Uruguay dört yıl sonra Hollanda olimpiyatlarında şampiyon oldu.
1924 Olimpiyatında futbolcuların yol paralarını ödeyebilmek için evini
ipotek ettiren yönetici Atilio Narancio şöyle dedi “Artık biz dünya haritasındaki
o küçük nokta değiliz. “
Cumhuriyet'in (demokrasinin) iki temel direği nedir, ulusal egemenlik ve özgürlük değil mi bir de Mustafa Kemal Paşa'nın bu konudaki sözlerine uzanalım isterseniz: "Millet hâkimiyetini almıştır ve isyan ederek almıştır. Alınmış olan hâkimiyet hiçbir suretle terk ve iade edilemez. Tevdi edilemez." (1922)
Ayrıca "Milli hâkimiyet öyle bir nurdur ki onun karşısında zincirler erir, taç ve tahtlar batar, mahvolur. Milletlerin esirliği üzerine kurulmuş müesseseler her tarafta yıkılmaya mahkûmdurlar." (1924)
Sayfa 77 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları. // 28.basım.
“Milli hâkimiyet öyle bir nurdur ki, onun karşısında zincirler erir, taç ve tahtlar batar, mahvolur. Milletlerin esirliği üzerine kurulmuş
müesseseler her tarafta yıkılmaya mahkûmdurlar.”
1924
Necit seyahatini birlikte yaptıkları, Teşkilat-ı Mahsusa'nın kurucularından Eşref Sencer Kuşçubaşı ile dönüş yolunda, el-Muazzam tren istasyonunda konaklıyorlar. Akılları Çanakkale'de, başbaşa kaldıklarında binbir tedirginlik içinde onu konuşuyorlar... Uzun bekleyişlerden sonra nihayet Enver Paşa'dan Kuşçubaşı'na Çanakkale Savaşı'nın kazanıldığına dair şifreli mesaj bu istasyonda iken geliyor ve hemen Akif'e de iletiliyor. Kuşçubaşı'nın hatıralarından aktarılan bilgilere göre;
"[Çanakkale zaferi haberi] heykelleşmiş duran Mehmet Akif'i birden coşturdu. Dostunun [Kuşçubaşı'nın] boynuna atıldı. O sakin, o gayrının heyecan ve feverandan ayaklanacağı hadiseler karşısında sükun ve vakarını bozmayan o tevekkül ve kadere rızanın nesli içinde örneği, (...) koca adam, şimdi başı Eşref Bey'in kendisi için vefa ve kadirşinaslık duygusu dolu omzunda, masum bir çocuk gibi hıçkıra hıçkıra, sarsıla sarsıla ağlıyordu. Bu gözyaşları Çanakkale'de Mehmetçiğin oluk gibi döktüğü kan kadar cömert ve temizdi (...).
(...) Çok az konuşan bu büyük şair şimdi bir çağlayan halinde idi. Benimle değil âdeta kendi kendisine konuşuyordu. (...) Akif o gece o neslin maddi mânevi terkibini gelecek nesillere anlatmadan canını almaması için Allah'a yalvardı. Hem nasıl yalvarış!... (...):
Ya Rabbi! Bana bu destanı bir aciz kulunun ifadesinin azamisi içinde yad edebilmemin saadetini ve imkânını bahşet. Bu ulvî vazifeyi bana nasip et, sonra emanetini al. Ya Rabbi! Bana bu lutfu çok görme. İn'âm ve ikramının nâmütenahi hazinesinden bu aciz kulunun şu duasını bârigâh-ı ulûhiyetinde kabul eyle...
(...) Sabahı böylece bulduk. Onu teskin etmek ne mümkündü ne de aklıma böyle bir müdahale geliyordu. Bu bir heyecan ve ilham manzarası idi ve ben onu görebilmiş olmakla mübahi mahdut fanilerden idim.
İçimizin boşluğunu doldurmaq, çatışmazlıqlarımızı tamamlamaq, mütləq və düzəlməz təkliyimizi həmyaşıdlarımızın tənhalığı ilə aradan qaldırmağa çalışmaq, tənhalığı tədricən artırmaq, taleyimizə dözmək üçün təsəlli deyilsə, nədir sevgi?