Haydaa!!!? bu nasıl giriştir böyle ???
Hayat nasıl gidiyor?" "Yaşayan birine sor." "Dün görüşemedik, nerelerdeydiniz?" "30 sene evvel bana '3 ay ömrünüz kaldı' diyen doktorun cena­ze merasimindeydim." "Toprağı bol olsun."
Alıntı
Şürahbil b. Hasene(ra)’ın iman yolundaki 30 yıllık hayatını kelimelerle ifade etmek istesek; kalem, gemi, çadır, kılıç ve at deriz. Bu kelimeleri tek başına kullansak bir değer ifade eder mi? Hayır. Ama Sahabe’nin hayatıyla beraber anılınca bambaşka bir değer kazanıyor. Kalem, vahyi kayıt altına alan bir malzemeye dönüşüyor. Gemi, Allah’ın dini adına hicreti kader, muhacirliği en büyük şeref bilen kametlerin bineği oluyor. Çadır, Allah adına atılan bir adımın sahibinin hanesi oluyor. Kılıç, zalimin, zulmün ve İslam ile insan arasına giren engellerin kaldırılmasına yarayan bir rahmet oluyor. At, dünyanın dört bir tarafına Allah’ın dinini ulaştırmanın en büyük vesilesi oluyor. Yani eşya doğru insanların elinde asli değerine ulaşıyor.
Din
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
ÖMER NASUHİ BİLMEN (1883-1971)
1883 yılında Erzurum'un Salasar Köyü'nde doğdu. Babası zamanın âlimlerinden Hacı Ahmet Efendi, annesi Muhibe'dir. İlk tahsiline, Ahmediye Med-resesi müderrisi olan amcası Abdürrezzak İlmî ve Erzurum Müftüsü Müderris Hüseyin Raki Efendiden okuyarak başladı. 1908 yılında İstanbul'a gelerek, Fatih Dersiamlarından Tokatlı Şakir Efendi'nin derslerine devam etti ve icazet aldı (1909). Daha sonra imtihanla Medreset'ül Kudat'a girdi ve 1913 yılında aliyyül-ala derecesiyle mezun oldu. Daha sonra açılan ruus imtihanını da kazanarak Fatih dersiamı olarak göreve başladı. İlk memuriyete Fetvahane-i Aliye'de başlamıştır. Fatih Camii'nde, Sahn-ı Seman Medresesi'nde âli kısmı Kelam Müderrisliği yapmış Medresetül-Vaizin ve Daru'ş-Şafaka'da dersler vermiştir. Ayrıca İstanbul İmam-Hatip Okulu ve Yüksek İslâm Enstitüsü'nde usûl-i fıkıh ve ilmi kelâm dersleri okutmuştur. Daha sonra Telif Heyeti Azalığına getirilmiş, bir müddet Temyiz Mahkemesi Şeriyye Dairesi Mümeyyizliğinde de bulunmuş ve 1922 yılında Meclis-i Tedkikat-ı Şeriyye Dairesi Azalığına getirilmiştir. 1926 yılında İstanbul Müftü Muavinliğine ve 1943 yılında ise seçimle İstanbul Müftülüğüne tayin olmuştur.15.06.1960'da vekâleten, 30.06.1960'da ise asaleten Diyanet İşleri Reisliği yapmıştır. 06.04.1961'de emekli olmuştur. Ömer Nasuhi Bilmen Efendi, gerek ilmi ve ahlâkî otoritesi gerekse samimi dindarlığı ve tevazuu ile dinî konularda Türkiye'de müslüman halkın başlıca güven kaynağı olmuştur. İnançta, ibadet ve ahlâkta Ehl-i sünnet mezhebini şahsında tam bir liyakatla temsil ettiği için herkesin saygı ve sevgisini kazanmıştı. Şüphesiz bunda yaşadığı sürece aktif politikanın dışında kalmasının da önemli rolü vardır. Zira Ömer Nasuhi Bilmen de selefleri gibi dini meseleler söz konusu olunca asla taviz vermeyen bir yapıya sahipti.
Kitap Alıntısı
1-2-3- Asra yemin ederim ki insan gerçekten ziyan içindedir. Bundan ancak iman edip iyi ameller işleyenler, birbirlerine hakkı tavsiye edenler ve sabrı tavsiye edenler müstesnadır. (103-Asr) (30. Cüz-4. Hizb) Mealli Kur'an - 601
Ashâb-ı kirâm ayrılalım derlerken Mutlaka sûre-i ve'l-asr'ı okurmuş bu neden? Çünkü meknûn o büyük sûrede esrâr-ı felâh Başta iman-ı hakîkî geliyor sonra salâh Sonra hak sonra sebât.·Kitabı okuyor
Bilgi nedir? Kimin bildiğidir?
Bilgi nedir? Platon'dan bu yana birçok filozof bu soruyu "doğru ve geçerli düşüncedir" diye cevaplamışlardır. "Üçlü açıklama" denen kurala göre bilginin üç şartı vardır: (1) Bir şeyi bilebilmek için ona inanmalısın, (2) bu şey doğru olmalı ve (3) doğru olduğuna dair inancının geçerli bir nedeni olmalı.
Sayfa 38·Kitabı okuyor
Bunlar 30 Ekim 1918'de Mondros ateşkes antlaşması imzalandıktan sonra halkın linçinden kurtulmak için 3 Kasım 1918 gecesi yakalanmamak için birer kadın kıyafeti giyerek limanda beklemekte olan Alman denizaltısına binerek emellerine hizmet ettikleri Almanya'ya kaçtılar
Sayfa 90·Kitabı okuyor
Tarih