Ebû Cafer (radıyallahu anh] anlatıyor: "Resûlullah'ın vefatından sonra kızı Hz. Fâtıma hiç gülmedi. Güldüğü zamanlarda ise sadece ağzının kenarıyla, bir çizgi halinde gülüyordu." İbn Sa'd, et-Tabakâtü'l-Kübrâ, 2/312.
Din
Ergenekon'da toplam 15 iddianame var. Bizimki henüz hazırlanmadı. Okumaya başladığım, 86 sanıklı birinci Ergenekon davasının iddianamesi 2455 sayfa; 56 sanıklı ikinci iddianame 1909 sayfa: ve 52 sanklı üçüncü iddianame 1454 sayfaydı. Sanırım bu bile bir dünya rekoru! Niye bu kadar hacimli acaba? Böyle bir hukuki metin olabilir mi? Ne bulunduysa iddianameye konulmuş sanki. Bakınız, 10 yıllık DP iktidarını yargılayan, (ki sanik sayısı 400'ün üstündeydi) Yassıada iddianamesi sadece 312 sayfaydı. 12 Evlül 1980 darbesinden sonra açılan, 587 kişinin yargılandığı MHP iddianamesi 975 sayfaydı. MSP iddianamesi ise 200 say- faydı. Ergenekon iddianamesinin bu derece hacimli olmasının anlamı neydi; "ne derin bir örgüt ki sayfalara sığmıyor" mesajı mı vermek? Ya da işin içinden çikılmasını istenmemesi mi? Sahi neden binlerce sayfa? Amerika Birleşik Devletleri' ndeki JFK suikastını araştıran Warren Raporu 26 ciltti ve içinde hiçbir şey olmadığı sonra ortaya çıktı!
Sayfa 436·Kitabı okudu
Alıntı
Reklam
Kant'a göre hak sisteminin hareket noktası, her insanın beşerî veya aklî doğasına bağlı olarak doğuştan sahip olduğu bir haktır: özgürlük hakkı veya bir başkasının keyfî iradesi tarafından zorlanmaktan bağımsız olma hakkı. (MS 6:237) Kişinin, başkaları tarafından, kendisinin onları bağlayabileceğinden fazla bağımlı kılınmasından muaf olma hakkı olan eşitlik hakkı, kendi kendisinin efendisi olma hakkı ile başkalarının hakkını ihlal edecek herhangi bir şey yapmadığı sürece, yanlış bir şey yapmış gibi değerlendirilmeme hakkı olan "ayıplanmanın ötesinde" olma hakkı da bu hakka bağlıdır. Kant temel hak ödevlerimizi, Romalı hukukçu Ulpian'ın kullandığı formülü uygularak, üç başlık altında inceler: honeste vive, neminem laede, suum cuique tribue. Bunlardan birincisi olan "Şerefinle yaşa!" formülünden, Kant, insanın kendine bir insan olarak değer vermesini, kendisini başkaları için bir araç haline getirmemesini anlar. Bu hukukî ödevin veya hak ödevinin, insanın kendine saygı duyması olan etik ödevden farklı olduğu, Kant'ın bu hak ödevini kendi kişiliğimizdeki insanlık hakkından türetmeye çalışmasından anlaşılabilir. (MS 6:236) İkincisi, "Kimseye zarar verme!" formülünden Kant'ın anladığı, hakkın şartları gözetilmediği müddetçe başkalarıyla birlikte yaşamama yükümlülüğüdür. Kant daha sonra bu ödevin, doğal halden çıkıp sivil hale geçmemizi gerektirdiğini; bu ödevin, başkalarını sivil hale geçmeleri için zorlama yetki-sini herkese verdiğini öne sürecektir. (MS 6:306-312) Üçüncüsü, "Herkese onun olanı ver!" formülü ise, Kant'a göre boş bir totoloji olmaktan ancak şöyle anlaşıldığı takdirde kurtulabilir: "Öyle bir hale gelin ki, bir kişiye ait olan şeyin, başkasının değil de onun olması teminat altına alınsın." (MS 6:237)
Sayfa 217·Kitabı okudu
İnsanın kıymeti, o san'at-ı Rabbaniyeye göre olur ve âyine-i Samedaniye itibariyledir. O halde şu ehemmiyetsiz olan insan, şu itibarla bütün mahlukat üstünde bir muhatab-ı İlahî ve Cennet'e lâyık bir misafir-i Rabbanî olur. Sözler - 312
Bir seferin başarıyla sonuçlanması, ordunun ve kale erlerinin yeterince beslenmesi koşullarının hazırlanmasına büyük ölçüde bağlı idi. Bir sefere karar vermek için, Divân-ı Hümâyûn'da o yılın bir bolluk yılı mı, yoksa kıtlık mı olacağı tartışılırdı. Osmanlılar, hareket halinde olan orduların yem ve yiyecek bakımından yeterli bir şekilde ihtiyaçlarının karşılanması için hayli gelişmiş bir lojistik sistemi meydana getirmişlerdir. Lojistik alanında insanlar için buğday ve un, hayvanlar için arpa sağlanması yolunda belli başlı üç yöntem uygulanmaktaydı. İlki Nüzul yöntemi olup avârız hanesi denilen ve üçten otuza kadar aileyi içine alan vergi üniteleri tespit edilir, belli miktarda gıda maddesini karşılıksız vergi olarak vermeleri istenirdi. İkinci yöntem, belli gıda maddelerinin hükümetçe saptanmış fiyatlar üzerinden belirlenen konaklarda orduya getirilip satma zorunluluğudur. Buna sürsat yöntemi denmekteydi. Üçüncü yöntem, hükümetin yerel pazar fiyatları üzerinden yaptığı satın almalardır ki, buna Osmanlı dilinde iştira denirdi. Nüzul gerçek bir vergi olduğu halde, sürsatı köylünün kendi rızasıyla malını getirip satması biçiminde yorumlansa da, aslında devletin saptamış olduğu fiyatlar üzerinden satın alındığı için yine de reâya için ağır bir yük oluşturmaktaydı. Öbür yandan sürsatta, alışları hükümet adına bir emîn yapar ve aynı emîn askere satardı. Çok kez köylüye parası geç verilir yahut tamamen unutulurdu. Köylünün hem nüzul vergisini vermesi, aynı zamanda sürsat zahiresini getirmesi istenebilirdi. Bu işlemlerde, köylüyü sıkan durumlardan biri de, erzakı kendi araçlarıyla taşıma zorunluluğuydu. Erzakın toplanması ve taşınması işlerini organize etme sorumluluğu, toprak kadısı denilen yerel kadının göreviydi. Çok defa kadılar, bu görevi yerine getiremezler ve
Sayfa 191 - Kronik Kitap·Kitabı okudu
Tarih
İbni Hacer Askalani, Buhari üzerine yazdığı şerh kita­bında Ebubekir'le Halit b. Velit'in de kitlesel bir şekilde in­sanları yaktıklarını yazıyor. Kaldı ki bu bilgiler başka kay­naklarda da geçiyor. (312) 312. a-İbni Hacer Askalani, Fethu'l Bari Şerh'ü Sahih'il Buhari, Cihat bö­ lümü, c. 7/272. b-A. Razzak, Musannaf, Cihat bölümü, c. 5/212, no: 9412.
Sayfa 180 - Berfin·Kitabı okudu
Araştırma inceleme din islam
Reklam
Reklam