10/10
·112 syf.··
Beğendi
·
2026 53. kitabı
#HüseyinRahmiGürpınar toplumun töresel inanışlarını, aile içinde yaşanan anlaşmazlıkları, körü körüne bağlanılan batıl inanışları, kadın-erkek ilişkilerini ve toplumsal eşitsizliği kendine has mizahi ile anlatan, anlatırken de halkın özgün konuşma biçimini değiştirmeden kullanan Türk edebiyatın değerli yazarlarından biridir. 1924 yılında kaleme aldığı #EfsuncuBaba eserinde de yazar üzerinde sık sık durduğu konuyu yani batıl inancı ve hurafeleri ele almıştır. Kendi inancına göre hareket eden ve hurafelerin peşinden giden Ebulfazl Enveri Efendi define bulmak isterken Agop ve Kirkor adında iki Ermeni ile karşılaşır. Bu iki kurnazın aradığı melekler olduğuna inanır ve onları evine davet eder. Enveri efendinin anlattıklarından etkilenen kurnazlar ona Efsuncu Baba diye hitap ederler ve böylece bu üçü arasındaki komik define avı başlamış olur... 1950 yılında Yeşilçam'ın unutulmazından Nubar Terziyan'ın ilk rol aldığı film olan bir de sinema uyarlaması mevcuttur. Aklınızda olsun...
Efsuncu BabaHüseyin Rahmi Gürpınar · İthaki Yayınları · 202110,9bin okunma
Puan vermedi·400 syf.··
Beğendi
·
2026 32. kitabı
Franz Kafka’nın Milena Jesenská’ya yazdığı mektuplar, dünya edebiyatının en sarsıcı, en savunmasız ve en derin aşk belgelerinden biridir. Sadece bir yazarın tutkulu bir kadına duyduğu hisleri değil; bir insanın kendi varoluşuyla, korkularıyla ve dünyayla kurduğu sancılı ilişkiyi gözler önüne serer. Milena’ya Mektuplar, geleneksel bir aşk mektubu koleksiyonundan ziyade, iki zihnin birbirine dokunma çabasıdır. Kafka, satırlarında kendini bir "yazar" kimliğinden tamamen sıyırır. Burada gördüğümüz kişi; bürokrasinin ve hastalıkların pençesinde, dünyada kendine yer bulmakta zorlanan, sürekli tedirgin ama aynı zamanda ruhunun derinliklerine bakmaktan korkmayan o meşhur "Kafkaesk" adamın en çıplak halidir. Kafka için mektuplar, bir araç olmanın ötesinde, Milena'ya ulaşmanın tek güvenli yoludur. Fiziksel gerçeklik (buluşmalar, sesler), Kafka’nın zihnindeki o "ideal" Milena imgesiyle çelişme korkusu yaratır. Bu yüzden mektuplarda duyulan tutku, buluşmaların getirdiği hayal kırıklığıyla sürekli bir çatışma halindedir. Milena'nın yaşam enerjisine, özgür ruhuna ve cesaretine hayrandır. Kendi iç dünyasındaki karanlık ile Milena’nın ışığı arasında bir köprü kurmaya çalışır ama bu köprünün ayakları her zaman kendi "yetersizlik" hissi üzerine kuruludur. Mektuplar, Kafka’nın yazma eylemini bir varoluş savaşı olarak kullandığını gösterir. Kelimeler bazen Milena'yı kucaklamak için yetersiz kalır, bazen ise onun ruhuna açılan tek kapı olur. Bu eser, "sevmenin ne demek olduğuna dair" cesur bir derstir. İnsan bir başkasını severken nasıl kendi parçalarına ayrılır, nasıl hem sonsuz bir özgürlük hem de mutlak bir bağımlılık hisseder; Kafka bu soruların cevabını kağıdın üzerine damlayan birer kan gibi bırakır. Milena, Kafka için sadece bir sevgili değil; aynı zamanda Kafka’nın kendi
Milena'ya MektuplarFranz Kafka · Can Yayınları · 202365,8bin okunma
Reklam
10/10
·192 syf.··
Beğendi
·
2026 134. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 19 Mayıs 2026 00:00
