Öncelikle Orhan Pamuk’a bu kitabı yazma cesaretinden dolayı hayranlığım daha da arttı ve sevilmemesinin, kendisine karşı oluşturulan önyargının ve karalama kampanyasının başlamasının en büyük sebeplerinden birinin kitap içindeki bazı kısımlar olduğunu belirtmek isterim. Neler var mesela bu kısımların içinde: Kur’an’a uymayan hadislere yaptığı göndermeler, 4 hak mezhep diye kendilerini tahtta oturtmuş ve kendilerine biz hak mezhebiz diyen mezheplerin aslında kendi aralarında olan tutarsızlıklarını, uyuşmazlıklarını kurgu içinde başarılı cümleler içinde göstermesi ve bunları da Kur’an’dan ayetler ile çürütmesi takdire şayan gerçekten. Bir köpeğe bile Müslümanlar ve Kur’an arasındaki bağı, ilişkiyi aslında olan uzaklığı çok güzel örneklendirmiş ve tabii ki de bu örneklerini ayetler ile kuvvetlendirmiş. Maalesef ülkemizdeki belli bir kesim Müslüman olmasına rağmen, uydurmalara, dogmalara, hurafelere inandığı için karşısına ayetler ile ispatlar sunulunca rahatsız olurlar; ama uydurmalara vs. inandıkları için de başka bir uydurmadan yola çıkılarak bir roman yazarının da, Salman Rushdie ‘nün Şeytan Ayetleri isimli kitabı için ölümünü hak görürler hatta ülkemizde de çevirisini yapmak isteyen büyük bir kişiyi de Sivas’ta otelde “Allah’ım bu senin ateşin” diyerek yakmayı kendilerine hak görürler, keşke bu düşüncelerden kurtulabilsek de yazarlar da belki o zaman düşüncelere dokundurma gereği duymazlar.
Benim Adım Kırmızı, 1591 yılının kış aylarında, zamanın İstanbul sokaklarında, bir kahvehanesinde, bir evinde hatta sarayın hazine odasında geçen 9 günlük bir hikâye. Orhan Pamuk, Benim Adım Kırmızı kitabını en iyimser kitabı olarak tanımlıyor ama acaba sonradan en iyimser kitabı Kafamda Bir Tuhaflık olmuş mudur onu da
-Anneler ve Çocuklar-
Anne öldü mü çocuk
Bahçenin en yalnız köşesinde
Elinde siyah bir çubuk
Ağzında küçük bir leke
Çocuk öldü mü güneş
Simsiyah görünür gözüne
Elinde bir ip nereye
Bilmez bağlayacağını anne
Kaçar herkesten
Durmaz bir yerde
Anne ölünce çocuk
Çocuk ölünce anne