Çünkü bu çağ, talep ettiği hızı, yarışı ve güçlü olanın ayakta kalması beklentisini karşılayamayan herkesi bir aracın insafına terk edip ölüme gönderenlerle dolu bir çağ.
…
Bir acayip gezegene döndük: bir kısmımız tıka basa yedi diye, diğer büyük bir kısmımız ise bir şey yemedi diye ölüyor. Tatsız, tutsuz, ruhsuz ve şuursuz bir gezegen oluverdik.
Çünkü var ya sokakları çok temizdi batının. Kaldırımları çok inceydi. Ayhan'ın bilekleri kadarı inceydi. Binaları yüksekti. Oradan bütün yeri ve göğü seyrederek ona rol biçiyorlardı. Afrika'yı ve Asya'yı biçiyorlardı. Adına Ortadoğu dedikleri bir yer vardı bu ikisinin arasında. Çamurlu ve biraz kıraçtı. İnsanları ölümlüydü. Avrupa ölümsüzdü. Tanrıyı öldürdükten sonra ölümü de öldürmüşlerdi.
Göbelez Baba, "Zengin de ondan!" dedi, "Vicdan azabı zenginlere mahsus bir acı olmalı. Kırılan bir kolun, kesilen bir bacağın, oyulan bir gözün acısı hakkında en ufak fikirleri olmadığı için sadece vicdan acısı çekerler. Eh! Haklılar da! Çünkü acı çekmek, insanın ihtiyaçlarından biri. Hele kalkıp bir de günah işlemişsen! Cennette olsan da bu ihtiyacı gidermek istersin".