Yeşil deniz gibi gözleri vardı
Beyaz tüyleriyle bir küme kardı
Ağzını süsleyen sedef dişlerdi
Baygın nazarı ta ruha işlerdi
Severken aldatıp birden kaçardı
Okşarken apansız pençe açardı
Onda bir kadının gururu vardı
Sürmeli gözlerinden riya akardı
Nazım Hikmet Ran
Görüyorum, filologlar
Kandırmışlar seni, kandırdıkları gibi kendilerini de
Özgüdür kendine mitolojik kadının durumu:
Yansıtır onu ozan işine geldiği gibi;
Amma da güzel yemekleriniz varmış, bir yedim, bir yedim. Siz bu kadar güzel yiyecekleri nereden buldunuz?
Allah verdi, diye güldü Ferhat Hoca.
Sizin böyle ne güzel Allahınız var, bizim Allah bize hiç böyle yiyecekler vermiyor. Böyle bir Allahınız varsa hiç sırtınız yere gelmez, bu dünyada da, öteki dünyada da... Sizin Allahınız çok yaman.
Yaman, dedi Ferhat Hoca.
Bizim Allahımız çok fıkara. Bizim Allahımız bizden de fıkara olacak.
"Onun da bir şeyleri var," dedi Hoca.
Tövbe de, dedi çocuk. “Bir şeyleri olsa bize de verirdi."
Verecek.
Vermeyecek.