Bay C

"Sınıf atlatılması çocuk için seyrek durumlarda bir avantaj oluşturur; çocuk genellikle karşılayamayacağı beklentilerin yükü altında ezilir. Yaşça sınıf arkadaşlarından hayli büyük olması ya da arkadaşlarından daha hızlı tempoyla gelişip ilerlemesi koşuluyla bir çocuğa sınıf atlatılması düşünülebilir. Ne var ki sınıf bizim önerdiğimiz gibi birlik ve bütünlük içinde bir topluluk oluşturuyorsa, üyelerden birinin başarılardan bütün sınıf yararlanır. Aralarında parlak öğrencilerin bulunması sınıftaki öbür öğrencilerin daha çabuk ilerlemesini, daha başarılı olmasını sağlar. Kendilerini uyaracak, şevke getirecek bu parlak öğrencilerin aralarından alınıp bir üst sınıfa koyulması, birlik ve bütünlük içindeki topluluğun diğer üyelerine haksızlık olur. Sınıf atlatmak yerine üstün zekâlı bir öğrenciye normal sınıf ödevlerinden ayrı olarak ek ödevler verilmesi, örneğin kendisine resim çalışmaları yaptırılması daha uygun bir davranıştır. Bu ek ödevlerde elde edeceği başarılar sınıftaki diğer arkadaşlarının öğrenme arzusunu da güçlendirecek, onları yeni ilerlemelere özendirecektir."
Sayfa 196 - Say Yayınları·Kitabı okudu
Psikoloji
"Sınıfların çok kalabalık oluşu kuşkusuz sakıncalıdır. Kalabalık sınıflarda bazı çocukların sorunları ortaya çıkarılıp kolay çözüme kavuşturulamaz. Bir öğretmenin bütün öğrencilerini esaslı biçimde tanıması gerekir, yoksa onların derslere ilgi duymasını ve çalışmalara katılmasını sağlayamaz. Çocukların pek çok yıl aynı öğretmende okumalarını ben yararlı görmekteyim."
Sayfa 195 - Say Yayınları·Kitabı okudu
Psikoloji
Gelişimde yerinden oynatılmaz sınırların varlığına inanan hiçbir öğretmen, bir çocuğun kendi gelişiminin önüne çektiği sınırları genişletmenin üstesinden gelemez. Bir çocuğa, "Sende matematik yeteneği yok." diyen öğretmen, kendi konumunu kolaylaştırır belki; ama söylediği sözler, çocuğun cesaretini kırmaktan başka işe yaramayacaktır. Bu konuda benim kendi başımdan bir olay geçti: Birkaç yıl boyunca matematikte sınıfın kalın kafalı bir öğrencisiydim, kendim de matematik yeteneğinden düpedüz nasibini almamış biri olduğuma yürekten inanmıştım. Şansım yaver gitti, bir gün bir matematik problemini çözme başarısını gösterip buna hem kendim şaşırdım, hem öğretmenimi şaşkınlığa sürükledim. Bu başarı, matematik karşısındaki bütün tutumunu değiştirdi. O zamana kadar hiç ilgi duymazken, bu dersten zevk almaya başlamıştım, her fırsattan yararlanarak matematik konusundaki becerimi artırmaya çalışıyordum. Zamanla matematikte en başarılı öğrencilerden biri olup çıktım. Yaşadığım bu olay, sanırım olağanüstü yeteneklere ya da kalıtımsal becerilere ilişkin kuramların tutarsızlığını anlamama yardım etti.
Sayfa 195 - Say Yayınları·Kitabı okudu
Psikoloji
"Topluma kuşaklar boyu pek çok yetenekli kişi armağan etmiş ailelerde de kalıtımsal etkenleri varsaymamız için bir neden yoktur. Daha çok, aile üyelerinden birinin başarısının ötekileri uyarıp teşvik edici rol oynadığını, aile geleneğinin çocuklara gelenekte saklı tutkuların peşinden gidip onları talim ederek ve pratikte uygulayarak güçlenmelerine olanak verdiğini kabul ederiz. Diyelim büyük kimyacı Justus von Liebig'in bir eczacının oğlu olduğunu öğrendik, kendisindeki kimya yeteneğinin kalıtımsal nitelik taşıdığını düşünmeyiz. Çevresinin sevdiği bir konuyla uğraşmasına olanak verdiğini, başka çocuklardan büyük çoğunluğu henüz kimyadan bir şey anlamazken onun bu bilim dalına geniş çapta aşinalık kazandığını bilmek, durumu açıklamamız için yeterlidir."
Sayfa 194 - Say Yayınları·Kitabı okudu
Psikoloji