Gezgin bilgeler arasında, Çin tarihindeki önemi asla hafi­fe alınamayacak Konfüçyüs adlı bir alim vardı. Güzel günler görmüş soylu bir ailenin çocuğu olarak doğan Konfüçyüs, Ru düşünce okulunu kurdu ve Lunyu ya da Seçmeler adıyla ko­runmuş öğretileri, ideal insanın eğitimiyle, davranış tarzıyla ilgili daha sonra geliştirilen Çin düşüncesinin büyük bölü­müne temel oluşturdu. İnsanın nasıl yaşaması ve başkalarıyla nasıl etkileşimde bulunması gerektiğine ilişkin öğütler, insa­nın katılması gereken toplum ve yönetim tipleriyle ilgili ay­rıntılar, bu öğretiler arasındaydı. Konfüçyüs'ün yaşamı hakkında söylenenlerin çoğu, ger­çek olmaktan çok efsane olarak kabul edilmelidir. Bu efsane­lerin birçoğu, Han hanedanının saray tarihçisi Sima Qian (MÖ 145 - ykl. 85 arası) tarafından MÖ 2. yüzyılın sonunda kaleme alınmış Büyük Tarihçinin Kayıtları'nda (Shiji) yer alıyordu. Qian'ın yazdığına göre, Konfüçyüs, çok yoksul bir çocukluk ya­şamıştı ve yetişkinliğe adım atınca, muhasebeci olarak, hatta sığırtmaç olarak çalışmak zorunda kalmıştı. Taocu üstat Lao Dan' dan ayin eğitimi, Chang Hong' dan müzik eğitimi ve mü­zik üstadı Xiang'dan lavta dersleri aldığı yönünde anlatılar olmasına karşın, Konfüçyüs'ün nasıl bir öğrenim gördüğü konusunda hiçbir fikrimiz yoktur.
Kırmızı 1 İNSAN ÇOCUKKEN bir büyük saadet ülkesinde yaşıyor, sağa sola şuursuzca koşturup neşeyle kişniyor. Sonra büyüyor, büyüdükçe salaklaşıyor, salaklaştıkça unutuyor o mesut diyarı, bir nevi ölüyor. Çocuklukla yaşlılık arasındaki dönem araf misali; kitabesi ağır mesailerle, küçük hesaplarla, kesif mutsuzluklarla yazılan bir mezartaşının gölgesinde azap gibi boktan hayatlar. Yetişkinler zombilere benziyor… Fakat yaşlanınca adeta ikinci kez doğuyor insan, diriliyor, ahirete birkaç adım kalmışken tekrar yaşamaya başlıyor. Yaşlıların yetişkinliğin arafını unutmasına bunaklık diyorlar, çok yanlış, onlar unuttukça hatırlıyor. Yaşlılar, en huysuzları, en nemrutları bile, çok matrak, hazin ve dürüst oluyor… Benim bir Hamza dedem vardı, daha doğrusu annemin dedesi. Küçük bir çocuktum onu tanıdığımda. Aileler arasında nikah töreni sırasında vuku bulan bir kavgadan dolayı anne tarafıyla görüşüp tanışmak nasip olmamıştı. Küslük bitip aileler kalabalık bir yemek eşliğinde barıştığında beş yaşında falandım. Beni onun karşısına dikip, "Bak bu büyük deden, Hamza, öp elini," demişlerdi. Elinin üzerindeki kahverengi lekeleri, dudağımı zımpara gibi acıtan kuru, çatlak derisini dün gibi hatırlarım. Bir de dedenin "büyüğünün" ne manaya geldiğini merak ettiğimi. Ama en net hatırladığım şey, Hamza'nın yüzünün neredeyse yarısını kaplayan kocaman, kapkara güneş gözlüğüydü… Ben elini öperken babama doğru kafasını kaldırıp, "Nedir bunun ismi?" diye sormuştu. "Murat" cevabını verdiklerinde öfkelenip elini hışımla çekmiş ve bağırmıştı: "Ermeni ismi mi koydunuz çocuğa? Mehmet'in, Ahmet'in suyu mu çıktı? Allahsız kitapsızlar, sizin hiçbir işiniz rast gitmez, benden söylemesi…" Yaşlanmak Hamza'nın gövdesinde küçülmeden ziyade büyüme tesiri yapmıştı sanki, çok iri bir adamdı. Her daim
Sayfa 16·Kitabı okuyor
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Hürriyet Çılgın Bir Vehim Determinizm çelik bir korse. Daha girift, daha esrarlı, daha cihanşümul bir gerçeğe sözde aydınların taktığı ad. Bu meçhul ve korkunç güce, Eski Yunan, "Ananke", "fatum" "nemesis" demiş; Hint "karma"; semavi dinler "kader". Halk, ihtiyar Zerdüşt`ün ikiye ayrdığı Kadir-i Mutlak mefhumuna sâdık kalmış. Ahuramazda, Rab; Angromenyu, Felek. Felek, bir parça "Nemesis", bir parça şeytan. İlahi irade'yi lekelememek için uydurulmuş bir vur abalıya. Kahpe, kambur, kıskanç ve şuursuz. İslamiyet için fazla kurcalanmaması gereken bir sır, kader. İnsan zekâsı, bu içinden çıkılmaz muamma karşısında apışıp kalmış Hiç kimse bir zerre aydınlık getirememiş. Hayyam, Efsane söylediler ve uykuya daldılar" diyor; Neyzen, "Çözemez kimse bu dunya denilen kördüğümü." Efsane veya şarkı Herkesin başka başka anladığı bir avuç kelime. Bu meçhuller ummanında tek pusula: İman. Ama iman da bir hidayet-i ilahiye. Yani inanmakta da hür değiliz.
