Söz konusu olan novellada eşit olmayan evlilikler ve Moskova yaşamı realist bir şekilde işlenmiş. Çokça alt konu olması ve konuların dağınıklığı okurunu bir parça sıkabilir, örneğin yazardan
Altıncı Koğuş kitabını okuyup tekrar aynı tadı almak için bu kitaba yönelen kişi hayal kırıklığı yaşayabilir.
Konu bazında baktığımızda dönem Rusya’sı ve problemlerini merakı nedeniyle kitaba yönelen biri de pek çok teknik açıdan doyurucu türevini tercih edebilir.
Düşünce tarihinin ilk bilim kadını olan Hypatia'nın bazı sözleri temelinde öğretici biyografik eser. Eser içeriğiyle bizzat bağlantılı olan Agora filmini de izlemenizi tavsiye ederim.
John Steinbeck ' e kucak dolusu selamlar...
Freud'un görüşlerine hak vermek veya vermemek bir yana dursun, az veya çok her birimizin eğitiminde bir şekilde karşısına çıktığını düşünüyorum. Freud bu eserinde savaş ve ölüm olgularını aşina olduğumuz psikolojik analiz tarzıyla ele alıp sonrasında ortak bir paydada birleştirmiş.
Eseri genel olarak düşündüğümde kendimce itiraz ettiğim pek çok yargı oldu fakat bir noktada ilgimi büsbütün üzerine çekti. Şöyle ki benim için bir eser onu bağdaştırabildiklerim ölçüsünde değerlidir ve bu şey tecrübem, düşüncem, okuduğum bir başka kitap, gördüğüm bir yer, dinlediğim bir şarkı olabilir. Ve Freud'un ölümü değerlendirmesi feci şekilde başta selam vesilesiyle andığım
Cennetin Doğusu 'nu hatırlattı. İkisi bambaşka türde bambaşka kitaplar olabilir ama "bilinçsiz olan" yanımızın ezeli ve ebedi olduğunu ima ettikleri katletme güdüsünü kendi yöntemlerince aynı sonuçla ele almaktalar. Burada ilginç olan
John Steinbeck eski ahitin "hükmedebilirsin" uyarısı etrafında hikayesini bir umuda bağlarken,
Sigmund Freud'un aynı döngü hakkında on emirden biri olan "öldürmeyeceksin" emriyle dikkat çekmesi. Netice olarak bu eserin Cennetin Doğusu'nu okuyan kişilere kitabı derinleştirmekte katkı sağlayabileceğini düşünüyorum.
Son olarak, Freud'un eserini olduğumu düşündüğü gibi BEN'i önplanda tutarak değerlendirmem hoş görünmemeyebilir. Fakat yapmasam da zaten yaptı demeyecek miydi?
Luigi Pirandello
Okuruna gerçeğin köşelerini sorgulatan muazzam bir oyun türü eser. Oyunun başından sonuna kadar karakterlerimiz Agazzi'nin evinde, Bay Ponza'nın aile sırları hakkındaki gerçeğe ulaşmaya çabalamaktadır. Kitabın sonunda aslında benim de Bay Agazzi'nin evindekilerden biri olduğumu ve kâh Bay Ponza'nın, kâh kayınvalidesinin gerçeği söylediğine inandığımı farkettim. Yazarsa Laudisi karakteri olup, bir köşede çabama ve çıkarımlarıma kahkahalarla gülüyordu...
Kitap içerik itibariyle, kendini cahil filozof olarak tanımlayan Voltaire'in din felsefesinin bazı temel meseleleri hakkındaki görüşlerini mantık ilkelerine uygun bir şekilde özetlemesinden oluşuyor. Eserde ayrıca Voltaire'in klasikten moderne etkilendiği ya da tutarsız bulduğu pek çok düşünürle ilgili fikirlerine rastlamak mümkün.
Her ne kadar konusu itibariyle okunmasının zor olabileceği düşünülse de felsefe içeriği okumaya alışkın olmayanlar için bile; örneklendirmelerinin oldukça somut/hayata yakın olması, eleştirilerini mizahi uslupla yapılması, düşüncelerin uzatılmadan kısa bölümler halinde aktarılması gibi nedenlerle akıcı ve keyifli bulunacaktır.