“Savaş her egemen kesim tarafından kendi uyruklarına karşı verilmektedir ve savaşın amacı toprak ele geçirmek ya da toprak yitirmeyi önlemek değil, TOPLUM YAPISININ HİÇ DEĞİŞMEDEN SÜRMESİNİ SAĞLAMAKTIR. Demek ‘savaş’ sözcüğü bile, yanıltıcı bir anlam kazanmıştır. Savaşın, sürekli bir niteliğe bürünmekte, savaş olmaktan çıktığını söylemek belki de doğrudur ... Gerçekten sürekli olacak bir barış, sürekli bir savaş ile aynı kapıya çıkardı. Parti üyelerinin büyük çoğunluğu daha dar bir anlamla anlasa da, parti sloganının özündeki anlam budur: Savaş barıştır.“
Bir kimsenin kendisini ilgilendiren meseleler üzerinde yapacağı uslamlamalarda yanlış yargıda bulunması halinde zarar görmesine neden olan durumlarda, çok daha fazla gerçeklikle karşılaşırız; odasında oturup kitaplarla boğuşan, hiçbir etki yaratmayan ve kendisi için sonuçsuz kalan kurgularla uğraşan bir insan bu konuda daha geridedir; o insan yaptığı işten dolayı kibre kapıldıkça, giriştiği kurgulamalar sağduyudan iyice uzaklaşır, zira onları gerçekçi kılmak için zihnini daha fazla yoracak ve daha fazla yapaylığa başvuracaktır.
“En iyisi düşünmemekti. Kaçmaktı. Kendi içime kaçmak. Fakat bir içim var mıydı? Hatta ben var mıydım? Ben dediğim şey, bir yığın ihtiyaç, azap ve korku idi.”
“Şimdi onu nasıl inandırabilirim bütün bu süreyi onunla birlikte yaşadığıma? Onu unutmuş gibi yaşarken onu düşündüğüme. Anlamaz, görünüşe kapılır, anlamaz. Başkasına rastladığım için, bu yeni ilişkinin her şeyi unutturduğunu düşünür. Oysa her şeyi hatırlıyorum...”