Sayfa 345 - İletişim yayınları 9.baskı·Kitabı okudu
Bütün efsaneler, umutlarını ve korkularını aşkın bir göğe yansıtan bir Özne barındırır. Kadınlar kendilerini özne olarak ortaya koymadıklarından, tasarılarını yansıtacakları bir erkek efsanesi de yaratmamışlardır. Tümüyle onlara ait olan ne dinleri ne de şiirleri vardır; düşlerini erkeklerin düşleri aracılığıyla görürler. Taptıkları tanrılar erkeklerin ürettiği tanrılardır. Erkekler kendilerini yüceltmek için Herkül, Prometheus, Parsifal gibi büyük erkeklik simgeleri yaratmışlardır; bu kahramanların yazgılarında kadın sadece ikincil bir rol oynar. Elbette kadınla ilişkileri içinde ele alınmış erkek imgeleri vardır, örneğin baba, baştan çıkarıcı erkek, koca, kıskanç erkek, iyi oğul, kötü oğul; ama bunları böyle sabitleştiren de erkeklerdir ve bu imgeler bir efsane mertebesine ulaşmaz, sadece klişelerden ibaretlerdir. Buna karşılık kadın sadece erkekle ilişkisi içinde tanımlanmıştır. Erkek ve dişi kategorileri arasındaki asimetri, cinsel efsanelerin tek yanlı olarak oluşturulmasında kendini belli eder. Kimi zaman kadını belirtmek için "cinsiyet" [le sexe] sözcüğü kullanılır. Kadın zevkleriyle ve tehlikeleriyle tendir. Kadın için cinsellik taşıyan ve tensel olanın erkek olması, hiçbir zaman açığa vurulmayan bir hakikattir, çünkü bunu açığa vuracak kimse yoktur. Dünyanın kendisi gibi temsili de erkeklerin işidir; onu kendi bakış açılarından betimlerler ve bu bakış açısını mutlak hakikatle karıştırırlar.
Sayfa 180 - Koç Üniversitesi Yayınları·Kitabı okuyor
Galata Kulesi efsanesi...
Galata, Osmanlı ve ondan önceki ev sahiplerine kendini gözlemevi olarak sunmuş, aynı zamanda birçok efsane konu bulmuştu. Romalılardan kalan efsaneye göre Galata Kulesi'ne kiminle çıkarsan onunla evlenirdin. Romalılar Galata Kulesi'ne çıkan kadın ve erkeğin mutlaka bir gün evleneceğini kaderinde kavuşmak olduğuna inanırmış. Ancak bu evsanedeki en can alıcı nokta kuleye çıkacak olan kadın ve erkeğin kuleyi ilk kez çıkmış olması gerekirmiş eğer çiftlerden biri önceden kuleye çıkmışsa bu tılsım bozulurmuş. Efsane de bahsedilen ve bir diğer nokta da kuleye çıkan çiftin kaderine kavuşmak yoksa karşılarına mutlaka bir engel çıkacağını ve bu engelin çifti ayıracağını işaret ediyordu. Aralarına kadar sızıp en sona ayrı düşmelerine sebep olmak... Kule bir ömür beraber yaşamayacak olan çifti kabul etmezmiş.
Sayfa 306·Kitabı okudu
Alıntı
“Japon Mitolojisinde, Talihin Yedi Şanslı Tanrısı adı verilen bir efsane vardır. Bu yedi tanrı, ayrı ayrı farklı özelliklere sahiptir. Kimisi güzelliği... Kimisi bereket vermesi... Kimisi savaşçılığıyla nam salmıştır. Yedisi bir araya geldiğinde, sınırsız ve mucizevi bir şans yaratmaktadır. Ancak…İçlerinden sadece biri bile eksik olsa... Bu şans yerini "çok kötü" bir kadere bırakır…”
Sayfa 17·Kitabı okudu