Puan vermedi·348 syf.··
2026 25. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 24 Haziran 2026 13:19
Kitabın adı:Zorba Yazarın adı:Nikos Kazancakis Sayfa sayısı:348 Kitabımız 1930'larda geçiyor. Kitabımızda iki farklı kişinin yaşamı inceleniyor. Kitabı çok güzel çok güzel ve severek okurken birden basın hatasıyla karşılaştım o yüzden sonuna doğru isteksizlikle (zorla) okudum. Basım hatası 287. sayfayı okurken tekrar 30 sayfa geriye giderek 257 -58- 59 diyerek devam etti ta ki 280'e kadar 280'den itibaren normal okurken 288 sayfadan sonra bir de baktım 321'e atlamış Allah'ım Yarabbim dedim bu benim kaderim mi nedir çünkü iki üç defa daha aynısı olmuştu o zaman yayınevini arayıp kitabı değiştirmiştim ama bu sefer öyle bir şey yapmadım çünkü kitabım emanet kitaptı. Veliha asılı kelam son sayfaları bölük pörçük okuduğum için pek anlayamadım kitapla kalın.
ZorbaNikos Kazancakis · Can Yayınları · 202420,6bin okunma
Boşluğun İçinden
Puan vermedi·60 syf.··
2026 4. kitabı
Boşluğun İçinden, on iki öyküden oluşan bir öykü kitabı. Kitabın ikinci baskısı yapıldı. Her öyküde derin anlam var. Tıpkı kitabın, “Erken Gidene…” diye başlaması gibi. Ben şanslıyım, kafama takılan her şeyi yazarından öğrendim. Söyleşi olarak Ayna Dergi de yayınlanacak. Omuzlarında taşıdığı sorumluluklarla mücadele eden, sıkıntılar yaşayan fakat bütün olumsuzluklara rağmen ayakta duran güçlü kadınlar görüyoruz. Yazarın, toplumu ve insanları çok iyi gözlemlediği satır aralarında belli oluyor. Bazı öykülerde duygulanacak, bazı öykülerde tebessüm edecek ve kitabı keyifle birkaç saatte bitireceksiniz. Bu arada kitaptaki "Boşluğun İçinden" başlıklı öyküyü seslendirdim. Sayfamda ve YouTube de bu öyküyü dinleyebilirsiniz. Şimdiden keyifli okumalar diliyorum. ALINTILAR Sayfa 13 “Zamanın gizemli odalarından insanın alacağı şekle akıl sır ermiyor. “ Sayfa 17 “Annem orada, kanepenin kenarında köşe yastığı gibi bizden habersiz oturuyor. Kim olduğumuzu bilmeden. Bakışlarımız karşılaştığında gözlerini çekerek yabancılığımızı tescilliyor bir nevi. Böyle anlarda ablamla birbirimize bakıyoruz. Çekinik, gücenmiş, çaresiz... Annesizlik vuruyor başıma, göğsüme. Karşımda heykel gibi öylece...” Sayfa 18 “Yaş almanın karşı konulamaz ağırlığı çöküyor omuzlarımıza nokta duvardaki çocukluk fotoğrafımıza bakıp acı acı gülümsüyoruz.” Sayfa 27 “İnsan bilmediği yaşantının acemisi oluyormuş. Kırk yaşındayım ama gençler kadar tecrübesiz hissediyorum burada kendimi.” Sayfa 39 “Dizlerim tutmuyor ve ruhum kaldırmıyor artık gidenlerin ardında kalmayı. Her uğurlamada atılan toprak, yüzüme yüzüme savuruyor daha da ıssızlaştığımı. İnsan, hayatı kayıplar yaşamaya başladığı yaşlara geldiğinde kavrıyor.” Sayfa 44 “Martılar, çığlık çığlığa uzatılan simitlere kapma yarışındalar. Kattıkları her simit
Boşluğun İçindenKader Menteş Bolat · Muhtelif · 202414 okunma
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
1/10
·365 syf.··
2026 8. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 29 Ocak 2026 03:25
"Ciddiyetini takınıp müdür gibi düşünmesi lazım gelirdi, İhsan gibi değil. Değil olmasına değil de, yalan mı söyleyecekti yani, hakkat da başkaydı çocuk, görüyoduk, göz bu. Bak bak doyamaz, incinir diye korkar da bakmalara kıyamazdın, öyle bi güzeldi. Hem bi biz değildik çarpılan, bahçede kim var kim yok nakavıt. Öküz aleyhisselâm Arif Hoca misal, normal bi Arif Hoca olsa şimdiye çoktaan yapıştıydı yavrunun ense kökünden de, "Ne len bu saçlar orospu avrat gibi!" dediğiyle sürüye sürüye götürdüydü kırktırmaya. Ama yapışamamıştı, yapışamıyodu, mal gibi bakıp duruyodu." (Sayfa: 59) Anlaşılması zor ve yorucu bir kitaptı 'Geber Anne!' klasik bir aile romanı okuması değil daha ziyade bilinç, bellek ve kimlik gibi kavramları sorgulayan, çok fazla edebi risk taşıyan gizemli unsurlarla örülü bir kitap. Romanın başlığı ve ilk sayfalardaki tonla kitabın ruhsal veya felsefi derinliği ilerleyen kurguda beklenen seviyeye ulaşmamış. Aslında yarıda bırakacaktım çünkü oldukça gergin bir okuma tecrübesi oldu. Sanırım bir daha Sezgin Kaymaz kitaplarını tercih etmeyeceğim.
