Bir bütün olarak "insan türünün karakterini" tespit etme çabasını bir sonuca bağlarken, söz konusu karakteri önce toplumdışı toplumsallığı kullanarak tarif eder: "Türün karakteri, her çağın ve her insanın tecrübesinin gösterdiği şekliyle şudur: Toplu (bir bütün olarak insan ırkı) olarak ele alındığında, art arda ve yan yana mevcut olan, barış içinde ilişki kurmaktan geri duramamalarına rağmen birbirine saldırmaktan da kaçınamayan kişiler çokluğu." (VA 7:331) Kant sonra böyle bir türün, iyi bir ırk olarak mı yoksa kötü bir ırk olarak mı mülâhaza edilmesi gerektiğini sorar. İlk bakışta, tür olarak insanı, kötülüğü nedeniyle kınayan veya çılgınlığı nedeniyle gülünç bulan merdümgiriz eleştirilerle aynı taraftaymış gibi görünmesine rağmen, gülünç bulmanın gülüp geçmekle sınırlı kalmadığını, nefretten kaynaklanan bir istihza olduğunu söyler. Kant bu tutumlarda doğru olan tek bir şey olabileceği sonucuna varır: Bu tutumlar bile, "kötü eğilimlerimize karşı direnmenin, bizde bir ahlakî yönelim ve aklın doğasından kaynaklanan bir talep olarak" bulunduğunu açığa çıkarır. Dolayısıyla Kant'ın nihaî insan doğası anlayışı, eleştiri yapabilmemizin temelini, bu eleştirinin açığa çıkardığı ahlakî yönelimle birleştiren bir tarihsel görüştür.
Sayfa 163·Kitabı okudu
Cimrilik
Hz. Peygamber de en kötü ve alçaltıcı iki huyun cimrilik ve korkaklık olduğunu (Ebû Dâvûd, Cihad, 21; Müsned, II, 302, 320), cimrilik duygusuy-la îmânın bir arada barınamayacağını Nesai, Cihad, 8; Müsned, II/256, 340, 331) söy-leyerek cimriliğin çirkinliğine dikkat çekmiş, kendisi de cimrilikten Allah'a sığınmış (Buhârî, Cihad, 74), geçmiş kavim-lerden bir kısmının cimrilik yüzünden birbirlerinin mallarına saldırmak, kan-larını akıtmak sûretiyle helâk oldukla-rını belirtmiş (Müslim, Birr, 56) cimriliğin, bencilliğin doğurabileceği sosyal buna-lımlara dikkat çekmiştir. Cimriliğin psikolojik temelinde mal sevgisi yat-maktadır. Malı yaratılış gayesinin dışında harcamak israf, bu gaye için harcamaktan kaçınarak elde tutmak cimrilik, yaratılış gayesine uygun ola-rak harcamak ise cömertliktir. Cimrilik, ahlâkî ve psikolojik bir hastalık olduğundan bunun ilim ve amel yoluyla tedavi edilmesi gerekir. Cimriliğin ahlâkî, dinî ve toplumsal zararlarını ve bunlardan kurtulma yol-larını araştırıp öğrenmek ilmî yolunu, insanların dertleriyle ilgilenmek, insan-lara yardım etmeye kendini zorlamak da amelî yolunu teşkil etmektedir. (M.C.)
Psikoloji
Reklam
İskenderiye
Zeus'un oğlu, "İskenderiye şehrinin" kurulması için hazırlıkları yürüten ünlü Rodoslu mimar Dinokrates'le bir araya geldi. 7 Nisan 331 tarihinde İskender, belki de en görkemli mirası olarak bilinen yeni İskenderiye şehrinin temel atma törenlerine katıldı.
Sayfa 178·Kitabı okudu
Hoybon Cemiyeti; Şeyh Said isyanının bastırılmasından sonra Suriye, Irak ve İran ile Türkiye‘den kaçan asi ileri gelenleri ve Kürt Teali Cemi­yeti, Kürt Teşkilâtı İçtimaiye Cemiyeti, Kürt Ulusal Birliği ve Kürt Mil­leti Fırkası mensuplarınca kurulduğu anlaşılmaktadır. İngiltere’nin organizatörlüğünde oluşturulan bu cemiyet, Kürt-Ermeni dayanışmasını tem­sil eder. 1927 yılında ilk kongresini yapan cemiyetin başkanlığına Erme­ni Wahan Papazian getirilmiştir. A. Haluk Çay, Her Yönüyle Kürt Dosya­sı, Ankara 1996, s. 331-334.
Sayfa 104
Kim ilim istiyorsa Kur'ân'ın mânâlarını tefekkür etsin, tefsîri ve kıraati üzerinde yoğunlaşsın! Zira onda, öncekilerin ve sonrakilerin ilmi mevcuttur. (Heysemî, VII, 165; Beyhakî, Şuab, II, 331)
Sayfa 93·Kitabı okudu
Din
Osmanlı Hanedanının Sürgünü
Sürgün söylentileri daha da yoğunlaşınca 1 Mart günü Abdülmecit Meclise bir telgraf göndermiş, telgrafta ailenin geleceğinden değil hilafet makamından bahsetmiş, hilafetin ilgasının Türkiye'nin İslam âleminden bağının kesilmesine sebebiyet vereceğini belirtmiştir. 3 Mart günü söylentiler hakikate dönüşerek 431 sayılı kanunu “Hilafetin İlgasına ve Hanedan-ı Milleti Osmani'nin Türkiye Cumhuriyeti Memâliki Haricine Çıkarılmasına Dair Kanun” kabul edilmiştir.* Kabul edilen Kanun hanedan üyelerine 10 günlük müddet vermesine rağmen süre beklenmeden İstanbul Valisi Haydar Bey ve Emniyet Müdürü Sadeddin Bey aynı günün akşamı emirlerindeki polis ve jandarmalarla birlikte Dolmabahçe Sarayı'nı abluka altına almışlar,** milli iradeye karşı durduğu takdirde saraydan gerekirse zorla çıkarılacağı bildirilmiş, haremdeki hazırlıklara ancak 1,5 saat müsaade edilmiştir. Halife Abdülmecit otomobile binerken Vali Haydar Beye “Mademki milletin ve memleketin selameti için çalışıyorsunuz, Allah muvaffak etsin” Emniyet Müdürü Sadeddin Beye de “Ben yine bu millete dua edeceğim. Ölsem dahi yine mezarımda kemiklerim bu milletin refah ve saadetine devam edecektir” demiştir.”* Abdülmecit ve beraberindekiler gece karanlığında bindirildikleri trenle nereye gideceklerini bilmiyorlardı. Yolda trene binerken valinin kendi. lerine vermiş olduğu büyük zarfı açtıklarında yanındakiler için verilmiş sadece çıkış pasaportları ve 2000 sterlin para olduğunu görürler ancak bu para onlara yalnızca birkaç hafta yetecek kadar. dır. Böylece kendileri için bir meçhule yolculukları başlamıştır. ** ---- * Şahbaba,331-332; Kanun metni için bkz. Goloğlu, Halifelik, 63-64 **(Kadir Mısıroğlu, Osmanoğulları'nın Dramı, (6. Baskı), Sebil Yayınevi, İstanbul 1992,211 ***Bardakçı, 335 ****Misiroglu, 211
Sayfa 173·Kitabı okudu
1000Kitap
Reklam
Reklam