazabından korunmak için kilise çanlarının çalınması gelenek olduğundan, çançalıcılar bayağı tehlikeli durumlarda kalıyorlardı; nitekim bu 33 yıllık dönemde 120 kişi çan çalarken yıldırım çarpması sonucunda ölmüştü. Bütün bunlara rağmen paratoner, bağnaz din adamlarının büyük direnişiyle karşılaştı. Yıldırım, Tanrı'nın gazabını simgelediğine göre ondan korunmaya çalışmak, dinsizliğin ta kendisiydi. Hele kiliselere paratoner koymak, olacak iş değildi. Paratonerin bulunmasından üç yıl sonra 1965'te(*) 1 Kasım Azizler Yortusu gününde, bütün kiliselerin tıklım tıklım dolu olduğu bir sırada gelen Büyük Lizbon depreminde 30 bin kişi öldü. Bu deprem ve aynı yıllarda en çok paratoner dikilen kent olan Boston dolaylarındakı depremler bağnaz din adamlarınca Tanrının paratoner yüzünden insanlara yönelen gazabı olarak nitelendi. Ne var ki düşen yıldırımların yol açtığı yıkımlar
(*) 1952'de ve 1755'te olmalı. Herhalde basım hatası.