“Ne gereksiz, ne beyhude bir çaba! Kendi kendini kandırmanın alemi var mı?”(s.14)
Dostoyevski’nin borç içinde kaldığı bir zamanda kumarbaz kitabı yazarken zamanla yarışıyor. Bir sözleşmenin baskısı altında kalıyor. Yetiştiremezse eserlerinin yayın haklarını kaybetme riski taşıyor. Bu yüzden günler içinde, adeta koştura koştura yazıyor. Kitabı için bit katiple birlikte çalışıyor, kumarbazı yazarken cümleleri konuşarak hızla yazdırıyor.
Ortaya çıkan metinde haliyle sadece bir kurgu olmuyor. Kendi hayatında yaşadığı sıkışmışlığı ve kumarla olan ilişkisini ve insanın zaaflarını anlatıyor.
Romanın içinde bir kumar şehri kuruluyor. İnsanlar paranın etrafında dönüyor. Herkes bir şey bekliyor, miras, fırsat, kurtuluş. Ama bu bekleyiş karakterleri sakinleştirmiyor aksine içten içe kemiriyor.
Anlatıcı bir yandan bir kadına bağlanıyor, bir yandan kumarın içine çekiliyor. Kumar sadece para kazanma işi olmaktan çıkıyor, insanın kendi sınırlarını zorladığı bir yere dönüşüyor. İnsan kendini izler gibi oluyor ama yine de duramıyor.
Kumarla birlikte insan her zaman kazanmak için oynamıyor. Bazen kaybedeceğini bile bile devam ediyor. Çünkü mesele para olmuyor mesele insanın kendi içindeki boşluğu doldurmaya çalışması oluyor.
Kumarbaz, sadece kumarı anlatan bir kitaptan ziyade İnsani zaafları, bağımlılığı ve içsel çatışmayı vurguluyor. Dosto’nun dilinden insanın zaaflarını, tutkularını ve kendiyle olan mücadelesini görmek istiyorsanız, Kumarbaz okunmayı fazlasıyla hak ediyor.
Herkese keyifli okumalar