Güzellik her zaman her çağda ulaşılması hedeflenen yücelik oldu.
Tıp, biyolojiyi kader olmaktan çıkardı. İstediğiniz burun, kulak, gözler vs. değiştiriliyor.
Çünkü insanoğluna görüntüyü ana sorun haline getirdiler. Yüz yılda beden eğitiminden, beden estetiğine savruldu insanoğlu. "Fi" (Altın Oran) insan güzelliğinin ideal ölçüsü yapıldı. Kusursuz oranlara sahip olmak için "ölçüm" gerekiyor.
Rockefeller başardı: Varoluşun merkezi vücut oldu.
Özellikle gençler vücut geliştirmek için çareyi spordan ziyade ilaçta buluyor. Sanıyor ki, hormon geliştirici ilaç alırsa göbeğinde "baklavalar" çıkacak!
Takviye edici gıda pazarı Türkiye'de 2016 yılında toplamda 735 milyon lira büyüklüğüne ulaşırken, bu pazarın 2021 yılında 950 milyon liraya ulaşacağı tahmin ediliyor. Dünya piyasa büyüklüğü ise 90 milyar dolar!
Günde sadece 30 sayfa kitap okusan ayda 900, yılda 10.950 sayfa, on yılda ise 109.500 sayfa eder. Ortalama bir kitabın 200 sayfa olduğunu düşünürsek on yılın sonunda 550'ye yakın kitap bitirmiş biri olursun. İlk günler bu 30 sayfayı yarım saatte okusan bile zamanla hızlı okuma tekniklerini kullanarak bu sayıyı en az üçe dörde bile katlarsın. Bu süreç içerisinde dil kabiliyetinden tut da olaylara bakış açının gelişmesi, karar verme ve analiz etme yeteneğinin artmasına kadar birçok alanda kendini geliştirdiğini fark edeceksin.
Öğün atlamak zararlıdır: Hayır, 3 öğün diye bir şart yok.
Yüz binlerce yıllık gelişimimizde insanlar günde bir öğün,
bazen 2 günde 1 öğün yemek yerlerdi. Bırakın gelişimimizi,
1 00 yıl öncesinde dahi günde 1 -2 öğün yenirdi. 3 öğün, 'modern'
yaşamın bir icadıdır.
• Kahvaltı günün en önemli öğünüdür: Bu ifadenin ABD'de
1 950'li yıllarda hazır kahvaltılık mısır gevreği üreten bir firmanın
reklam kampanyasından kaynaklandığı biliniyor. Bu
konuda tatmin edici hiçbir bilimsel çalışma yok. Kahvaltının
diğer öğünlerden hiçbir farkı veya ilave faydası yok.
• Sık sık ve azar azar yenmeli: Azar azar yemek insanlarda tat -
minsizliğe ve strese neden olur.
• Yemek aralarında ra öğünler' yemek metabolizmayı canlı
tutar: Metabolizma, yemek yemeyle hızlanmaz. Ara öğünler
gereksiz insülin salgılanmasına ve sürekli 'tıkınma' alışkanlığına
neden olur.
• · Rafine bitkisel sıvı yağ ve margarinler tereyağından daha sağlıklıdır:
Rafine bitkisel sıvı yağlar, adı geçen bitki yağının birçok
kimyasal işlemden geçirilmesi ile elde edilir. Margarinler
ise kalitesiz bitkisel yağların yine kimyasal işlemlerden geçirilmesi
sonucu elde edilir. Ayrıca tereyağı zararlı değil, faydalıdır .
• Kaloriden tasarruf etmek için 'suni tatlandırıcılar' kullanılmalı:
Suni tatlandırıcılar faydalı değil zararlıdır. Üstelik
zayıflatmaz, aksine, kilo almaya neden olur.
Ebû Katâde (radıyallahu anh) anlatıyor:
Bir cenaze geçirilmişti. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm):
"Hem o istirahata kavuştu, hem de ondan istirahata kavuşuldu!" buyurdular.
Bunun üzerine yanındakiler:
— "Ey Allah'ın Resûlü, 'istirahata kavuşan' ve 'ondan istirahata kavuşulan' kimdir, bu ne demektir?" diye sordular.
Şu açıklamayı yaptı:
"Mü'min kul (ölünce), dünyanın yorgunluk ve ağrılarından kurtulur. Fâcir (ölünce); ondan da kullar, memleket, ağaçlar ve hayvanlar kurtulur."
(Buhârî, Rikâk 42; Müslim, Cenâiz 61, (950); Muvatta, Cenâiz 54, (1, 241, 242); Nesâî, Cenâiz 48, 49 (4, 48))
Türk felsefeci Farabi (MS 870-950), Yunan felsefesinden esinlenerek İslam felsefesini gerçek anlamda kuran kişidir. Aristoteles’ten sonra “ikinci hoca” olarak değerlendirilir. İbni Sina ve İbni Rüşt üzerinde büyük etkileri olan Farabi, batı felsefesini de etkilemiştir. Aristoteles ve Platon’un aslında aynı şeyi söylediğini iddiasıyla Kitab Ül-Esolocya’yı kaleme aldı. Bu düşünce bir philosophia perennis (ebedi felsefe) anlayışını güçlendirmiştir. Farabi’nin temel bilimsel çalışma yöntemi “Vahidi daha iyi anlamak ve kavramak için, onu alt parçalara (cüz) ve her cüz’ünü daha ufak cüz’lere bölerek tahlil etmek” şeklindedir. Bu bölerek inceleme, Descartes’ın de şiddetle savunduğu ama Farabi’ye hiçbir atıf yapmadığı bir yöntemdir.
Yeni Platoncu olan Farabi’nin felsefesi iki temel üzerinde kuruludur. İlki varlıktan kalkarak öğelere doğru iniş ve diğeri Tanrıya doğru yükseliş. Farabi, Akıl Kitabı (Risale fi’l akl) adlı eserinde karanlıkta görülmeyen ve ışıkta görülen renkler örneğini vererek, bunun gibi akılla kavranabilir varlıklar, şeylerin ve duyulara dayanan algıların içinde gizil güç biçiminde bulunurlar der. “Ortak duyu” ve hayal gücü aracılığıyla akla geçerek onun için bir gizil varlık kazanırlar. Farabi Aristoteles'i takip ederek insan aklını Potansiyel Akıl (Akl bi'l-Kuvve), Fiili Akıl (Akl bi'l-Fi'l), Edinilmiş Akıl (Akl Müstefad) ve Faal Akıl (Akl el-Fa'al) olarak dörde ayırır. Bunlar aklın bilgi edinme sürecinde geçtiği aşamalardır. Bilmek, maddi nesnelerin ötesindeki soyut formları bilmektir ve bu, duyular dünyasıyla ilgili bilgi kadar ahlaki bilgi için de geçerlidir.
Yaratıklar, hiçbir şeye ihtiyaç duymayan Tanrıdan çıkıp varlığa ulaşırlar. Tanrı’nın kendi töz’ünü bilmesiyle birincil akıl doğar; bu aklın da Tanrı’yı bilmesi ile ikinci akıl türer. Böylece