Yaşamının en güzel bölümünü uğruna harcadığı o gizli umut vardı. O umudu beslemek için onca ayı gözünü kırpmadan harcıyor yine de vaktin yetmediğini fark ediyordu .
Henüz vakit varken, gülüm,
Paris yanıp yıkılmadan,
henüz vakit varken, gülüm,
yüreğim dalındayken henüz,
ben bir gece, şu Mayıs gecelerinden biri
Volter Rıhtımı’nda dayayıp seni duvara
öpmeliyim ağzından
sonra dönüp yüzümüzü Notrdam’a
çiçeğini seyretmeliyiz onun,
birden bana sarılmalısın, gülüm,
korkudan, hayretten, sevinçten
ve de sessiz sessiz ağlamalısın,
yıldızlar da çiselemeli
incecikten bir yağmurla karışarak.
…
Henüz Vakit Varken GülümNazım Hikmet Ran
“… Bachmann da bu ilk mektuba, o zamana kadar kendisi için yabancı olan, fakat
yine de aydınlatmak, sevmek ve sahiplenmek istediği Celan’a “Senin o yabancı, siyah
saçlı başını ellerimin arasına almak, göğsündeki taşları itmek, karanfilli ellerini serbest
bırakmak ve şarkı söylediğini duymak istiyorum.” cümlesiyle yaklaşmak ister. Kendisinin de belirttiği üzere, Celan’ın yaşamış olduğu zorlukları bir bir bertaraf etmek ve hayatına daha iyi bir şekilde devam etmesi için onun ellerinden tutmak istediğini belirtir. Çok hassas ve kırılgan bir kalbe sahip olan Bachmann belki de acılar içinde kalmış olan “kaybolmuş ruhun” kendisini bulmasında bir anne şefkatiyle yardımcı olmaya ve onu bütün karanlıklardan korumaya çalışmıştır.”
Ne kadar da kırılganız, diye düşündüm, ağzımızda büyük sözler geveler dururuz, her gün ve durmadan sağlamlığımızı ve aklımızı överiz ve bir anda devrilir ve ağlamamızı bastırmak zorunda kalırız.