"NÂZIM HİKMET VE TİYATROSU" "Suçlular suçlarıyla doğmazlar. Onları içinde bulundukları sosyal çevre eğitir." Bazı kitaplar yalnızca bir sanatçıyı anlatmaz; aynı zamanda sanatın, siyasetin ve tarihin birbirine nasıl dokunduğunu da gösterir. Nâzım Hikmet'in yakın dostu olan yazar, kendi tanıklıklarını arşiv belgeleriyle birleştirerek bizlere biyografik bir anlatı, dönemin kültürel atmosferini de tüm gerçekliğiyle hissettiriyor. Nâzım Hikmet denildiğinde akla ilk gelen şiirleridir. Kuvâyi Milliye, Memleketimden İnsan Manzaraları, Şeyh Bedreddin Destanı… Oysa büyük şairin yaşamında şiir kadar baskın bir başka tutku daha vardır: tiyatro. Ne var ki bu yönü, Türkiye’de uzun yıllar gölgede kalmış, neredeyse yalnızca şiirleriyle anılagelmiştir. Antonina Sverçevskaya, sıradan bir araştırmacı değil. Nâzım Hikmet’in yakın dostu ve alanının uzmanı bir Türkolog. Bu ikili yakınlık, kitabın en güçlü yanını oluşturuyor: Sverçevskaya, şaire dışarıdan bakan bir gözlemci değil; onun Moskova günlerine, tiyatro provalarına, dost sohbetlerine tanıklık etmiş biri. Dahası, anılarını yalnızca kişisel hafızasıyla sınırlı bırakmıyor; arşiv bilgileriyle pekiştirerek birinci elden anlatımla belgesel sağlamlığı birleştiriyor. Eserde, Şair’in Sovyetler Birliği’nde geçirdiği üç ayrı dönemi mercek altına alıyor: 1921-1924, 1925-1928 ve 1951’den 1963’teki ölümüne kadar. Bu yıllar, Nâzım’ın hayatının en az Türkiye’deki kadar çalkantılı, en az şiirleri kadar yoğun geçtiği dönemlerdir. Kitabın en dikkat çekici yanı, Nâzım’ın tiyatro çalışmalarına odaklanması. Sverçevskaya, şairin gençlik yıllarında KUTV’daki (Doğu Emekçileri Komünist Üniversitesi) ilk tiyatro denemelerinden başlıyor. Metla’nın (Moskova Devrim Tiyatrosu Türk Bölümü) kuruluş hikâyesini anlatıyor. Ardından yüzlerce kez sahnelenen
Edebiyat
Nazım Hikmet ve TiyatrosuAntonina Sverçevskaya · Cem Yayınevi · 20036 okunma
6/10
·352 syf.·
2026 141. kitabı
Gargat Ali Akbaş’ı Twitter’dan bilsem de kitabından haberdar değildim. Ne zaman ki Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’e hediye edilmesiyle sosyal medyada bir yaygara koptu, işte o merakla "Gargat"ı aldım. Kitap, 1918-1924 yıllarını mercek altına alıyor. Yaklaşık 400 sayfalık eserin en dikkat çekici yönü metodolojisi. Kitabın tamamı devlet arşivlerinden, yerli-yabancı birincil ve ikincil kaynaklardan, yapılan iktibaslardan oluşuyor. Vesikalar konuşuyor, yazarın kendi yorumu ise yok denecek kadar az, minimumda tutulmuş. Bu yoğun belge trafiği ve anlatının sürekli aynı döngü, aynı dönem etrafında dönüp durması okumayı ciddi anlamda zorlaştırıyor. Belli bir noktadan sonra okuru çok yoran bir yapıya bürünüyor. Asla öyle bir çırpıda okunup bitirilecek bir kitap değil. Ben de zamana yayarak, araya başka kitaplar alarak ancak bitirebildim. Özünde 400 sayfa civarı olan bu eser, yarattığı zihinsel döngü ve yoğun alıntı yüküyle beni adeta 1000 sayfalık bir kitap okumuşum gibi yordu. Dönem meraklılarının sabırla yaklaşması gereken bir çalışmaydı. Eserin edebi bir iddiadan ziyade tamamen bir arşiv taraması niteliği taşıması, onu alışılmış inceleme kitaplarından ayırıyor. Sayfalar boyu uzanan resmi yazışmalar, Türk Tarih Kurumu ve yerli-yabancı kaynakların iktibasları arasında yazarın sesini neredeyse hiç duymamak, bir süre sonra metni bir kitaptan ziyade bir evrak klasörüne dönüştürüyor. Bu durum kitabın nesnellik çabasına katkı sağlasa da okuma akıcılığını tamamen baltalayan en büyük etken haline gelmiş. Kitabın yarattığı zihinsel bariyer, ele aldığı konunun ağırlığından değil, metnin kendini tekrar eden ritminden kaynaklanıyor. Sürekli aynı tarihsel aralığın etrafında dönen iddialar ve birbirini kopyalayan alıntı silsilesi, satırlarda ilerlemeyi