Geber Anne!..Sezgin Kaymaz · İletişim Yayınevi · 2013902 okunma
«Biz sadece bu bir kereliğine bu dünyadayız.» S. 144.
10/10
·152 syf.·
2026 4. kitabı
Jostein Gaarder Norveçli, 8 Ağustos 1952’de Oslo’da doğmuş, felsefeci ve yazardır. Onu dünya çapında, özellikle gençlere felsefeyi sevdiren "Sofi'nin Dünyası" adlı eseriyle tanıyoruz. Annesi edebiyatçı ve babası bir eğitimci olmasından ötürü entelektüel bir ortamda büyümüş. Oslo Üniversitesi'nde İskandinav Dilleri ve Teoloji alanında eğitim almış. Yazarlığa başlamadan önce, uzun yıllar boyunca Bergen'de lise düzeyinde felsefe ve dinler tarihi öğretmenliği yapmış. Bu tecrübesiyle karmaşık konuları daha genç bir kitlenin anlayabileceği bir düzeyde anlatma becerisi kazanmış. Genellikle hikaye içinde hikaye anlatmayı, çerçeve öykü tarzını benimsemektedir. O, sadece bir yazar değil, aynı zamanda çevre ve insan hakları konularında aktif bir sestir. Eşiyle beraber 1997 yılında, çevre ve kalkınma projelerini destekleyen Sophie Prize’ı (Sophie Ödülü) kurmuş. Bu ödül, 2013 yılına kadar her yıl çevre bilincine katkı sağlayan kişilere verilmesi hedeflenmiş. En bilinen eserlerinden "İskambil Falı (1990)" kader ve özgür irade üzerine kurgusu olan bir yolculuk hikayesini anlatıyor. Yazar küresel başarısını "Sofi'nin Dünyası (1991)" eseriyle kazanmış. Bu metninde, genç bir kızın posta kutusunda bulduğu anonim mektuplarla felsefe tarihine giriş yapmasını konu alıyor. Yazarın bu eseri 60'tan fazla dile çevrilip, 40 milyondan fazla satması sebebiyle onu yaşayan en popüler yazarlardan biri haline getirmiş. "Aynadaki Muamma (1993)", yaşam, ölüm ve varoluş üzerine hüzünlü ama umut dolu bir diyalogtur. "Hayat Kısa (1996)" Aziz Augustinus'un hayatına ve aşkına dair kurgusal bir mektuptur. Ve bir diğer eseri ise "Maya (1999)", yaşamın evrimi ve genetik miras üzerine felsefi bir romandır. Gaarder'ın 2003 yılında yayımlanan "Portakal Kız (Appelsinpiken)" adlı okumuş olduğum bu eseri, ölüm, yaşam ve sevgi
Edebiyat
Portakal KızJostein Gaarder · Pan Yayıncılık · 2021804 okunma
Puan vermedi·128 syf.··
2026 4. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 15 Ocak 2026 22:59
SUZAN DEFTER HAYATIM BENİM OLMAZSA ORTALIK MALI OLUR. Bir hayat nedir? Bir hayat nasıl yaşanır? Bir hayatın içine kaç hayat sığar yahut bir hayatı kaç kişilik yaşayabilir bir insan? Deneysel bir çalışma olan Suzan Defter, iki karakterin günlükleri üzerinden şimdiden geçmişe ve geleceğe bir mercek sunuyor. Kitabın günlük şeklinde yazılması olayların inandırıcılık seviyesini okur gözünden arttırırken iki karakterin aynı günü farklı detaylarla anlatması gerçeğin yeniden kurulmasına sebebiyet veriyor. Kitabın biçimsel manada edebiyat dünyasında bir ilke imza attığını görüyoruz. Sol tarafta erkek karakter Ekmel’in günlüğü, sağ tarafta ise kadın karakter Derya’nın günlüğü yazılı. Bu durum okuyucuları kitapta basım hatası olduğu yanılgısına düşürüyor. Halbuki yazar okuyucudan her daim açık bir bilinç ve aynı zamanda aynı hikayenin iki kişi