"oysa ben her an sana bakmak, bir sözünü kaçırmamak; bir kıpırdanışını, yüzünün her an değişen bütün gölgelerini izlemek, her an yeni sözler bulup söylemek istiyorum. her mevsimde, her gittiğimiz yerde, insanlarla ve insanlarsız, aşkın değişen yansımalarını görmek istiyorum. bütün bunlar beni yoruyor. sen orada duruyorsun ve beni seyrediyorsun sadece. senin için sevmek, su içmek gibi rahat bir eylem. ben, her an uyanık olmalıyım."
“hayat seni istediği kadar ürkütsün, canını yaksın sevdiğin farklı maskeler takınsınlar... hayat bu de, kendi kendine ikinci kez çağrılmayacağım bir oyun, bir zevkler ve acılar oyunu, bir inançlar ve aldatmacalar oyunu, bir maskeler oyunu, bir aktör ve bir gözlemci gibi sonuna kadar oyna.”
hani sana birgün, "bunu izsiz bırakmamalıyız, insanlar bilmeli bunun gerçek olabildiğini" demiştim; sen de "yaz" demiştin ya, işte şimdi bunu yapıyorum.
anlamını kaybettirdiği zamanına, ruhuna, yaralarına, ışığına, saygıyla...
“...ama nedir günler, nedir aylar? benim için bir önemi yok onların; mezarda olan için zaman, anlamını kaybeder.
yaralar vardır hayatta, ruhu cüzam gibi yavaş yavaş yalnızlıkta yiyen, kemiren yaralar…"