GargatAli Akbaş · Fesder Yayıncılık · 20261 okunma
10/10
·360 syf.··
Beğendi
·
2026 178. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 16 Mayıs 2026 12:15
Mayıs 1921’de Molly Burkhart’ın kız kardeşi Anna Brown, bir cinayete kurban gidiyor. Bununla başlayan Osage cinayetlerinin ardı arkası kesilmiyor. Refah içinde fakat huzursuz yaşayan Osage yerlileri, kendilerinin hedef alındığını anlamaya başlıyor. Cinayetlerin çözülüp katilin yakalanması için pek çok detektif tutup avukatlarla görüşüyorlar. Ancak bir süre sonra hem tanıklar hem de soruşturmada çalışan yetkililer ya ölüyor ya da şahitliklerini geri çekiyor. “Sabırsız yerleşimciler, Osage’lerin bazılarını katletti, bazılarını kötürüm bıraktı, bazılarının kafa derilerini yüzdü. Bir Kızılderili İşleri ajanı, ‘Bu durumda şu soru akıllara geliyor: Bu insanların hangileri vahşi?’ demişti.” FBI’ın doğuşu Bu sırada 1924 yılında Soruşturma Bürosu Direktörlüğü görevine getirilen J. Edgar Hoover, kendi yöntemleriyle suçla mücadele etmeye başlıyor. Yeni bir ekip kuran Hoover, eskiden emrinde çalışan Teksas Korusucusu Tom White’ı Osage cinayetlerini çözümlemesi için ekibin başına getiriyor. Böylece Tom White, bu cinayetleri çözerken kayıtlı ve kayıtsız pek çok kişinin ölümünü ortaya çıkararak çoğu yetkilinin aslında görevini yapmadığını ve cinayetlerin üstünün kapatılması için uğraştığını keşfedecektir. “Dünyanın hiçbir yerinde devletler yıkılmaz; ta ki vatandaşlar ‘Mahkemeleriniz adalet dağıtmıyor’ demeye başlayıncaya kadar.” Belgelerle kanıtlanmış cinayet serisi Tarihi kurgu severlerin beğeneceğini düşündüğüm kitap aslında belgelerle kanıtlanmış bir cinayet serisini ortaya koyuyor. Gazeteci David Grann, işlenen her cinayeti detaylarıyla araştırmış hatta kişilerin fotoğraflarını da paylaşmış. Bu fotoğraflı anlatım, hikâyenin yaşanmış olması sebebiyle okuyanı daha da ürkütüyor. Diğer yandan cinayete kurban gidenlerin ailelerinin öykülerine de yer veriliyor. Özellikle Molly
Hayata Dair
Dolunay KatilleriDavid Grann · İthaki Yayınları · 2022168 okunma
9/10
·72 syf.·
2026 122. kitabı
Frenk Mukallitliği ve Şapka İskilipli Mehmed Âtıf Uzun zamandır okumak istediğim eserlerden biriydi. Aslında 15-20 sayfalık kısa bir risale olmasına rağmen yayınevi, başına İskilipli Mehmet Atıf Hoca’nın biyografisini eklediği için kitap 72 sayfaya ulaşmış. Açıkçası biyografi kısmının ana metinden çok daha uzun tutulmasını biraz abartılı buldum. Kitabı değerlendirirken önemli bir detayı da hatırlatmak gerekiyor: Şapka Kanunu 1925’in sonunda çıkıyor, bu eser ise 1924 yılında yazılıyor. Bu yüzden metni yalnızca “şapka meselesi” üzerinden okumak eksik kalır. Kitap daha geniş bir çerçevede, Müslümanın başka kavimlere benzeme meselesini hadisler üzerinden sorguluyor. Aslında metnin odağı doğrudan bir kıyafet tartışması değil. Batı dahil olmak üzere farklı toplumlara kültürel öykünme meselesini ele alıyor. Yazar, özellikle Batı medeniyetinin birçok şeyi İslam dünyasından aldığını ve asıl ihtiyaç duyan tarafın onlar olduğunu söylüyor. Kısa ama döneminin fikrî atmosferini anlamak adına okunabilir bir eserdi.
Din
Frenk Mukallitliği ve Şapkaİskilipli Mehmed Âtıf · İslami Medrese Yayınları · 2019290 okunma
Reklam
Reklam