Yalçın Atış

Yalçın Atış
@Bilmez_kisi
Sürükleyici bir kitap önerisi mi ?! Bir Jack London okyanusun derinliklerine kadar sürükleyebilir sizi meselâ; Camus kayıtsızca ölümü bekletirken mahpusta, Yaşar Kemal isyan türküleri kuşanıp dağlara sürükleyebilir sizi pekâlâ..
Başın öne eğilmesin, Aldırma gönül, aldırma; Ağladığın duyulmasın, Aldırma gönül, aldırma... Dışarda deli dalgalar Gelip duvarları yalar; Seni bu sesler oyalar, Aldırma gönül, aldırma... … Dertlerin kalkınca şaha Bir küfür yolla Allaha... Görecek günler var daha; Aldırma gönül, aldırma... Kurşun ata ata biter; Yollar gide gide biter; Ceza yata yata biter; Aldırma gönül, aldırma...
Sayfa 33
Alıntı
Yalçın Atış
Sinop zindanından bütün sürgün ilerici ve aydınlara dayanma gücü olmuş eşsiz sözler ve Edip Akbayram'ın muhteşem yorumuyla halkına yadigar bir şaheser✊️
Reklam
"Yalnızlık farzdır". Belki yalnızlıktan kurtulamıyoruz da, bizi kimlerin terk edeceğini seçebiliyoruz ancak.
Sayfa 200 - Zekam, hayalini kurduğum kadar zeki olmama elvermiyor — Everest Yayınları
Edebiyat
Yalçın Atış
Kitaplara sığınmak da sünnet olabilir olsa olsa ☺️
8/10
·280 syf.··
2026 17. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 29 Mayıs 2026 15:30
Livaneli, kitabın kapağına Magritte’in o yüzleri örtülü aşıklarını koyarken bize en büyük ipucunu aslında en başta vermiş. Biz bu hayatta kimi seviyoruz? Karşımızdaki kanlı canlı insanı mı, yoksa kendi zihnimizde yarattığımız o kusursuz imgeyi mi? Kitap boyunca Ahmet’in o buz gibi, duygulardan arındırılmış dünyasında yürürken aslında modern insanın trajedisini izliyoruz. Ahmet, acı çekmemek için hissetmemeyi seçmiş bir adam. Bu bir korunma kalkanı mı, yoksa bir korkaklık mı? Bana kalırsa bu, bir insanın kendi kendine verebileceği en ağır ceza. Hiçbir şeye dokunmadan, hiçbir şeyi sevmeden yaşamak, nefes alan bir ölü olmaktan farksızdır. Ancak o emekli mühendisin evine giren gazeteci kızla birlikte, o mühürlü kapılar bir bir açılıyor. Ahmet’in bize anlattığı Mehmet ve Olga’nın hikayesi, aslında bir aşk güzellemesi değil; aşkın bir insanı nasıl adım adım deliliğe, saplantıya ve nihayetinde bir yıkıma sürükleyebileceğinin kanıtı. Livaneli burada kalemini bir neşter gibi kullanıyor; aşkın o parıltılı kabuğunu soyuyor ve altındaki o ürkütücü bencilliği gösteriyor. "İnsan soyunun en tehlikeli duygusu aşktır," cümlesi kitabın orta yerinde bir kılıç gibi sallanıyor. Neden tehlikeli? Çünkü aşk, senin "ben"liğini yok eder ve seni hiç tanımadığın bir canavara dönüştürebilir. Kitabı okurken kendimi sürekli bir şüphe içinde buldum. Ahmet’in anlattıkları ne kadar gerçek? Hafıza dediğimiz şey, bizi korumak için gerçekleri nasıl eğip büküyor? Livaneli, okuru öyle bir labirente sokuyor ki, sonunda karşılaştığın gerçekle sarsılmamak elde değil. Sonuç olarak bu kitap bir cinayet romanı gibi başlasa da, aslında bir "kimlik" ve "yalnızlık" manifestosu. Geleneksel değerlerin o sarsılmaz aile yapısının altında bile ne büyük sırlar ve hayal kırıklıkları yattığını gösteriyor. Livaneli, şiirsel
İnceleme
Kardeşimin HikayesiZülfü Livaneli · İnkılap Kitabevi · 2024126,5bin okunma
Yalçın Atış
Halihâzırda okuma sırasına aldığım betiklerin bir de böyle sıkı okurlardan layıkıyla yorumlarını okuyunca iştahla önceliklerini kayırıp baş sıralara alıyorum, zihin emeğinize sağlık.