Ahlakın Tanrı'nın emirlerinin yerine getirilmesi dolayısıyla elde edilen bir şey olduğuna inanan birisinin yaşadığı ikilem şudur:
Tanrı, emrettiği ve sevdiği eylemleri, ahlaken iyi olduğu için mi emreder ve sever? Yoksa Tanrı'nın emretmesi ya da sevmesi mi, emrettiği ve sevdiği eylemleri ahlaken iyi yapar?
İlk seçeneği düşünün. Eğer Tanrı, emrettiği ve sevdiği eylem ahlaken iyi olduğu için emrediyor ve seviyorsa, bu durumda ahlaki olan Tanrı'dan bağımsız bir anlam kazanır. Tanrı, böylesi bir durumda evrende önceden beri var olan ahlaki değerlere yalnızca tepki verir: Bu değerleri yaratmak yerine onları keşfeder. Böylesi bir bakış açısıyla, Tanrı her ne kadar ahlak üzerine, biz insanların sınırlı aklıyla dünyadan azar azar edineceği bilgiden daha güvenilir bir bilgi sunsa da, Tanrı'nın bahsi dahi geçmeyen bir ahlak tanımından söz etmek mümkün hâle gelir. Dolayısıyla bu görüşe göre Tanrı, ahlakın kaynağı değildir.
İkinci seçenek ise, Hristiyan etiğini savunanlar için muhtemelen ilk seçeneğe kıyasla daha bile az cezbedicidir. Tanrı, doğru ile yanlışı sadece emirleri ya da onayı üzerinden yaratıyorsa, bu durumda ahlak adeta keyfi bir şeymiş gibi görünür. Tanrı ilkece cinayeti ahlaken takdire şayan ilan edebilir ve bu durumda cinayet ahlaka uygun hâle gelebilirdi. Tanrı'nın emirlerinin bir sistemi olarak ahlakı savunan birisi buna, Tanrı'nın iyi olduğu ve O'nun böyle bir şeyin insanoğlunun başına gelmesini istemeyeceği için cinayeti hiçbir zaman ahlaken takdire şayan ilan etmeyeceği yanıtını verebilir. Fakat burada "iyi"yle kastedilen "ahlaken iyi" ise, bundan, "Tanrı iyidir." yargısının "Tanrı, kendi kendini onaylar." anlamını da verebileceği sonucu çıkar. Bu, açıktır ki, inanan birinin "Tanrı iyidir." dediği zaman kastettiği şey olamaz.