tarafından farklı anlatımına şahitlik etmesini istiyor. Günlükler her ne kadar bilincin en açık ve en gerçek alanı gibi görünse de aslında insanın kendine en fazla oto sansür uyguladığı metin türüdür. Bilinç yaşadıklarını kağıda yazarken yaşanan anları tekrar kurar ve kurmaca olmayan bu metin kişinin mağduriyetlerini ve zaaflarını gördüğü bir alan yaratır. Günlük, Suzan Defter’de aslında bir iyileştirme, hayattan kaçma ve tarihin yeniden yaratımı etkisi olarak görülür. Ekmel karakteri günlüğüne hayata tutunmak için son bir şans olarak başlar. Günlüğünün sayfaları bittikten sonra ölmek ister. ‘’Bu defterler dolduğunda unutacak olursam seni; görün, uykuma gir, gülümse bana, hatırlayayım verdiğim sözü ölüm.’’ (s.8) Derya ise günlüğünü içinden çıkamayacak kadar derin duygularda boğulduğu için yazar. ‘’Bir kadın birdenbire günlük tutmaya başlamışsa, ya aşık olmuştur ya terk edilmiştir.’’ (s.9) Kitaptaki zamanlamalara bakarsak 12 Eylül, Kıbrıs
Suzan DefterAyfer Tunç · Can Yayınları · 202520,3bin okunma
Köylü, milletin efendisi miii enayisi mi?
6/10
·192 syf.··
2026 2. kitabı
Ebubekir Hazım Tepeyran’ın 1910 yılında yazdığı “Küçük Paşa” romanı ile birlikteyiz. Bu roman üzerinden, 19.yüzyıl sonunda Osmanlı’da, köyler ne durumdaydı, köylüler ne durumdaydı, onu konuşmak istiyorum. Şöyle bir hatırlarsak; 3 İstanbul romanında 1876-1909 Abdülhamid dönemini, 2.Meşrutiyet dönemini, ardından İttihat ve Terakki hükümeti dönemini,, siyasi olarak, çok net görmüştük. Ancak bu gözlemlerimiz İstanbul civarında veya savaşların olduğu alanlarda sınırlı kalmıştı. Bu dönemlerde Osmanlı’nın köylerinde hayat nasıl? Merkezi otorite köylere ne şekilde etki ediyor? Bunu görememiştik. Şimdi Ebubekir Hazım Tepeyran ile bunu görüyoruz. Kendisi de bir meşrutiyet yanlısı olan yazarımız, Osmanlı 20.yüzyıla geçerken, 1908’de Meşrutiyet de ilan edilmişken, köylüler için, topraklar için, Anadolu için ne yapılabilir, “yeni meclis, yeni hükümet neler yapmalıdır” bunları da anlatmak istiyor. Yani kitapta durum nedir? Çözüm nedir şeklinde gayet açık önerileri de var. Ebubekir Hazım, 1864 Niğde doğumlu, doğduğu yer Niğde Tepeviran, Tepeviran, Tepeviran, olmuş sana Tepeyran. Soy ismini bu şekilde seçmiş. Babasının devlet görevi sebebiyle çocukluğunda Isparta ve Antalya’da bulunmuş, daha sonra Niğde’ye geri dönüp katip olarak eğitimini tamamlıyor, o sırada 18 yaşlarında. Konya Valisi bir gün Niğde’yi ziyaret ettiğinde Ebubekir’in babasının evinde kalıyor. Ebubekir’i, konuşmasını, yazdıklarını çok beğeniyor ve yanında katiplik hatta gazete yazarlığı yaptırmak için Konya’ya götürüyor. 3 yıl sonra Kastamonu Valisi ricayla kendi yanına aldırıyor Ebubekir’i. Vali yardımcısı olarak,,, orada da 6 yıl,, mektupçuluk, yardımcılık, gazete işleri, mektepte hocalık,, ne lazımsa yapıyor. Çok çalışkanlığıyla meşhur zaten. Valinin görevi Edirne’ye çıkıyor. Ebubekir’i de yanında götürüyor. Bir 3
Küçük PaşaEbubekir Hâzım Tepeyran · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2020889 okunma