“POYRAZ BİR HİKÂYE” Kitabımın ilk bölümleri hikâyeler kısmında.Okuyup yıldızlayarak destek verebilir,yorum ve eleştirilerinizle yol gösterici olabilirsiniz.Vakit ayıran herkese teşekkürler.
#272384665Cahit ZarifoğluOğuz AtayFyodor Dostoyevski
Her şeyi yutuyorlar ve hiçbir zarar görmüyorlardı, çünkü tıpkı bir mısır tanesinin bir kuşun bedeninden sindirilmeden geçip gitmesi gibi, yuttuklarından geriye bir şey kalmıyordu.
‼️🚨YENİ BÖLÜMDEN🚨‼️
Ahmet KOZA bir trafik kazasında yaşamını yitirmişti.
Cenaze günü yükselen feryatlar, toprağa düşen gözyaşları ve annesinin ellerini havaya kaldırarak ettiği yakarışlar…
Poyraz’ın zihnine bir mıh gibi saplandı.
O gün orada duran Yavuz içinse bu, henüz ölümün ne olduğunu bile tam anlamayan bir çocuğun kalbinde kopan ilk fırtınaydı.
Sessizdi…
Anlamaya çalışıyordu.
Ama acının dili, çocuklara başka türlü konuşur.
Ahmet KOZA geride üç kız çocuğu daha bırakmıştı; üçü de Yavuz’dan büyüktü.
Ölümün ne demek olduğunu daha fazla biliyorlardı belki, ama bildikleri şeyin ağırlığı da bir o kadar çoktu.
Cenazede dökülen yaşlar, sadece bir hayatın yok oluşuna değil; yaşanamamış bir babalığın yasına akıyordu.
O baba hiçbir zaman evin baş köşesindeki koltuğu sahiplenememişti. Sofrada kaşığı ilk karıştıranın kendisi olduğu anların sayısı, geride bıraktığı yılların sayısı kadardı belki de. Kapıdan girerken “geldim” dediği anlar; akşam işten çıkmış bir adamın eve geliş coşkusunu değil, aylar sonra gelen bir babanın özlemini taşırdı…
Uzakta bir yerlerde, akşamları yolları adımlayan, onları düşünen, bir gün dönecek olan büyük bir çınar gibi hissediliyordu.
Ama o çınar artık yoktu…
Ve artık ne kadar yol kat edilirse edilsin, o gölgeye varmak mümkün olmayacaktı. Bir hayat mesafesi kadar uzaktı. Evdeki feryatlar aslında buna ağlıyordu; yokluğun değil, hiç yaşanamamışlığın matemiydi o. Gecikmiş bir baba figürü değil; hiç gelememiş bir hayatın, geriye dönüşsüz bir kaybıydı bu.
Yavuz, tüm bu olanları bir köşeden sessizce izliyordu. Poyraz hemen yanındaydı; küçücük kalbiyle, çocukça cümlelerle moral vermeye çalışıyordu.
Ama ne söylenebilirdi ki?
Bazı hikâyeleri yalnızca kader anlatırdı. Ve bu da onlardan biriydi. Kaderin görünmeyen elleri, bir kez daha habersizce acıdan bir