Hatta, hayatlarımızın anlamlılığı kendi ölümümüz ve kendi bakış açılarından hayatlarının anlamlı olduğunu düşünen dünyalıların ölümleri yüzünden şüpheli bir hale gelir.
Örneğin, kişinin hayatı, ailesi ve arkadaşlarıyla ilişkileri nedeniyle anlamlıysa, ölüm bu ilişkilerin devamına engel olarak anlamı da ortadan kaldırır. Benzer bir biçimde gençlere eğitim vermek, hastaları iyileştirmek, sanatsal açıdan yaratıcı olmak ya da bilimsel gelişmelere katkıda bulunmak gibi eylemler sonucu ortaya çıkan anlam, eylemleri gerçekleştiren kişiler öldükten sonra doğal olarak devam edemez. Kişinin hayatı boyunca yarattığı anlam bir süre hayatta kalanların hatıralarında ya da anlamın onlar üzerindeki etkisinde varlığını sürdürebilir. Fakat zaman içinde o insanlar da ölür, geriye kalan anlam giderek silikleşir ve sonunda yok olur. En geniş etki alanı olan dünyevi anlam bile nihayetinde yok olacaktır. Yaratıldıktan yok olana kadar geçen süre değişebilir fakat sonuç, en azından insanın bir gün nesli tükeneceği için, değişmez.
En azından bazı açılardan ölümün dünyevi anlamları artırdığı durumlar tabii ki vardır. Bunlar kişinin (kutsal) bir dava uğruna öldüğü ve hayatıyla ödediği bedelin davaya katkıda bulunduğu durumlardır. Köleliği kaldırmak için mücadele eden ve şehit olan John Brown idam edilmeden önce söylediği şu sözlerle bu değerlendirmeyi kendi ölümü için yapmış gibidir: "Asılmam her türlü eylemden daha kıymetlidir."2 Çok sayıda yoldaşının hayatını kurtarmak için kendini feda eden askerlerin de ölümleriyle hayatlarına anlam kazandırdıkları söylenebilir.
İlkin, sahiplenme fikrinin olumlu bir biçimde gerçekleştirilmesi daima imkânsızdır. Aslında hiçbir zaman bir şeye ya da kişiye sahip olunmaz; dolayısıyla sahiplenmenin olumsuz bir biçimde gerçekleştirilmesine çalışılır. Bir malın benim olduğunu olumlamanın en emin yolu, başkalarının onu kullanmasını engellemektir. Ayrıca erkeğe, başka kimseye ait olmamış bir şey kadar arzulanır bir şey yoktur. Bu durumda ele geçirme biricik ve mutlak bir olay gibi görünür.
Sayfa 191 - Koç Üniversitesi Yayınları·Kitabı okuyor
İnsanların iyi oluşlarıyla ilgili öz değerlendirmeleri bize yaşam kaliteleriyle ilgili güvenilir bir sonuç vermiyor çünkü bu öz değerlendirmeler varlıkları kanıtlanmış üç psikolojik olgudan etkileniyor.
Bunlardan ilki iyimsercilik yanlılığı ya da diğer adıyla Pollyannacılık. Örneğin, insanlardan ne kadar mutlu olduklarını değerlendirmeleri istendiğinde, yanıtları orantısız bir biçimde yelpazenin mutlu tarafında yer alıyor. Sadece küçük bir azınlık kendileri için "pek mutlu değil"2 değerlendirmesini yapıyorlar. İnsanlar diğer insanlara kıyasla iyi oluşlarını değerlendirdiklerinde, tipik olarak "en çok tecrübe edilen seviyenin" üstünde yer aldıkları yanıtını veriyorlar. İki yazarın deyişiyle bu "algıda ilginç bir tarafgirlik."3 İnsanların iyi oluşlarıyla ilgili öz değerlendirmelerinin aşırı derecede iyimserci olması şaşırtıcı değil, çünkü o değerlendirmenin yapıtaşları da aynı şekilde iyimsercilik yanlılığıyla inşa ediliyor. Örneğin insanlar kendilerine gelecekte ne olacağıyla ilgili (aşırı derecede) iyimserler.
Dünyâda olan zararları:
1 — Rızkından bereket kalkar.
2 — Hânesinden bereket kalkar.
3 — Cenâb-ı Hak, yüzünden îmân nurunu kaldırır.
4 — Mü'min-i hâlis indinde zelil ve hakir olur.
Ölüm ân‘ında zararları:
1 — Susuz olarak vefât eder. Su içinde olsa dahî fayda vermez.
2 — Aç olarak vefât eder
3 — Rûhunun alınması gayet müşkil olur.
4 — Îmânından ekseriyetle korkulur.
Kıyametteki zararları:
1 — Kabirden kalkınca yüzü siyah olarak kalkar.
2 — Hesâbı gayet güç olur.
3 — Cenâb-ı Hakk'ın rahmetinden uzak olduğu alnında yazılı olur.
4 — Cehenneme dâhil olanlarla Cehenneme dâhil olur.
Ahmed bin Hanbel buyurur ki: "Allah'ı rüyamda gördüm ve: "Allah'ım! Sana ne ile yaklaşmak daha faziletlidir" diye sordum.
Cenâb-ı Allah'tan cevap geldi ve buyuruldu ki: "Kur'an okumakla." Dedim ki: "Mânasını anlayarak mı, anlamayarak mı?" Cevabinda buyuruldu ki: "İster anlayarak, ister anlamayarak."