Kızını özlemişti. Hasta olan eski eşini özlemişti. Özlem garip bir duygu diye düşündü. Sonra Aruoba’nın ünlü şiiri kafasında canlandı.
“Özlediğin, gidip göremediğindir; ama, gidip görmek istediğin
Özlem, gidip görememendir; ama gidip görmek istemen
Özlediğin, gidip görmek istediğin, ama gidip göremediğin
Özlem, gidip görmek istemen ama, gidememen, görememen;
gene de, istemen.''
Susmak yalnızlığın ana dilidir, Ömür hanım, şiiridir,
beni konuşmaya zorlama ne olur.
Sözün sularını tükettim ben,
kaynağını kuruttum.
Geriye bir büyük sessizlik kaldı yüreğimde,
kalabalıklar, kalabalıklar kadar büyük...
Yalnızım Ömür hanım,
Geceler boyu akıp giden ırmaklar gibi karanlıklar içre,
öyle yitik, öyle üzgün, yalnızım...
Sularım toprağa sızıyor bak.
Yüzümü geceler örtüyor.
Binlerce taş saklanıyor içimde.
Kim kimin derinliğini görebilir, hem
hangi gözle?
Kendilerinin olan tek sözcük yok dillerinde,
öyle çok konuşuyorlar ki...
Bir söz insanın neresinden doğar dersiniz?
Dilinden mi, yüreğinden mi, aklından mı?
Düşlerinden mi yoksa gerçeğinden mi?
Ve kaç kapıdan geçip yerini bulur bir başka insanda?
Yerini bulur mu gerçekten?
Sözü yasaklamalı Ömür hanım yasaklamalı...
Kimsenin kimseyi anlamadığı bir dünyada söz boşluğu dövmekten başka ne işe yarıyor ki?
Olanağı olsa da insanların yürekleri konuşabilseydi dilleri yerine,
her şey daha yalansız,
daha içten olurdu.
Aklı silmeli diyorum insan ilişkilerinden.
Yanılıyor muyum?
Olsun. Yanıldığımı biliyorum ya...