Taşlık’tayım. Elimde makas. Yağmur yağıyor. Tulumbanın kıyısına oturdum. Önümde cansız bebekler. İçine böcekli yünler dolduracağım, büyülü kağıdın arasına da altın sarısı saçlarımdan. Büyülü bir bebek yapmalı. Tam kalbinde saçlarım. İğneyi oraya,hayatının aktığı yere sokmalı ki benim yandığım yerden yansın. “Ah,” desin. gerisini getiremesin ….
Gelişmesine önem verilmemiş çocuk millî servete ihanettir. Vatandaşın çözüm üretmek yerine şikâyet etmeye harcadığı zaman da, damlayan musluk gibi ulusal bir israftır.
Geceleri uyanır,
Gecelerin en karanlığında,
Üstüne üstüne çullanır o zaman felaketleri.
Kara kuşlar gagalar
Bir deri bir kemik boynunu.
Aydınlıkta hep gülümseyen
Saygın yaşlı değil,
Yatağında büzülmüş
Çok küçük bir ihtiyardır şimdi.
Her şeyi içinde boğmaya mecbur olmak, diri diri mezara kapanmaktan başka nedir? Ah Maria, niçin seninle bir pencere kenarında oturup konuşamıyoruz? Niçin rüzgârlı sonbahar akşamlarında, sessizce yan yana yürüyerek ruhlarımızın konuştuğunu dinleyemiyoruz? Niçin yanımda değilsin?